Fidel’i Sonsuzluğa Uğurlarken…
O da gitti. 26 Kasım 2016 sabah 08:30 sularında interneti açtığımda Fidel’in aramızda ayrıldığını öğrendim. Doğrusu üzüldüğümü söyleyemem ama bir yalnızlık duygusu kapladı ruhumu. O bir tanrı değildi elbette. Yeryüzünde  zamanı gelince doğmuş ve zamanı gelince bu dünyadan bedenen ayrılmış, toprağa, ateşe, suya ve mavi göğe karışacaktı. Hangi canlı bundan kaçabilirdi ki? İşte O da gitti.
Tam olarak çağdaşım değilse de  O, zalimlerin dünyasında mazlum tüm halkların öncü kalkanı gibiydi. Emperyal yağmacı ve zalimlere benim gibilerin söylemek isteyipte söyleyemediklerimi  bir tokat gibi yüzlerine yüzlerine çarpan, yürek ferahlatan, dik duruşuyla dünyaya efendilik yapmaya kalkanlara hadlerini bildiren kahraman. Fidel’in zamanında yaşamak bir onurdur. En uzaktaki en yakın yoldaş.
Latinlerin, Afrika’nın, Ortadoğu, Asya ve de Uzak Asya  halklarının yeryüzündeki sözcüsü gibiydi.
Fidel, Birleşmiş Milletler oturumlarında, diğer dünya zirvelerinde konuşmacı olarak kürsüye çıkacağı zaman, emperyalist işgalci ve soyguncuların, işbirlikçilerinin huzurları kaçar moralleri bozulurdu. Mazlum halkların yüreğine su serpilirdi.
“Bizler çoğu zaman insan hakları üzerine konuşuyoruz. Ama aynı zamanda insanlığın hakları üzerine konuşmalıyız. Diğerleri lüks arabalara binsinler diye, neden bazı insanlar çıplak ayaklarıyla yürümek zorunda? Diğerleri 70 yıl yaşasın diye, neden bazı insanlar 35 yıl yaşamak zorunda? Diğerleri müthiş derecede zengin olsun diye, neden bazı insanlar müthiş derecede yoksul yaşamak zorunda? Bir parça ekmeğe bile sahip olamayan dünya çocukları adına konuşuyorum.”
Yine 1960 BM’de  4,5 saatlik konuşmasında  emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelelerini açıktan destekler, sömürgeci ve işgalcileri teşhir eder. Emperyalizmin yol açtığı dünya savaşlarındaki ahlaksızlığı yüzlerine haykırır. O konuşmada ABD başta olmak üzere tekelci sermayeyi  “insan cesedinden beslenen akbabalara benzetir: “Yağma felsefesine son verilirse, savaş felsefesi de son bulacaktır.” der.
 Elbette  bir devrimcinin 90 yıllık ömrüne sığdırdığı  her anı uyanık yaşamak, her anı devrimci duruşun dünya devrimcilerine moral ve motivasyon  olsun diye değil ama öyle yaşamak, hele de  sosyalist sistemin dağılmasından sonra simgeleşen bir devrimci seçeneğin zorlu uğraşını sürdürmenin ağırlığını taşımak, başta Küba halkının ve yeryüzündeki ezilenlerin engin dayanışmasıyla birleştirmek Fidel gibilerine kısmet. Ne mutlu.
Yalnızlık duygusu içimi zehir gibi acıtıyor. Bundan böyle kim bizim sözümüzü söyleyecek? 
Zalimler, vahşi kapitalizmin ahlaksız soyguncuları ve kemik yalayıcıları sevinin. Emperyalizm mazlum halkların kanını altın kadehlerinde şarap niyetine doya doya içerken Fidel KASTRO öldü diye bayram edin. Ama unutmayın,  "Biz yenilirsek kalkar  yine deneriz, diktatörler  yenilirse bu onların sonları olur” yol göstericiliği devam edecek Comandante!
Güle güle Fidel Yoldaş, yeryüzünde geriye bıraktığın direnme hakkının onuru, baş eğmeyen mirasın için teşekkürler. Sonsuza kadar yaşamak bu olsa gerek.
Baki ÇİFÇİ
26.11.2016
banner365
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×