Hayatın ritmini yakalamak, hayatı tanımak ve anlamak için harekete geçmek gerekir. Karanlıkla dans ederek öyle bir dünyaya yolculuk yapıyorsunuz ki; Dünyayı hayal kurmak için değil, başka bir şekle dönüştürmek için görme duyusu olmadan etrafı keşfe çıkıyorsunuz. 


 KARANLIKTA  DİALOG

17 Haziran saat 17. 00 civarında asansörde dünyalar güzeli Görme engelli Sadriye ile tanıştım. Yüreğimden yüreğine sıcaklık aktı, elimden tuttu. Kalbimin en derininde inanılmaz büyük bir sevgi hissettim.  Hani bazen yaşam yolunda güzellikler çarpışır ya, işte öyle bir şey!

Sadriye, Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Bölümü öğrencisi.Görme engelli, beyaz bastonlu
Hızla akan zamanda Sadriye'de katıldı hayatıma, görmeyen gözleri gülüyordu.
“Hoş geldin dünyama,  güzeller güzeli” dedim.
Karanlıkta Dialog'da turist rehberliği yapıyormuş. Bu etkinliğine davet etti. Ve yaptığı çalışmaları anlattı. Bana sürprizler yapacağını söyledi. Etkinliklerine mutlaka katılacağımı belirterek ayrıldım Sadriye’den.

Sosyal medyada paylaştım. Bir kaç gün sonra Sadriye’yi telefonla aradım. Üşütmüş, grip nedeniyle yorgun ve hasta olduğunu belirtti.
Sadriye, beni kendi dünyasına davet etmişti. Davet geri çevrilir mi? Karanlıkta Dialog’a gitmek için biletimi aldım, heyecanla çıktım evden. 90 dakikalık karanlık zaman diliminde neler yaşamadım ki. Sizlerle paylaşmak istedim.
Karanlık bir ortamda günlük yaşamınızın bazı gereklerini yerine getirerek görme engelli insanları anlamamızı kolaylaştıran etkinlik, Gayrettepe metrosunun Esentepe çıkışında.
Metronun girişinde;

“İstanbul’a özgü o eşsiz ses, koku, doku ve sıcaklıklarıyla görmenin yeni yollarını keşfetmek için Karanlığa Hoş geldiniz!
Karanlıkta Diyalog, çığır açan, eşsiz ve daha önce hiç “görülmemiş” bir sergi olarak dünyada tanınmış yaklaşık 30 ülkede ve 7 milyon ziyaretçi reklamı ile Türkiye’de.” açıklamaları ile sizi karşılıyor.

Koşullanmaları ardımda, önyargılarımı kapıda bıraktım, heyecanla,  müthiş bir zamanı deneyimlemeye hazır olarak girdim! Karanlık ve kapalı yerler korkusunu yenmek için kendi kendime telkinlerde bulundum.  Zifiri karanlık, bir yerde hava olması yeterli miydi benim için.   90 Dakika çok uzun bir süre gibi geldi bana, bir ömür karanlıkta yaşayan Sadriyeleri düşünmeden.
 Hayatımızın günlük akışından kesitlerin yer aldığı Diyalog Sergi Alanı, daha aydınlık bir dünyaya davet ediyor.  Bu projede bizler görmeyenlerin yerine geçerek, görme engelli rehberlerin gözünden hayatın farklı kesitlerini yaşıyoruz. İçeri girmeden önce bir arkadaş size içeride neler yapacağınızı anlatıyor. Yanınıza çakmak, telefon, saat veya ışıklı herhangi bir şey alamıyorsunuz. Bunları koymak için size dolap tahsis ediliyor. 43 Numaralı dolabı kullandım.

Zifiri Karanlığa Merhaba!

Gözlerinizin bağlanmasına gerek yok çünkü alan zifiri karanlık ve en ufak bir ışık yok.  Zifiri karanlık derken ne kadar karanlık olabilir ki diye düşünmüştüm.  Gerçekten zifiri karanlık ve tek bir şey görünmüyor. Sesler,  dokular ve kokular size yol göstermek üzere orada! Tüm bunlar güvenli yolculuğumda bana yetmeyecek gibi geldi, ışık olayı sıfır olduğu için.

İlk girişte merak ve gerginlik başlıyor zaten, görme engelli kişilerin kullandığı sopayı nasıl kullanacağınızı anlatıyor ve başlıyorsunuz içeri girmeye, bir labirentle başlıyor, Sol elinizle duvarı takip ederek labirentin sonuna ulaşıyorsunuz bu arada yanınızda dışarıdan beri sizinle olan rehberiniz, labirentin sonunda sizi görme engelli olan ve bir buçuk saat boyunca size eşlik edecek olan gerçek rehberinize emanet ediyor.  Rehberiniz gülen sesiyle sizi karşılıyor. 8-10 yolcu ve başınızda bir görme engelli rehber ile zifiri karanlıkta yola çıkıyoruz. Elinize verilen o beyaz bastonla dokunarak, hissederek yürüyorsunuz. Işık arıyorsunuz her daim, düşünceniz hep ışıkta, başka hiçbir şey değil. Ama yok yok. 
 Bu yolculukta görme dışındaki duyularınıza teslim oluyorsunuz.

 İçeride gerçek dünyadan İstanbul’dan yerler tasarlamış. Görme engellilerin bu yerleri nasıl hissettiğini deneyimliyorsun. İçerde ne ses var, ne görüntü. Kalıyorsun karanlığın ortasında.  Zaten ben kayboldum dediğiniz anda gözetmen yanınızda bitiyor ve hemen sizi yanına alıyor. Rehberiniz sesinizi çok net duyuyor, kaybolmamak için elini tutmak istiyorsunuz. Ara sıra da yaptım bunu. Ayrıca korktunuz,  ya da bunaldığınızda rehberinize iletirseniz anında sizi alandan çıkarıyorlar. Hep bunalacağımı düşünerek yol aldım.
Normal bir gün geçirir gibi aktiviteler yapılıyor. Bir başkası olmak ancak bu kadar yoğun hissedilebilir, karanlığın ağırlığını dağıtmak için bir fırsat adeta.

Sonra macera başlıyor…

 İstanbul’un içinde yürüyorsunuz, çakıl taşlı yoldan ilerleyip bir köprüyü geçtikten sonra parka gidip dinlenirken, çocukların sesleri, kuş sesleri ile birlikte satıcı sesleri arasında kalıyorsunuz. Arabaya dokunup hangi marka olduğunu bile tahmin edebiliyorsunuz. Pazara gidip meyve seçiyorsunuz, seçtiğim elmalardan birisini rehberime söyledim ve aldım. Ne renk olduğunu merak ederek koydum cebime. Aydınlıkta çürüyen patlıcana, karanlık dünyanızda dokunup elinizi çekiyorsunuz.  Adımınızı yüksek atarak tramvaya biniyor, oturacak yer buluyorsunuz kendinize. İstiklal Caddesinde, o kalabalığın arasından hayal ederek geçiyorsunuz. Suriyeli çocukların tramvaya asıldığını ve ne kadar eğlendiklerini bile hissederek.  Nevizade’den geçerken kendine has müziği ile eğlenceye katılıyorsunuz.  Taksim meydanında yolculuğunuz son buluyor.  Bankamatikte sıra bekliyor,  bankta oturup randevusuna geç kalan arkadaşınızı bekliyorsunuz.
Vapura binip Adalara gitmeye ne dersiniz? Vapurda martı sesleri ile birlikte şarkılar söylüyor, şiirler okuyorsunuz. Harf odasının duvarlarında Braille Alfabesi yer alıyor. Görme engellilerin kullandığı bu alfabeyi dokunarak inceleyip öğrenmeye çalışıyor, Altı nokta harfleri ile adınızı yazıyorsunuz.


Büyük bir futbol sahasında maç yapıyor, gol atıyor, taraftarlarınızın alkışları ile mutlu oluyorsunuz. Özellikle zifiri karanlıkta tanımadığınız birine destek olduğunuz anlar en güzeli. Kim olduğunuz bilmediğiniz birisi size dokunuyor ve “ Ah pardon siz kimsiniz?” Dokunduğun kişi adını söylüyor. “Ben Özgün” İçeride güzel bir kaynaşma oluyor insanlar arasında. Herkes birbirine destek olarak ilerliyor. Grubundaki kişileri 90 dakika içinde seslerinden tanıyabiliyorsunuz. Etkinliğe girmeden önce yanınıza 3-5 TL almanızı öneriyorlar. Sona doğru yaklaşırken, kafede görevli sizi bekliyor. Cebinizden çıkardığınız paranın kaç kuruş, kaç lira olduğunu dokunarak, sizin almak istediğinizi size sunuyor.  Çayın, ayranın ve suyun karanlık halini görmeden görüyor, istediğiniz içeceği alıp, oturup içiyorsunuz. Çaylarınızı yudumlarken geleceğe dair aydınlık günlerle ilgili sohbet ediyorsunuz. Size yöneltilen soruları yanıtlıyor, engelliler için yapılan çalışmaların yetersiz olduğunu,  duyarlı olmadığımızı itiraf etmek zorunda kalıyorsunuz.

Ve herkes duyarlı olmazsa bireysel huzur olamayacağını anlıyorsunuz.  Elimde klasik beyaz bastonla İstanbul’u görmeden “gördüm” ve önemli mekânları ziyaret ettim.  90 dakikanın nasıl geçtiğini anlamadan.

Karanlıkta Diyalog az görmenin ya da hiç görmemenin ne demek olduğu konusunda tüm algılarımı sonsuza dek değiştirdi. 
Ayrıca çok zevkli bir aktivite, görme engellilerin, ellerinin dokunduğu şeyi tanıma ve koku duygusunun aslında ne kadar gelişmiş olduğunu anlıyorsun. Aktivite bittikten sonra bile etkisinde uzun süre kalabiliyorsunuz.

 Rehberimizi en çok etkileyen olay, bir gencin, sevdiği kıza karanlıkta evlenme teklifi etmesi olmuş.
Olayın başından sonuna kadar gözlerinin önüne kadar yaklaştırdığın elini bile göremiyorsun. “Gözlerim alışır.” Dedim, muhtemelen ama yok.   Kendini de göremiyorsun. Can içinde olan ruhumla karanlıkta çınlayan bir belgesel gibi izledim, kendimi.
Kesinlikle gidilmesi gereken bir aktivite hayatı başka açılardan görmeye davet ediyor.  Anneler, babalar çocukları ile mutlaka katılmalı. Deneyimleme, duygudaşlık yapmak için en öz anlatım yeri.

Unutmayın!  Karanlığın tek bir fotoğrafı var. Sadece siyah bir kare.
 Hayatınız boyunca unutamayacağınız, her zaman hatırlayacağınız,  iz bırakan bir aktivite.
 Işığı görünce baktım ki pazardan aldığım elmanın rengi kırmızı.  

 Ey Hayat,  çok sevdiğim çiçeklerin rengini bütün gözler görsün lütfen! dedim.  
1988’de Almanya’da kurulan, herkesin muhakkak hayatında bir kez yaşaması gereken bu deneyimi yaşatan, Karanlıkta Diyalog’un kurucusu Andreas Heinecke ve diğer emektarlarına teşekkür ediyorum.

 “Konuşan Kitaplar” projesinde yer almak üzere yine, yeni, yeniden görüşmek üzere diyerek ayrıldım.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik