Barış erdemdir. Yaşam hakkıdır. Barış namustur. Barış bebeklerin gülüşüdür. Barış iştir, ekmektir. Aşktır barış. Barış "çok şükür bu günleri de gördük" diyerek yaşlı bir ninenin-dedenin yatağında huzur içinde göçüp gitmesidir. Onu ancak barışı savunanlar gibi yüreği insan, yüreği sevgi, yüreği dayanışma, yüreği kardeşlik duygularıyla mayalanmış, sevgi ve şefkatle büyümüş, her zaman mazlumların, hakkı yenmiş olanların, acı çekenlerin yanında olmayı insan olmanın gereğine inanmış olanlar anlayabilir.

Barışı savunanların öyle koca yürekleri vardır ki "siz onu sevmeseniz de onlar sizi sever" hoş görür. Nefretle büyüyüp nefretle yaşayanlar bunu anlayamazlar.

Türklük arkasına sığınıp nefretini kusanlar "Türk halkının ve yeryüzünün tüm emekçi halklarının duygu dünyasını anlayamazlar. Evde, okulda, karakolda, askerde dayakla adam olma sınavından geçmiş vicdan ve sevgi duyguları dumura uğratılmış olanların, ölü bedenler üzerinden gizli kalmış nekrofili dürtülerini tatmin edenlerin Türk halkıyla uzaktan yakından ilgileri yoktur.

Barışı savunmak, sebebi olmadıkları bir savaşın kurbanlarını ayrıştırmak, ölüm sayılarını yarıştırmak nasıl bir vicdansızlık ve hastalıklı bir akıldır? Birde bunu TÜRK’lük maskesiyle halkımızın duygu dünyasına bulaştırma edepsizliği. Edep yahu.

Sanki Türk halkını bunlar temsil ediyormuş, Sanki Türk’lük bunlardan soruluyormuş, sanki Türk halkının duygu dünyasında üstün ırk, şiddet, savaş, yıkım, kıyım varmış da ve Türk’ler bunlardan başka duygu taşımıyormuş gibi halkımızı insanlığın ve tarihin önünde küçültecek haddini açan, kendi zehirli, kompleksli dünyalarına elet etme edepsizliği. Hadi oradan.

Vatandaşlık bağıyla bağlı olmak” Türk halkının duygu dünyasını anlamaya yeter mi sanıyorsunuz? Evet, medeniyetler beşiği Anadolu savaşlar, yıkımlar kıyımlar tarihi olduğu kadar, asıl olan sevgi ve hoşgörünün mayalandığı kadim topraktır.

Mevlana’nın; Ne olursan ol gel…,Hacı Bektaş-ı Veli’nin; yetmiş iki milleti aynı nazardan gören, Yunus’un; Elif okudum ötürü / pazar eyledim götürü / yaratılanı severim / yaratandan ötürü' insanı, sadece ayrımsız insanlığı kucaklayan, Pir Sultan Abdal’ın; Alınmış abdestim aldırırlarsa / Kılınmış namazın kıldırırlarsa / Sizde şah diyeni öldürürlerse / Ben de bu yayladan şaha giderim. Direnişini, Şeyh Betrettin’in; yarın yanağından gayri her şeyden hep beraber olmak…duruşunu, Anadolu Türkmen Erenlerinin sevgi, barış ve hoşgörü yüceliğini anlayabilir misiniz?

Kaç tane daha ölüm olsa rahatlarsınız? Yüz mü, bin mi, kırk bin mi? Yetmedi mi? Daha ne kadar Mehmet - Memo ölse mutlu olursunuz? Bin mi, bir milyon mu? Belki beş milyon. O zaman empoze etmeye çalıştığınız, Türk’ten daha çok Türklüğün şanını, şerefini kurtarmış, mutlu yataklarınızda yatacak, çocuklarınızı sevebilecek misiniz? Boyun eğmiş teslim olmuş Kürtlerle mutlu mesut yaşayabilir misiniz? Ortada özgürce yaşanabilecek bir vatan kalır mı sanıyorsunuz?.

Vahşi Kapitalizmin, tüyü bitmemiş yetim hakkını sömüren, çalan, yağmalayan, uluslararası sermayenin açık pazarı olmuş devlete tapınanların, Sağlı-sollu-liberali-ulusalcısı-tarikatçısı -cemaatçisi aynı trende savaş tam tamları çalanların zehirli dili bir kez daha iktidar için; “iktidarı – ana muhalefeti” silaha sarılma yarışına girdiler. Denk ve eşit olamayan, bu günden geleceğe düşmanlık tohumları ekmekten başka hiçbir sonuca ulaşmayacağı belli, Amerikan ve Rus emperyalizminin izin verdiği oranda vesayet savaşlarında, Türk’ün yoksul evladının bedeni üzerinden Kürt’ün evini başına yıkmayı “vatanın bekası” diye pazarlıyor. İnanalım mı?

Merak edeniniz var mı? Çanakkale de tüm savaş kurbanları sırt sırta yatıyor kara toprakta. Balkan savaşlarında kurşundan çok koleradan telef olmuş Bulgar ve Osmanlı askerlerinin kireçlenmiş bedenlerinin belki de yüz adım arayla Çatalca, Çorlu, Lüleburgaz, Edirne tarla ve meralarında yattığını bilir misiniz? Yüz elli yıl önce Çerkeslere yapılan büyük acıları, Sarıkamış’ı, Yemen’i, II. Dünya savaşı 60 milyon insan, 6 milyonu çocuk, tarihi ve doğal varlıkların yıkımını anlayabilir misiniz?

Mübadeleyi, savaş sonrası ve öncesi büyük göç trajedileri yaşayanların, atalarının anılarını, emeklerini, mezarlarını bırakıp bilinmeze (Anavatanda olsa) yürümenin, aynen bu gün ki Suriyeli, Iraklı Arap, Kürt, Türkmen, Asuri, Ezidi ve Ermenilerin yurtlarından sökülmesi aynı şey değil midir. Değildir diye nara atanlara, acıları ötekileştirenlere öneriminiz: Atalarınızın anılarına kulak verin. Araştırın. Bu acılarla ilgili yazılmış yüzlerce kitap, çevrilmiş filim, haber ve araştırmalar var.

II. Dünya savaşında Almanların saflarında savaştırılıp ve sonrasında ölüme terk edilen Kırımlıların Mavi Ordu’sunu bilir misiniz? Yada en yakın Çatalca Mübadele Müzesini ziyaret edin. Selanik’ten, Nasliç’ten, Langaza’dan, Ege adalarından ve bir çok yerden rızası dışında balık istifi gemilere doldurup göçe zorlananların, yollarda yaşlıların, çocukların kadınların trajedisini torunları anlayamıyorsa, başka hakların acılarıyla yarıştırıyorsa söylenecek söz kalmamıştır.

Trakya ve Balkan göçmenleri için burası vatan, orası memleketti. O yolculuğa çıkmak zorunda kalanlar memleket hasretiyle göçüp gittiler bu dünyadan. Hala torunları mübadele anmaları yapıyor, atalarının yurduna anı gezileri düzenliyorlar.

Bizler "az misafir kaldığımız bu ölümlü bu yaşanası dünyada" mülk servet ve iktidar zehirlenmesiyle zulmedenlerin figüranlığını yapan, insani, tarihi bilgileriyle değil, öğretilmiş ezberlerle yaşam hakkınıza kan doğrayanlara karşı barışı, savunmaya devam edeceğiz.

Barışı savunmak, en güçlü duygularla barışı korumak ortak vatanı savunmaktır. Vatanın birliğini, dirliğini savunmaktır. Zenginin çocuğu vatanın kaymaklı zenginliklerinde semirirken, yoksul hamalın, köylünün, işçinin sözleşmeli evladının canı üzerinden vatan savunuculuğu(!) sizi “vatansever” yapmaz. Maaş bağışı kampanyaları yapmakta sizi vatansever yapmaz. Giden canın bedeli zenginin parası, üç kuruşluk bağışı mı? Vicdanlarınız rahat mı?

CHP’li belediyelerin ve İlçe örgütlerinin Mehmetçiğe destek adıyla düzenledikleri “biz AKP den daha çok savaşçıyız” kampanyaları Mehmetçiğin yaşam hakkına düşmanlıktır. En az AKP kadar kan üzerinden seçim kampanyalarından pay kapma yarışıdır. Mehmetçiğe destekten gerçekten samimiyseniz, yoksulluğa, yolsuzluğa ve işsizliğe karşı savaşın. Hiçbir sonuca ulaşamayacak bu savaştan yüzde 50+1 çıkarmak isteyenlere dur deyiniz. Emperyalist silah tekellerinin ürettiği silahlarla, onların gözetim ve denetiminde yürütülen bu savaşa hayır deyiniz. Mehmetçiği sevmek yaşamını savunmaktır.

"Ey bu topraklar için  / Toprağa düşen".   Bir karış toprağın   / Var mıydı yaşarken?  “

Mehmetçiği sevmek kurum ve kuruluşlarıyla işleyen demokrasinin ipine sıkıca sarılmaktır. Laik demokratik cumhuriyeti savunmaktır. Herkesin dilinde düşürmediği “Adaleti” savunmaktır.

Savaşlar bir gün biter. Düşmanlar dost olur. Düşenlerin adı bile hatırlanmaz. Kumarhaneler cennetine dönüşen Kıbrıs gazi ve şehitlerinin adını hatırlayan var mı? Yarın olacak barışı bu günden savunmak ve kurmak çok mu zor? Suç mu? Tarihte en kanlı savaşlarda birbirlerinin kanını içmiş devletler ki, bunlar hep yoksuların kanaydı, bugün barışmamış olan var mı? Bir de ağzınızda barış çıksın be kardeşim. Sorunlarımızı emperyalistlerin hakemliğine ve müdahalesine bırakmadan demokrasi içinde çözmek çok mu zordu? Her devirde boyun eğdirme siyasetinin geldiği yer kırk yıllık çatışma ve savaş.

Bölünmekten mi korkuyorsunuz? Tarih ülkelerin barışta değil, savaş ortamlarında bölündüğüyle ilgili sayısız ibretlik örneklerle doludur. Eğer gerçekten ülkenin birlik ve dirliğini istiyorsanız savaşı durdurun. Bedeli ne olursa olsun bu bizi ve sizi gerçek vatansever, gerçek yurtsever ve insan yapar. Aksi halde en büyük bölücü siz olursunuz. Karşılıklı atılan her kurşun bölünmeye maddi manevi atılmış bir adımdır.

Güçlünün gücü silahında değil, demokrasi ve adaletindedir. Barış ise yaşamın teminatıdır.

Ya birlikte kardeş gibi yaşamayı öğreneceğiz ya da aptallar gibi hep beraber yok olacağız.” Martin Luther King

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik