Özü öze bağlayalım
Sular gibi çağlayalım
Bir yürüyüş eyleyelim 
Tevekkeltü taalallah  
                    Pir Sultan Abdal

Nerede baskı varsa orada direnç doğar. Baskı; bedene, ruha, yaşam hakkına, özgülüklere, onura, işe ekmeğe ağır gelmeye başladıkça kurtulma refleksleri doğal olarak harekete geçer. Ezilen kurtuluş yolu arar. 

Tarihin derinliklerinden günümüze mülk ve servet üzerinden gelen kavgaların en ünlülerinden Spartaküs’ün ve 60 kişilik gladyatör kölelerin başlattığı yürüyüş, Musa’nın yürüyüşü, ilk Müslümanların Mekke - Medine yürüyüşü, Gandi’nin Tuz Yürüyüşü, Mao’nun Yoldaşlarıyla 10.000 Km lik yürüyüşü,1969 da Kızılderili yürüyüşleri v.b. büyük değişikliklerin başlangıcı olarak tarihteki yerini almıştır.

Bizde; Cumhuriyet tarihi içinde emek hareketinin daha adil ve demokratik bir gelecek için 15-16 Haziran büyük işçi yürüyüşü bir dönemin kapanmasına yol açarken, emek- sermaye kavgasının zirve yaptığı bir dönemin kapısını aralamıştır. 1 Mayıs yürüyüşleri kitlesel halk hareketlerine dönüşmesine yol açmıştır.
Zonguldak Büyük Madenci Yürüyüşü, ekonomik taleplerle yola çıkılmış zorlu bir yürüyüş olmakla birlikte  emekçi halk hareketlerine referans olacak bir miras bırakamamıştır.

Yakın tarihimizin Gezi Direnişi, kendini tarihe altın harflerle yazdırdı. Milyonları harekete geçiren, çevre talebinden demokratik, sosyal, siyasal, ekonomik ve özgürlük taleplerini de içine alan isyana dönüştü.  Sadece ülkede değil, dünyada büyük ilgi uyandıran barışçı bir eylem olarak devletin ve onu yönetenlerin zulmüyle karşılaştı. Gezi Direnişi  baskı altında kalan   laik sosyal grupların  bir örgütlü önderliğe dayanmadan ortaya çıkan dirençtir. Bir nefes alma halidir. Devlete ve onu yönetenlere “Bi dakka” deme durumudur. Etkilerini  ve bırakacağı demokratik miras olacak mı? Zamanla göreceğiz.

“ADALET” Yürüyüşü

En başta belirtmek gerekir ki, Ankara ve İstanbul  yürüyüşü biçim ve içerik olarak her türlü övgüyü ve desteği, dayanışmayı hak ediyor. Adalet gibi  büyük talebi önceleyen bir eylem, insanlığın günümüze taşıdığı en kutsal yaşamsal değerlerin başından gelir. Ezen ve ezilenlerin kadim kavgasında adaletsizlik, zorbalık karşısında haksızlığa uğrayanlar hep adalet talep etmiştir.
Bu gün o gündür. Ortada büyük  adaletsizlikler vardır. 40 yıla yaklaşan Kürt savaşı, darbeler, darbe teşebbüsleri, zaten demokratik olmayan yasa ve anayasal düzenin iyice bozulması, olağanüstü hal yöntemleri, dikta yöntemleri, iş ve aş üzerinde oynanan oyunlar, hukuksuzluk, mafya yöntemleri, rüşvet, talan, yolsuzluk, güç ve yetkinin tek elden toplanmaya kalkışılması, savaş çığırtkanlığı, nefret ve ötekileştirme, haksız hukuksuz hapsetme, bilimden uzaklaşma ve gerici hareketler, gelir dağılımındaki  büyük bozulma, basın yayın ve düşünceyi açıklama ve yayma haklarının suç sayılması, inanç ve cinsiyet üzerindeki baskılar gibi   adaletsizliklerin oluşması ADALET talebini kaçınılmaz olarak en temel insan hakkı olarak önümüze koymuştur. 

Ancak; (Ancaklı, amalı, fakatlı konuşmayı yazmayı da genellikle  sevmem) Adalet Yürüyüşü ’nün başını Sn. Kılıçdaroğlu’nun  çekmesi ve başta CHP’liler ve diğer demokratik kamuoyunun şartsız destek vermesi, adalet talebi olan bir çok kesime  umut aşılamış olmakla birlikte, CHP’nin ve Genel Başkanları’nın bu güne kadar demokrasiden çok ceberut devletin bekası adına, vesayetçi yapısı  bizleri acaba demek durumunda bırakıyor. Mesela Milletvekili dokunulmazlıklarında, kürsü dokunulmazlıklarının kaldırılmasında “Anayasaya aykırı ama EVET diyeceğiz.” dendiğinde ilk önce  HDP milletvekillerinin ADALETSİZLİĞE uğrayacağını bilmek çok mu zordu? Şu an eş genel başkanlar başta olmak üzere TBMM’sinin 3.büyük parti vekilleri bir bir zindanlara atılırken, parlamenter sisteme ve toplumsal barışa büyük darbeler indirilirken sesleri çıkmayanların, sıranın kendilerine gelmesiyle birden ADALET’e sarılmalarını bağışlayın ama anlamaktan zorlanıyoruz. Mesela, Enis BERBEROĞLU’nu serbest bırakıverseler CHP adalet talebinden ısrar etmeye devam edecek mi? 



9 TEMMUZ BULUŞMASI 


Adalet Yürüyüşü 9 Temmuz Pazar günü İstanbul Kartal’da görkemli bir buluşmayla sonlandırılacak şekilde planlanmış. Bu yürüyüşe katılan her bir kadın ve erkeğin tarihe yazdıkları bu eylem, eminim ki bir çok yazıya, öyküye, romana belki filme konu olacak. Katılanların onurla anlatacakları anıları olacak.
Ama asıl olan 25 günlük bu zorlu adalet yürüyüşü Türkiye demokrasisi, barış ve kardeşliğine ne katacak? “Hak, Hukuk, Adalet” talep edenlerin önüne nasıl bir yol haritası koyacak? Ülkeyi adil ve adaletli bir geleceğe evirebilecek mi? CHP ve Genel Başkanı “Herkes için adalet” mi yoksa kendisi için mi adalet  diyecekler? İşin zor ve beklenen yanı bu. 

CHP yönetimi bundan böyle çok daha ağır bir sorumluluk almıştır. Bir, en küçük üyesinden en tepeye,  başta yerel yöneticiler ve her kademe CHP yönetici “ADALET” kavramı üzerinden toplum tarafından gözleme tabi tutulacaklar, test edileceklerdir. İki, Adalet Yürüyüşü 9 Temmuz’da ‘Demokrasi Programı’yla taçlandırılmadıkça katılımcılara ve destekleyenlere güzel anıların ötesinde elbette çok değerli izler bıkacak. Ömrü yetenler izleyip görecek. Çünkü büyük yürüyüşlerin sonuçları da büyük olur. “Adalet herkes içindir” diye yürüyenlerin önünde saygıyla eğiliyorum. 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik