“ÇAPAN BAŞIMIZDA OLAYDI, ÖLEYDİM”


Binali Kasa… Ardahan’ın Damal ilçesinde doğmuş… 
Yoksul bir ailenin çocuğu… 
Gelmiş İstanbul’a… Taşı toprağı altın şehre… Gelmiş gurbete, hiçliğe, bilinmezliğe… 
Geldiğinde 3 çocuğu varmış… 
Esenyurt’un çamuruna yerleşmiş önce… Sokağa… Yalnızlığa, çaresizliğe yerleşmiş… 
Sonra iş bulmuş Binali amca. Adam akıllı bir iş olmasa da, karnını doyuruyormuş ya, yetermiş… 
Ve… Çocuk sayısı çıkmış 9’a yıllar içinde. 
Erkek beklemiş, vermemiş Tanrı… Olmayınca bir daha denemiş… Olmayınca, bir daha… 
Sonunda 4 erkek çocuğu olmuş ama, doymaz hale gelmiş ev ahalisi… 
Çünkü, geçim zormuş bu kentte… Hayat zor… Hayat çetin… 
*** 
Saadetdere Mahallesindeki gecekondusunda yarı aç – yarı tok yaşıyormuş ev halkı… 
3 küçük bebe, ilköğretim okuluna gidiyormuş… 
17 yaşındaki Burcu ise tekstil atölyesinde… 
Çalışıyormuş ama, alamıyormuş maaşını… Hep içeride kalıyormuş parası. 
Sonra, günlerden bir gün, kapılarına yanaşmış belediye dozeri. 
“Yıkacağız evini” demiş belediyeciler… 
Gariban Binali amca direnmiş, bağırmış, çağırmış, haykırmış… 
Duyan olmamış… 
Kirada oturduğu gecekondusu yıkılmış. Yıkılmış umudu… Son kalesi yıkılmış… 
*** 
Belediye zabıtası kalacak yer olarak mahalledeki Mevlana Camiinin hemen yanı başında bir inşaat alanını göstermiş… 
Eşyalarını taşımış inşaata Kasa ailesi… 
Taşımış Ocak ayının ayazında, karında… 
Etrafı açık, her yanından yel alan inşaata bir süre sonra tinerciler dadanmış… 
“Gidin” demişler… “Gidin buradan, burası bizim”… 
Korkmuş aile… 17 yaşındaki kızlarından korkmuş… Canından, malından, ırzından korkmuş aile… 
Ama merhemsiz, kalmış orada. 
Çünkü, Belediye Başkanı bakmamış bile yüzlerine. 
Dinlememiş Kasa ailesinin içinde bulunduğu çaresizliği… 
Kaymakamlığa verdikleri dosyadan ses çıkmamış, seda çıkmamış… 
Duymamış yetkili kimse feryatlarını… 
*** 
Sonra, aklına Çapan dedeleri gelmiş çocukların… 
“Çapan dede, bizi tanır… Bilir bizi… Korur, kollar” demişler… 
Ama arayamamışlar… 
Ne izini biliyorlarmış, ne de yolunu… 
Mahalleden biri, Gelecek uzatmış onlara… 
Bir umut ışığı gibi… 
Hemen sarılmış telefona Binali amca… 
Sarılmış mutluluğa sarılır gibi… 
“Alo” demiş… “Ben zordayım, yardım edin”… 
*** 
Gecenin geç saatinde aldığım bu telefon… Telefonda ağlayan adam öyle oturdu ki yüreğime, Hüsamettin Erbaş’ı alarak Saadetdere Mahallesinde buldum kendimi. 
Gittik… Bir yokluk hikayesine… Bir acı çığlığa, feryada… 
Ve, yaşadığı inşaatta gördük Kasa ailesini… 
Gittik ve perişanlığı gördük… 
Gittik ve çaresizliği gördük… 
Gittik ve bilmem nerelere milyarlar bağışlayanların aslında bütün bunları gösteriş için yaptıklarını gördük… 
Gittik ve sahte faturalarla yandaşlarına trilyonlar sağlayanların bir aileyi korumaktaki acizliğini gördük… 
Gittik ve kar yağarken, sokaklara mahkum edilen Kasa ailesinin camiden su almak için gönderdikleri çocuklarının tokat ve küfür yiyerek eli boş döndüğünü gördük… 
Gittik ve utandık… 
Kar yağarken yüreklerimize, utandık… 
*** 
Etimizi eriten o acı hıçkırıkları duyduk… 
Bir babanın gözyaşları içerisinde söylediklerini işittik: 
“Çapan başımızda olaydı, öleydim ben… Öleydim… Bakardı çocuklarıma. Biliyorum, korurdu, kollardı onları. Yeter ki başımızda olaydı” cümlelerindeki güveni duyduk… 
Hemen yanlarında, sıcak evlerinde keyif çatan komşularının, onları “Siz Çingene misiniz” diye aşağıladıklarını duyduk… 
Duyduk, üşüdük… 
Duyduk, üzüldük… 
Duyduk, ezildik, eridik… 
Esenyurtlu Dr. Gürbüz Çapan’a çağrı çıkarıyorum… Okursa şayet, lütfen, uzatsın o dost elini… 
Çünkü, “Çapan başımızda olaydı, öleydim ben”… 
…“Başımızda olaydı Çapan, yeter… Öleydim ben”…
YORUM EKLE