IRAK’TIM SANA...

Seni kaybetmek, Kandilli Rasathanesinin ufak bir sarsıntıda yerle bir olması kadar uzak olmalıydı benliğimden. Seni kaybetmek, Esenler Otogarı’na boş otobüslerin girişi ve tıka basa dolu çıkmaları...

Seni tanımak, yoksul bir adamın son parasını piyango biletine verip zengin olmasıydı. Ve şimdi seni kaybetmek... Zengin bir adamın tüm parasını piyango biletine verip iflas etmesine benziyor.
Bugüne dek, kimsenin tutarlılaştıramadığı ayrılık bahanelerinin en basitine, mesafelere, yenildin, gidiyorsun. Yoksun. Üstelik...

Yokluğun, varlığından daha fazla yer kaplıyor içimde. Bıraktığın o derin boşluğu, kimliği ve izleri belirli olmayan hayaletler kaplıyor. Mesafelerden bahsediyorlar bana. O, diyorlar... O, seni mesafelere sattı. Bak, diyorlar. Biz yanı başındayız, bizi sev, bize ada o kırılgan yüreğini...

Ama yeni değil. Çok önceden bilirim. Mesafeler küçük aşkları öldürür, büyük aşkları alevlendirir. Tıpkı rüzgarın, küçük bir ateşi söndürüp, büyük bir ateşi yangına çevirmesi gibi.

Hiç yoktan. Hiç yoktan bağışlamak istiyorum seni. Her karlı günde… Hani ikimizlik hayatın en önemli teoremiydi. Kar, yer yüzündeki kirlilikleri bir müddet de olsa aka bürür. O yağarken, birilerini affederdik. Yeryüzü aklanırken, içimizde nefrete dair varsa bir şeyler, onları aka bürümek için, tabiatla ortaklaşa bir uğraşa girerdik. İşte kar yağıyor. Ve bağışlamak istiyorum seni.

Yapamıyorum. Dionysos’un “Anlamak bağışlamaktır”ı geliyor aklıma. Önce seni anlamak ve bitişini tanımlamak geçiyor içimden. Bu kez de dalıp dalıp mesafelere... Ve yıktığı insanlara...

Mesafelere ve yıktığı duygulara... Mesafelere ve yıktığı halklara, ülkelere... Hatta yıkılmak üzere olanına, Irak’a yürüyor düşüncelerim... Böylelikle... Onca mesafe varken arada, beni bu kadar nasıl üzersin, bu kadar güçlü müsün? Sorusu ilk kez yanıtına kavuşuyor. Amerika (!) uzaklardan evler yıkacak, çocuklar öldürecek, feryatlar dinletecek dünyaya. Mesafelere rağmen yıkmayı başardın sen. O da başaracak.Gözlerinizden petrol akacak. Onlar, çocukların kanlarına bedel olarak aldıkları petrolü arabalarında fuhuş yaparken kullanacak. Ve bu savaş... Bitecek sevgili!

Amerika, zulmüyle okşadığı halkın karşısına çıkacak. “Ben size karşı değildim. Ben sadece “Saddam”a karşıydım”diyecek. Bir de o ezdiği halkın yönetimine talip olacak. Ve sen... Zulmünle okşadığın (!) benliğimin karşısına geçeceksin. “Ben sana karşı değildim. Sadece mesafelere karşıydım” diyecek, bir de, o ezikler içinde bıraktığın yüreğime tekrar talip olacaksın. İşte o an...

Dionysos bu kez, “Anlamak, bağışlamaktır” diyemeyecek. Ben ve evinin çatısı çökertilmiş bir Iraklı, aynı anlarda, yere tükürmeden biraz önce şunları söylüyor olacağız: Size, emperyalizme
ve mesafelere lanet olsun. Bu savaş sana yaramayacak sevgili! Kime dokunsa, onu sahiplenmek isteyen emperyalist ellerin olacak senin.

Kimi sevse, onun uzaklaşmasını ve mesafelere yenik düşmesini bekleyen ambargocu bir yüreğin olacak senin. Kimin feryadını duysa, susmaya kurulmuş yenidünya ülkeleri gibi, çıldırtan suskunlukların olacak senin. Kimi çağırsa, bütün varlığını da beraberinde isteyen sömürgeci sesin olacak senin. Ama ben, oralarda olmayacağım sevgili...

Nerede olacağım?

Irak’larda bir yerde!
YORUM EKLE