Müşterekler, yeşil dostu yönetimin kurumsal çerçevesi, yüzyıllar öncesine kadar uzanan, zengin hukuki bir gelenek içeriyor. Bu gelenek, örgütlenebilen ve insanlara enerji katabilir cazip bir kültürel söylem oluşturur.

Ayrıca, halen yerel ve ulus ötesi düzeyde, büyük ve küçük uygulanabilir sonuçlar üreten, yaygın, katılımcı sosyal bir uygulama temeline dayanır. Müştereklerin yasal olarak tanınması ve dolayısıyla iştirakçilerin de çevre hakkı, tarihsel olarak yüzyıllar hatta bin yıl geriye gidebilir.

Firavun Akheneton MÖ 1370 yılında, Mısır’da doğal alanlar oluşturmuştu, 1700’lerin başında Avrupa’da orman koruma yasaları yürürlükteydi.(Bu günkü yönetimlerin kulakları çınlasın) Uluslararası hukukun babası diye anılan Hugo Ggrotius, 1690’da yazdığı ilmi eseri “Mare Liberum” da denizler seyrüsefer ve balıkçılık için serbest olmalı, çünkü doğa yasası mülkiyete izin vermez, “doğanın yaratıkları müşterek varlıklardır” diye öne sürer.

Antartika 1959 yılında yapılan Antlaşması’ndan sonra, uzun süre istikrarlı bir biçimde uluslararası bir müşterek olarak yönetildi. Bu sayede herhangi bir çatışma ya da sınır iddiası olmadan, büyük çapta uluslararası araştırma projeleri için bilim insanlarının işbirliği yapması sağlandı. 1967 yılında imzalanan Dış Uzay Antlaşması’yla, Ay, gezegenler ve diğer uzay cisimlerinin “tüm insanlığa ait” olduğu ve “hiçbir ülkenin tahsisinde olmadığı” kabul edildi. Müşterekler hukuku “Önceki nesillerden devralınan, toplumun ve doğanın tüm yaratıkları korunmalı ve himaye edilerek gelecek nesillere devredilmelidir” şeklindeki temel ahlaki mutabakatı yansıtırlar.

Ayrıca, ortak hukukun gerekliliklerini de kabul ederler. İktisadi küreselleşmenin zorlamalarına karşı müşterekler, yeniden canlanma ve toplumsal restorasyon için mücadele eden insanların bulunduğu alanlar için çok önemlidir. Varlıkların çeşitli paylaşım biçimleri arasında müşterekler, ekolojik kaynakları yönetmek için hem pratiktir hem de çok yönlülüğe açıktır. Müşterekler, bize “devlete karşılık piyasa” ve “kamuya karşılık özelleştirme” gibi yanlış seçimlerin ötesine geçmemizde yardımcı olur. Müşterekler, orman, balık yatakları, su kaynakları, yaban hayatı vs. gibi ve diğer ortak kaynaklara tüm insanlar bağımlıdır.

Onları korumak hepimizin görevidir. 20 Eylülde Karaburun’da denizin dibini karıştırıp oradaki çeşitli irilikteki kumları emip 3. Hava Alanı sahasına püskürten, balık yuvalarını alt üst eden tekneyi görünce  “Dünyanın Durumu 2014” kitabında okuduğum bu konuyu sizlerle paylaştım. Sağlıklı kalmanız dileklerimle.      

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik