Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül yayınladıkları bir haber yüzünden şuanda nezaretteler.

Düşünebiliyor musunuz?

Bir cumhuriyet ülkesinde bir gazeteci sadece ve sadece haber yazdı diye, yetkilileri eleştirdi diye tutuklanıp ceza evine gönderilebiliyor.

*

Peki Türkiye'nin en köklü bir gazetesinin en tepesindeki bir adama bu yapılabiliyorsa bizler ne yapalım.

Yarın benzer durum bizim başımıza gelse yanımızda kim veya kimler yer alacak.

Sesimizi kim duyacak.

Kim cevap verecek.

Kim, kim, kim...

*

Zaten mevcut iktidarın bir anlamda yapmak istediği de bu değil mi?

Korkutmak.

Sindirmek.

Yıldırmak.

Peki nereye ve kime kadar?

Meçhul.

*

İşte dün bu tedirginlikler içerisinde erken saatlerde İstanbul Mecidiyeköy'de bulunan Cumhuriyet gazetesine gittim.

Uzun yıllardır tanıdığım ve çok desteğini gördüğüm, 2007 yılında HABERDAR'ın gecesinde plaket ile onurlandırdığım şuanki Cumhuriyet Vakfı Başkanı Orhan Erin'e yaşadıkları üzücü durumdan dolayı geçmiş olsun dilekelrinde bulundum.

*

Orhan ağabey son derece soğuk kanlı bir şekilde beni ve Oktay Apaydın ile Erhan Kızılyar'ı karşılayarak; çocuklar sıkmayın canınızı. Bu günler geçecek. Hep birlikte direneceğiz ve kazanacağız. Can ile Erdem şuan çok iyi soranlara selamları var, dedi.

Cumhuriyet gazetesi önü ana baba günüydü.

CHP'li milletvekilleri, basın dünyasının önemli kalemleri, STK temsilcileri ve çok sayıda duyarlı yurttaş özgür gazetecilik engellenmemeli diye oradaydı.

*

Bu ülkeyi yönetenler o insanları duyuyorlar mı?

Dinliyorlar mı?

Önemsiyorlar mı?

Bilmiyorum.

Ama bu ülkenin gidişatının çok iyi gitmediğini biliyorum.

*

İstanbul Baro'su olayla ilgili şu açıklamda bulundu: Bu tutuklama durumu bir ceza değildir. Tutuklama sadece, delillerin karartılması veya şüphelilerin-sanıkların kaçması somut tehlikesi varsa uygulanması gereken bir tedbirdir.

MİT Tırları Soruşturması” olarak bilinen soruşturmada, şüpheli olarak adı geçen gazetecilerin şu ana kadar kaçmamış olmaları ve kamuoyunun daima önünde yer almaları, kaçma-saklanma somut ihtimalinin bulunmadığının ispatıdır. Bu yapılan, Ceza Muhakemesi Kanunu’na, Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırılığı tartışmasız bir baskı ve yıldırma amaçlı keyfiliktir.

*

İşte maalesef bizler de İstanbul Yerel Gazeteciler Dernek üyeleri olarak tam da bu üzücü ve özgür gazeteciliği tehdit edici bir olayın olduğu günlerde kongre yapmaktayız.

Yapacak bir şey yok.

Hayat devam ediyor.

Kimimizin başına bir takım olaylar gelebilir.

Acılar yaşayabiliriz.

Üzülebiliriz.

Ancak bir taraftan hayat devam ediyor.

*

Dün yazdığım facebookta yayınlanan beni öldü gösteren spam video olayı bir çok okurumuzu etkilemiş.

Maalesef günümüzde bu durumlar çok sık yaşanmakta.

Şimdiden uyaralım.

Olur da tanıdıklarınız ile ilgili sosyal medyada değişik video ve görüntüler görürseniz hemen inanmayınız.

*

İşte böyle; bir tarafta gazetecilerin tutuklandığı, tehdit edildiği, gözleri korkutulduğu bir ülkede gazetecilik yapmaya devam edeceğiz.

İstanbul Yerel Gazeteciler Derneği'ni daha iyi yerlere taşımak için hep birlikte üzerimize ne düşüyorsa yerine getireceğiz.

Bugünkü kongremizi de yine İYGAD'a yakışır bir şekilde gerçekleştirerek genel kurul salonundan el ele kol kola ayrılıp aynı gün akşamında yemekte bir araya geleceğiz.

Şimdiden hayırlısı ne ise o olsun.

Kazanan İYGAD olsun...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik