Reklamı atla
Söyleşiler Haberleri Tümü

İşte Karakaş'ın bütün bilinmeyenleri

Gazetemiz Silivri Temsilcisi Fatma Sarıbıyık, AK Parti Silivri İlçe Başkanı Metin Karakaş ile yılın söyleşisini yaptı. Karakaş'ın bilinmeyen bütün yönlerinin konuşulduğu söyleşide Karakaş'ı çocukluk ve ilk gençlik yıllarına kadar ele aldık. Eşi ve çocukları da Karakaş'ı okurlarımız için anlattı.

Çocukluk ve ilk gençlik yılları ile metin karakaş'ın hayat öyküsü
"Taylan (Memiş) ile birlikte bir arkadaş grubuna girmiştik. Bir kız meselesi oldu. Taylan'ın yüzünden dayak yemiştik. Hem de öyle sağlam, unutalamayacak türden bir dayak. Pisi pisine dayak yemiştim, hiç suçum yokken."
söyleşi: fatma sarıbıyık
Köşe yazımda da belirtmiştim. AK Parti Silivri İlçe Başkanı Metin Karakaş ile söyleştik. Uzun uzun anlattık ve notladık. Söyleşimizde bize, Metin Karakaş'ın eşi Gülcan Karakaş ve çocukları Şahan, Zeynep ve Mustafa'da eşlik etti. Karakaş'ı bir de onların ağzından dinledik. Sizin için, Karakaş'ın kaleminden bir de şiir kapıp geldim. Keyifli okumalar.
"dautina nineyi unutamam"
Öncelikle doğumunuzdan başlayalım. Ve çocukluk yıllarınız... Nerede ve ne zaman doğdunuz?
"1970 yılında macur mahallesi diye tabir edilen bölgede kerpiç bir evde doğdum. Kalabalık bir ailenin çocuğuyum. Sağ taraftaki komşularımız arnavuttu. Sol tarafımızda patriyot komşularımız vardı. Yukarı taraftakiler daha farklıydı. Karşımızda Bayburtlu bir aile vardı. Dolayısıyla tam Silivri'nin kozmopolit mahallelerinden birinde büyüdüm. Her renkte çocuklar vardı. Ben hayatım boyunca Dautina ninemin bana verdiği salçalı ekmeği hiç unutmam. Gazitepeli bir ailedendi. Tezcan ailesinden. Onların babaanneleriydi Dautina nine. Dautina nineyi severdik. Çünkü bize salçalı ekmek yada tereyağının üzerine serpiştirilmiş toz şekerli ekmek verirdi. Ve o benim hayatımda unutamayacağım en lezzetli yiyecek olmuştur."
Çocukluk dönemine dair hatırladıklarınız neler?
"6 kardeştik ve zengin bir ailenin çocuğu değildik. O nedenle gerek çocukluk yıllarımız gerekse okul ve ilk gençlik yıllarımız çok kolay geçmedi. Babamız bu anlamda çok sıkıntılar yaşamıştır. Annem de çalışıyordu zaman zaman. Bende çok küçük yaşlarda başladım çalışmaya. Kardeşimle beraber pazarda su sattığım olmuştur. 5 seneye yakın bir zaman her okul çıkışında simit sattığım oldu. İlk okul ve lise çağına kadar böyle geçti. Tatil diye birşey yoktu bizde. Cumartesi Pazar günlerimiz de çalışarak geçti. Yazın kuran kursuna giderdik, kurs çıkışında poğaça alıp satardık. Mesela bayram günlerinde törenlerden kaytarabiliyorsak veya katılmıyorsak muhakkak balon satan birisi olurdu tören alanlarında ve o balon satıcısı ben olurdum genellikle."
O dönem yaşadığınız maddi imkansızlıkların bugüne etkileri?
"Gerek çocukluk gerek ilk gençlik yıllarımızda yaşadığımız maddi imkansızlıklar nedeni ile bugün hep çocuklarımı yetiştirirken yoksun kalmamaları hissi ağır basar ve ön planda olur bende. Kendi çocuklarıma hep çok farklı davranırım o nedenle yetiştirirken. Kendi çocukluğum aklıma gelir ve bazen onlarla birlikte o yaşanamamış çocukluğun özlemlerini onlarla gideririm. Kumandalı bir araba alırım mesela, çocuğa kullanmayı öğreteceğim bahanesi ile çocukluk özlemlerimi gideririm bir taraftan."
O yılların Silivri'si nasıldı peki?
"Silivri çok küçük bir yer olduğu için o dönemlerde herkes birbirini tanırdı. Mahalleler arasında rekabet bile vardı. Futbol takımlarımız vardı biz kartal spor olarak oynardık. Böyle küçük tatlı rekabetlerimiz olurdu. 3 tane çay bahçemiz vardı o yıllarda. Şaban babanın yapmış olduğu bir balık lokantası, orta çay bahçesi ve iki çay bahçesi daha vardı. O yıllarda kimsede video oynatıcı ve renkli televizyon yoktu. Kale Parkta vardı sadece. Kemal Sunal'ın bir komedi filmini izlemek için kale park ta 3 saat oturup yer kaptığımı bilirim."
İlk gençliğinize dair hatırınızda kalanlar neler? Mesela lise döneminiz...
İlk okulu Pirimehmetpaşa ilköğretim okulunda okudum. Orta okul ve liseyi de Silivri Lisesinde... Öğretmenler ile abi kardeş gibiydik o yıllarda. Çok fazla öğretmen yoktu zaten. Öğretmenlerimiz yeni atanmıştı. Selami Dilsiz, Reşat Hoca, Kemal Hoca, İsmail Dikici falan yeni atanmışlardı. Hepsi de bekardı o yıllarda. Onlara kalsınlar diye varyemezlerin kahvenin üstünde bir ev ayarlamıştık. Evden kap-kacak götürürdük rahat edebilsinler diye. Öğretmenlerimizle futbol oynardık mesela dersten sonra. Dolayısıyla öğretmenlerimiz ile aramızdaki bu diyalog okulu ve dersleri sevmemizde çok büyük etken olmuştu o yıllarda. Bünyamin Lokmacı hocamız vardı. Çok zor bir hocaydı ancak kendisinden 10 puan aldığımı da övüne övüne söyleyebilirim. Matematik ve Fen Bilimlerini seçmemdeki en büyük etkendir Bünyamin hocam. Bünyamin hocaya olan sevgim, benim hayatımın şekillenmesinde önemli katkıları oldu.
Peki ya aşk? O yıllarda hiç aşık olmadınız mı?
Olmaz olur muyum? Duygusal bir yapım vardı. Mesela çok fazla şiir yazardım. Yani aynı zamanda çok fazla aşık olurdum. Genelde aşklarımı şiirle dillendirirdim. Hala kendimi ifade etmekte güçlük çektiğim yada sıkıştığım zamanlarda şiir yazarım. Şiirle anlatırım anlatmak istediklerimi. Bugün iyi bir hatipsem, hatipliğimi de duygusallığıma borçluyum.
Üniversite sürecini konuşalım isterseniz birazda...
Üniversiteyi ilk sene kazanamadım. İyi bir ortalama bekliyordum ciddi net yapmıştım neden kazanamadığımı bilemiyorum. O sene Birsen kurutemizlemede tezgahtar olarak bir yıl çalıştım. O dönem İnci Kurutemizleme ve Birsen Kurutemizleme vardı Silivri'de. İşte o zaman o bir senede daha iyi hazırlandım sınava. İkinci senemde Edirne Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesini kazandım.
Aileden ilk kez ayrılıyordunuz sanırım? Zor olmadı mı?
Zor oldu tabii... Aileden ilk kez bu kadar uzun süreli ayrılıyorsunuz. Ve yapayalnızsınız. O sene Taylan Memiş'de aynı yeri kazanmıştı. En azından o yalnız kalma hissine ortak olacak bir arkadaşım oldu. Taylan ile birlikte 4 yıl hem okul arkadaşlığı yaptım hem de ev arkadaşlığı. O nedenle Taylan'ın ailesi benim ailem gibidir, benim ailem de Taylan'ın ailesi gibi. O 4 yılda biz Taylan ile çok şey paylaşmışızdır. Siyaseten bugün çok farklı kulvarlarda yer alsak da biz Taylan ile iyi dostuz. O yıllarda paramızı, yemeğimizi, varlığımızı, yokluğumuzu her şeyimizi paylaştık biz. Zaman zaman çok sıkıntılı dönemlere girmişizdir ama o dönemleri Taylan ile birlikte göğüs gererek aşmışızdır.
Taylan Memiş bugün CHP saflarında siyaset yapıyor ve siz AK Parti İlçe Başkanısınız... Ancak o günler de birbiriniz için muhakkak çok büyük bir destek, önemli bir yol arkadaşıydınız. Taylan Memiş ile Edirne'ye dair unutamadığınız bir anınız var mı paylaşabileceğiniz?
Edirne benim için içinde çok derin izleri olan bir şehirdir. Ve Taylan ile de hala dostuz. Edirne'ye dair en unutamadığım anım ise Taylan ile birlikte bir arkadaş grubuna girmiştik. Bir kız meselesi oldu. Taylan'ın yüzünden bir kız meselesinde dayak yemiştik. Hem de öyle sağlam, unutalamayacak türden bir dayak. Mesela o olayı hiç unutamam. Pisi pisine dayak yemiştim, hiç suçum yokken. Ama yine de tabi güzel günlerdi.
Peki o yıllarda Edirne'de nasıl vakit geçirirdiniz okul dışında?
Ben o zamana kadar çok fazla oyun oynamayı bilmezdim. O dönemde Edirne'de öğrendim. Okey, tavla, kağıt oyunları. Bunların çoğunu üniversite yıllarında öğrendim.
Okulda başarılı bir öğrenci miydiniz?
Üniversiteyi altta hiç ders bırakmadan 4 yılda bitirdim. Bu Mimarlık fakültesinde okuyanlar için bir başarıdır. Gerçi nasıl olduğunu bende bilmiyorum. Buna rağmen hiçbir yerden kusur kalmazdım. Başarılı bir öğrenci olarak anılırdık ama mesela nerede bir futbol müsabakası var giderdim, nerede sosyal kültürel bir aktivite var giderdim, nerede bir öğrenci hareketi var katılırdım, kantinde, kafeteryada çok fazla vakit geçirirdim ama nasıl bu şekilde bitti okul onu da çok anlayabilmiş değilim.
Peki ya sonrası?
Sonrası askerlik. Askerliğimi Eskişehir'de yedek subay olarak yaptım. Edirne benim ikinci memleketimse, Eskişehir'de üçüncü memleketimdir. Ben orada askerliğimi yaparken Yalçın Yönet'te Eskişehir'de okuyordu. Askerliğimi yedek subay olarak yaptığım dönemde İnşaat Emlak Daire Başkanlığında çalıştım. Bir çok vilayet bize bağlıydı. Mimar sayısı çok azdı. Afyon, Uşak, Bilecik, Eskişehir gibi yerler bize bağlıydı. O nedenle çok fazla Eskişehir'de kaldığımı söyleyemem. Haftanın iki günü Eskişehir'de olmuşsam beş günü diğer illerde oluyordum. Mesela biz 17. filonun genişletme projesini yapmıştık. Havacılarla da aramız iyiydi. Mimar olunca el üstünde tutuyorlardı bizi. O nedenle hiç birşeyden kusur kalmazdık.
Askerlik anılarınızdan var mı unutamadığınız bir olay?
Çok güzel bir yemekhanesi vardı mesela oranın ama herkes kös kös oturuyordu. Gittim Albay'dan izin aldım. Orada tavla turnuvası düzenledim. Birinciye sedef, ikinciye gümüş üçüncüye normal tavla hediye edelim dedik. Müsabakada çok iyi oynayan arkadaşlar vardı. Albay ve Yarbay finale kaldı. Beni de hakem seçtiler. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal. Yarbay düşeş attı, şeş beş atmış gibi oynamaya başladı. Albay köpürdü. Aralarında anlaşamadılar. Hakeme soralım dediler. Bana sordular. Tabii arada kaldım. Ben görmedim dedim ve sıyrıldım işin içinden. Yeniden zar attılar. Böyle ilginç askerlik anılarım vardır.
Neden mimar oldunuz?
Babam çok ciddi bir rahatsızlık geçirdi. Ve sonrasında da vefat etti. Mimar olma sebebim babamdır. Yoksa ben siyasal bilimler okurdum. Babam çocuk yaşlarından beri inşaatlarda çalışmış. İnşaatlarda hep genç şefler, mimarlar görünce imrenirmiş. Bizleri de o pozisyonlarda görmek istedi hep. Ve babam istedi diye mimarlık yazdım. Çünkü bu O'nun çok büyük bir arzusuydu. Benim niyetimde pek teknik eleman olmak yoktu. Ben siyasal bilimler okumayı çok isterdim. Mimar oldum ve babam beni şantiyede o şekilde gördü.
Ticarete nasıl atıldınız?
Kardeşim Yetkin ile birlikte MeyKa'yı kurduk. 5-6 sene çok ciddi inşaatlar yaptık. Ancak ben 5-6 sene sonra siyasete girdiğimde şirketi ve dolayısıyla ticareti bıraktım.
Her ikisine de yetemediğiniz için mi yoksa başka sebepleri var mı?
Siyaset ve ticaret arasındaki dengede ciddi çekincelerim oldu. Aslında kanuni olarak hiç bir sakınca olmayan bir durumda bile insanlar çok ciddi yakıştırmalar yapabilirler. Açıkçası bundan çekindim. Ve o nedenle MeyKa'dan uzaklaştım, büromu da kapattım. Ben siyaset ve ticaret arasında siyaseti tercih ettim. Siyaseti ne zaman bırakırsam ticarete ciddi anlamda o zaman devam ederim. Çok ciddi ticari teklifler almama karşın bunları hep reddettim.
Peki kardeşleriniz ile ilişkileriniz nasıl?
Biz 6 kardeşiz. Kalabalık bir aileyiz. 4 kız, 2 erkeğiz ve birbirimize çok bağlıyız. Evdeki en büyük erkek olunca da el üstünde tutuldum. Şimdi öksürsem hepsi başıma üşüşürler. Bu kadar bağlıyız birbirimize biz. Baba da vefat ettiği için sanırım bu bağlılık daha yoğun bizde.
Eşiniz ile nasıl ve nerede tanıştınız?
Eşim Gülcan ile tanışıklığımız Çanta Belediyesinde oldu. O dönem biz Çanta'da bir inşaat işi yapıyorduk. Coşkun Öztürk o dönemde Çanta Belediyesinde muhasebe müdürüydü. Gülcan'da orada memurdu. Biz Çanta'da kat karşılığı bir iş yapıyorduk. 10 daire ve 2-3 dükkan olan bir iş. Coşkun Öztürk bizim o binadan daire almaya karar verdi. Dairenin kaporasını da Gülcan'dan göndermiş. Gülcan'ı ilk o zaman görmüştüm. Biraz sohbet ettik, tanıştık. Daha sonra bir flört dönemimiz oldu.
Ne kadar sürdü bu flört dönemi ve ne zaman evlendiniz?
2 sene kadar flört ettik ve sonra evlenmeye karar verdik. 2000 yılında evlendik. Doğum günüm olan 20 Mayıs'ta... Sonrası da bu sürece kadar getirdi bizi. Şimdi 3 çocuğumuz ve mutlu bir evliliğimiz var.
bir siyasetçinin eşi olmak
İsterseniz o süreci bir de eşinizden dinleyelim ve birde eşinize soralım öyleyse sizi...
Gülcan hanım, ideal bir eş midir Metin bey? Mesela kıskanç mıdır?
"Metin bey kıskançtır ama anlayışlı ve hoş görülüdürde... Ben kıskanç değilimdir, öyle olsam bu kadar sağlıklı sürdüremezdik evliliğimizi. Ama o kıskanır, belli etmemeye çalışır. İşleri dolayısıyla bize çok fazla vakit ayıramıyor. Çocuklar da ben de çok özlüyoruz. İnsan olarak çok hoşgörülü, fedakar ve yaşanması gereken biri. Ancak başkaları her zaman bizden önce geliyor. Biz her zaman biraz daha geride kalıyoruz. Çünkü o bir siyasetçi. Bazen neden arka planda kalıyoruz diye isyan ettiğimiz, sitem ettiğimiz zamanlarımız oluyor. Bazen kızıyorum. Çocuklar ile sürekli ben ilgilenmek zorunda kalıyorum. Ve evin bütün işi benim üzerimde.
İlk görüşte aşk mıydı sizinkisi?
Metin bey ile ilk kez eniştemin bürosunda karşılaştık. Ben bir iş ile ilgili kapora götürmüştüm. Kısmetmiş. O ilk görüşte çok etkilenmedim ama şimdi iyi ki olmuş ve onunla evlenmişim. Çok mutluyuz.
Romantik midir?
Duygusal bir yapısı var ama elinde çiçekle hiç gelmemiştir bana. Özel günleri unutmaz jestleri olur. Beklemediğim bir sürprizdi son sürprizi. Şaşırdım ve beklemiyordum. Her zaman sürpriz yapmaz ama özel günleri unutmaz. Zaman ayıramaması dışında ideal bir eş.
Bir siyasetçi ile evli olmak zor mu?
Siyasetçi ile evli olmak zor ve ağır birşey. Herkes kaldıramaz. Evin ve çocukların bütün yükü üzerinizde. Herşeyin bir bedeli var. Yaptığınız herşeye ve her harekete dikkat etmek zorundasınız. Göz önünde bir siyasetçi ise onu taşıyabilmek zorundasınız. Ona yetmek zorundasınız. Taşıyabildiğime inanıyorum. Ben siyaseti çok fazla seven birisi değilim. Ve eşimin yanında çok fazla göz önünde olmak beni rahatsız ediyor. Evlendiğimizden beri vaktimin büyük kısmını yalnız geçiriyorum. O nedenle de sanırım siyasete soğuk bakıyorum. Eşimin yanında olmam gerektiği zamanlarında elbette yanında oluyorum ama özel olarak onun siyasi çevresi içerisinde yerim yok benim. Bu konularda Metin bey ile hiç konuşmadık fakat ben ilgili olsaydım da Metin beyin göz önünde olmama taraftar olacağını sanmıyorum. Fakat dediğim gibi evimiz ve çocuklarımız var ve bunlarla birinin ilgilenmesi lazım. Bende siyasetin içinde olsaydım çocuklarımızı ve evliliğimizi ihmal ederdik diye düşünüyorum.
Eşinizin siyasetçi olması sizin için avantaj mı?
Bir siyasetçi eşi olmanın avantajları da dezavantajları da mutlaka oluyor. Ama bir teraziye koyduğunuzda dezavantajları ağır basıyor. Eşleri düzenli mesai ile çalışan bayanlara çok özeniyorum ben mesela. Yaşadığımız zaman sorunu kavramı nedeni ile içimde böyle bir özlem var. Hani sabah dokuzda işe gidip akşam beşte eve gelse daha çok mutlu olurdum galiba.
Peki Şahan nasıl tanımlıyor babasını... Yani şuan 10 yaşında ve sanırım siyaset en çok ondan babasını çalıyor... Bir de O'na soralım.
Şahan, babanın siyasetçi olması seni nasıl etkiliyor?
Babamı bazen günlerce göremeyebiliyoruz. Mesela bir kez yurtdışına gitmişti. Yaklaşık 1 ay babamı göremedim. Siyasette olmasından şikayetçi değilim ama bazen sitem ediyorum. Çünkü O'nu özlüyorum. Az vakitleri oluyor. Bizimle de ilgileniyor. Tatile gittiğimiz zamanları daha çok seviyorum çünkü bütün vaktini bize ayırıyor. Bir kez tatilimiz iptal olmuştu o zaman keşke babam siyasetçi olmasaydı demiştim. Siyasete ilgim bazen oluyor benimde, babam sayesinde özeniyorum ama çok nadir. Mesela okulda sınıf temsilcisiyim. Ama ben ileride iyi bir futbol oyuncusu olmayı isterim. Eğer siyasetçi olsam, babam gibi olmak isterim.
Metin Karakaş ile devam edelim. Sayın Karakaş, siyasetin aile ilişkilerinize yansıması nasıl oluyor?
Siyasette birini eleştirirken O'nun aileye yansımalarını iyi hesap etmek gerekiyor. O'nun bir ailesi olduğunu unutmamak gerekiyor. Ben bunun acılarını çok yaşadığım için siyasette bu usluba çok dikkat ederim. Ve sanırım gerek insanların bu bilinçte hareket etmesi, gerek siyasilerin söylem ve eleştirilerinde bunu unutmaması gerektiğini belirtmek isterim. Siyaset en çok da Şahan'dan götürmüştür. Siyasette en faal dönemim O'nun doğumundan sonraki süreçtir. Ve ona fazla vakit ayıramadığım için siyaset yaşamımdan en çok o etkilenmiştir.
Özel yetenekleriniz var mı? Nasıl değerlendirirsiniz boş vakitlerinizi?
Tersten okuyabiliyorum. Hobilerim vardı ama şuan o tür uğraşlara fazla vakit ayıramıyorum. Şiir yazardım eskiden çok fazla ama şuan buna da çok fazla vakit ayıramıyorum. Çok ciddi kitaplar okurdum artık eskisi kadar okuyamıyorum. Çünkü vakit ayıramıyorum.
Metin Karakaş'ın enleri ile devam edelim sohbetimize...
En son okuduğunuz kitap
Hanefi Avcı - Haliçte Yaşayan Simonlar
En sevdiğiniz siyasetçi
Recep Tayyip Erdoğan - Necmettin Erbakan
En sevdiğiniz şarkıcı
Ahmet Kaya
En sevdiğiniz şarkı
Bir ilk bahar sabahı
En sevdiğiniz yazar
Tolstoyovski
En sevdiğiniz şair
Necip Fazıl Kısakürek
En sevdiğiniz yemek
Karnıyarık
En içli gözyaşınız
Kipa olayları
En mutlu gününüz
Çocuklarımın doğumu
En sevdiğiniz takım
Fenerbahçe
En sevdiğiniz ve uğraştığınız spor faaliyetleriniz
Basketbol - Voleybol
Hobileriniz - Keyif aldığınız uğraşlarınız
Yüzmek, Aile ile vakit geçirmek, Uyumak
Siyasette mutlaka ilginç anlar ve anılarınız da olmuştur. Hayatınızın en ilginç siyasi anı hangisidir?
Seçim dönemi bir grubun içerisinde bir genç bayan benden çocuk istedi. Söyleyiş şekli itibari ile gruptaki herkes bir kez afalladı. Bende şaşırdım. Daha sonra 'Başkanım çocuğum olmuyor, bana yardım et' dedi. Seçimde istenmiş en değerli ve anlamlı talepti sanırım ve söz verdik. Tüp bebek yöntemi ile çocuk sahibi olmaları için elimizden gelen yardımı sağladık. 
Siyasete neden Refah Partisi ile başladınız?
Edirne'de zaman zaman öğrenci hareketlerinde bulunuyorduk ama benim hep muhafazakar bir yapım vardı. Silivri'ye okul ve askerlik bittikten sonra dönüşümde siyasete girdim. Silivri'de o günlerde muhafazakar düşünce yapısına sahip insanların da gözünde Refah Partisi vardı. O dönemde CHP çok güçlü bir partiydi Silivri'de. Ve CHP'de de çok sevdiğim dostlarım vardı. Ama CHP bana nedense sıcak ve samimi gelmedi. Devletin gelişmesinin demokrasinin gelişiminin önündeki en büyük engel olduğunu ve darbeyle beslenen bir parti olduğunu düşünmüşümdür hep. CHP'de Silivri'de baktığınızda çok değerli insanlar vardır ama CHP bu isimleri pek değerlendirmiyor. Bu isimlerin arasından çıkan insanlarda siyasi baskılar nedeni ile geri adım atıyor yada attırılıyor. Ve CHP'de kadrolar değişmiyor mesela. Yenilikçi değiller. Yeni yüzlere, yeni birilerine fırsat vermiyorlar ve önünü açmıyorlar. Bakınız CHP'nin 15 yıl önceki kadrolarına, bir de bugünkü kadrolarına. Yüzler hep aynı. O nedenle o dönemde Refah Partisini tercih ettim. Ben çözümün Refah Partisinde olduğuna inandım. Ekonomik beklentilerim de yoktu. Silivri'ye geldiğimde kadrolara baktığımda çok hayal kırıklığı yaşadım. O dönemin meclis kararlarına baktığımda alınan kararlara gülüp geçiyorum. O günlerde ben Silivri'ye daha farklı ve etkin birşeyler verebileceğimi düşünüyordum. Silivri'de gerçekten hizmet edebileceğimi o günlerde hissedebiliyordum. Siyasete girdiğim dönem Refah Partisinin en popüler olduğu dönemiydi.
Peki sonrası nasıl gelişti?
RP'nin gerek belediyecilik anlayışı çok takdir ediliyordu gerekse iktidara gelme noktasında umut vaad ediyordu. Bu parti ile birşeyler yapabileceğimize inandım. İnsanların peşimizden geleceğini düşündüm. Kadrosunu da gördüğüm zaman Silivri'de RP'nin o dönem kadrosu ile iyi birşeyler yapabileceğimiz kesindi. Siyasi entrikaların az olduğu, Silivri'de çok hizmet edebileceğinizi algıladığınız ve kendinize yakın hissettiğiniz bir kadroydu RP kadrosu.. Ki o dönem iktidara da geldi RP. RP kapandıktan sonra farklı siyasi partilerden teklifler aldım. 27 yaşındaydım o zaman. Numan Kurtulmuş beni çağırdı. Fatih'te bir ofise gittim. Doçentti o dönem. Uzun boylu karizmatik bir siyasetçi. Kendi partisini kuruyor. Yeni bir yapılanma. Bana 'Silivri'de seni görmek istiyoruz' dedi. Numan bey bize ilçe başkanlığı verdiğinde Fazilet Partisinde yerel seçime çok yeni bir parti ile girmemize rağmen %17-18 gibi bir oy aldık. O yıldan itibaren Silivri'de siyaseti çok önemsemeye başladım. Belli stratejiler belirledik. Silivri'yi diğer ilçelerle kıyasladığımızda Selami bey'in hizmet anlamında deşifre edilmesi gerektiği fikrinden hareket ettik. Silivri'ye hizmet gelmediği yada nelerin yapılabileceği konusunda insanları bilinçlendirmek gerekiyordu. Bu belki kasıtlı bir kandırmaca değildi ama belediye imkanlarının yetersiz olması nedeni ile hizmet edilemediği konusunda insanları uyandırmak lazımdı. Hükümet imkanlarından yararlanılmadığı fakat yararlanılması gerektiği konusunda insanları ikna etmek önemliydi. Silivri geçmişte çok kaybetti kısır çekişmeler yüzünden. Yani çok küçük meseleler bile günlerce gündemde kalabiliyordu ve bu kısır çekişmeler içinde Silivri mahfedildi. Oyalandı.
O günün siyasi koşulları ve yerel yönetimi nasıldı?
Sahili, dökülmüş, kalkmış betonlar üzerinde, toplu konutları ile büyük hataların yapıldığı, hemen ilerisine çöp yığılarak kentte sorun yaratıldığı aşikardı. Bunlar bir kaç örnek sadece. Biz çıkardık bunları konuşurduk. Tartışırdık. Ama buna rağmen mesela, Selami bey ile ne kadar tartışırsak tartışalım, seviye hiçbir zaman belli bir çizginin altına düşmezdi. Yada çok büyük tartışmalarda bile yarım saat sonra daha ılımlı bir çizgi yakalardık. Siyaseten kin gütmezdik. Çünkü bunun bu ilçeye bir yararı olmazdı. Bazen Belediye meclisinin yada siyasi atmosferin gerektirdiği gerginlikler yaşanırdı ama o kapıdan dışarı çıkıldığı anda olması gereken saygı seviye ve nezaket ölçüleri en üst sınırında korunurdu. Unutulurdu kavgalar.
İlk meclis üyeliği döneminizden bahsedebilir misiniz?
2004 yılına kadar olan benim Fazilet Partisinden, Hüseyin Turan'ın ANAP'dan Belediye Meclis üyesi olduğu dönemde çıkardık, övülmesi gereken yerde över, tabir-i caizse dövülmesi gereken yerde döverdik. Ama bunlar dediğim gibi belli bir seviye çizgisinde yürütülürdü. 2004'ün başlangıç süreci böyle geldi. Ali Müfit Gürtuna o dönem Belediye Başkanımızdı ve o dönemde de Silivri'ye çok ciddi hizmetler de getirtmiştik. Ama bunu yaparken bir siyasi beklentimiz olmaksızın yapmıştık. Silivri bizim kentimiz, bizim memleketimiz. Kim ki burada taş üstüne bir taş koyarsa onun elini öpmek gerekir. Bizim olduğumuz ortamlarda bu anlayış hakimdir. Dolayısıyla bu anlayış Silivri'ye çok şey kazandırır.
Silivri'ye çok bağlısınız? Önünüzde imkanlar varken bu kentten vazgeçemiyorsunuz? Bunun nedeni nedir?
Samimi söylüyorum Silivri, İstanbul'un en güzel yerlerinden biri. Bunu İmar Komisyon üyeliği dönemimde daha net gördüm.. Silivri'ye helikopter ile havadan baktığınızda bir tarafta deniz, bir tarafta orman, diğer tarafta başka güzellikleri ile muhteşem bir yer. O nedenle bu kenti sevmemek mümkün değil.
Siyasette haksızlığa uğradığınızı düşündüğünüz ve canınızın acıdığı dönemler oldu mu?
Silivri'de siyaset yaptığım dönem içerisinde çok masum olduğumuz konularda hiç haketmediğimiz iftira ve ithamlara maruz kaldığımızda olmuştur. Kipa olayları gibi, Seymen villaları gibi.. Bunların hepsi müfettiş soruşturmaları ile aklandı ve vicdanen çok rahatız. Ama bunlarda siyasetin cilveleri. Kipa'nın olduğu yere bakın, planlamaya bakın, yapılana bakın. En ufak bir rant bile yok. Kipa bugün Silivri'ye kazanç mıdır, kayıp mıdır bunun değerlendirmesini halka bırakıyoruz. Seymen Villaları olayında yine olayın bizimle en ufak bir ilgisi yoktur. Ama fatura bize kesilmek istendi. Hiç bir günahımız olmamasına rağmen köyün kendi çekişmesinden doğan bir netice, siyasetin içerisinde bize bu şekilde yakıştırıldı ve siyasette bizi çok ciddi şekilde hırpalamıştır.
En içli gözyaşınızın enlerinizi konuşurken Kipa olaylarından kaynaklandığını söylemiştiniz? O günleri nasıl değerlendirirsiniz?
Hayatımda ilk defa siyasette uğradığım bir haksızlık bana göz yaşı döktürttü. Yerel medya çok acımasız davranmadı ama ulusal medya çok acımasızdı. İnsanlar size farklı bakıyor, hakkınızda çok olumsuz şeyler düşünüyor. O olay beni çok derinden sarsmıştı ve ağlamıştım. Siyaseti o dönem içerisinde bırakmaya karar vermiştim aslında. Silivri'ye yapmış olduğumuz hizmetler bize bu şekilde döndü. Bugün çok net algılanamıyor olabilir ancak bir beş on yıl içerisinde bu hizmetlerin değeri çok daha net algılanacak. Araya giren arkadaşlarımız nedeni ile tekrar kadrolarda yer aldım. Ancak muhalefette yer almasaydık bugün siyasette olmayacaktım. Siyasi yaşamımın en zor günüydü Kipa olayları benim için.
Yapmak isteyip yapamadığınız en önemli hizmet nedir sizce?
Silivri'de en büyük iç burukluğum bu konuda Silivri'ye bir kültür merkezi yapamamızdır. İBB bütçesinde imkan doğduğunda Kadir Başkan Silivri için ayrılacak bütçede arıtma mı, dere ıslahı mı yoksa kültür merkezi mi diye sorduğunda biz dere ıslahı ve arıtma dedik. Çünkü bunlar daha acil ve o günün koşullarında önemli ihtiyaçlardı. Çok istediğim birşeydi Kültür Merkezini Silivri'ye kazandırmak ve bu benim içimde çok büyük bir acıdır. Silivri'ye Kültür Merkezi kesinlikle yapılması gerekiyor. Kültür evleri ile olabilecek bir iş değil bu. Konferans salonları, çocuk sinemaları, iş atölyeleri, cep sinemaları, konser salonları, balo salonlarından aklınıza gelebilecek bütün imkanları ile tam bir kültür merkezi hayal ediyorduk bu ilçe için. Bu da belediye başkanımıza bir mesaj olsun. Klasis Otel salonunda bir senfoni orkestrası ile balo yapmak yerine kendi Kültür Merkezimizde bu organizasyonu yapmak isteriz. Bu merkezi inşa edebilmek için birşeyler yaparsa seviniriz. Bugün Klasis full doldu. Konferans merkezi yapın. Planlayın. Bugün İBB bile Klasis'de organizasyonlar yapıyor. Konferans Otelleri yapın. Bunları değerlendirmek gerekir.
 
Karakaş’ın Şiiri
Vefasız
 
Bir gün bu günleri acaba tebessümle anacağım
Kim bilir belki bir hayal, belki de bir yalan gibi gelecek bana
Sisli anıların arasında yüzünü gördüğüm an
Bir heyecan, bir ürperti saracak tüm benliğimi
Sana dokunmak istedikçe kaçacaksın
Yakaladım sandığımda ise kaybolacaksın
 
Gözlerimden akan göz yaşlarımda arayacağım seni
Hıçkırıklar arasında kaybolan sesimle arayacağım seni
Tüm benliğimde, herşeyimle yaşayacağım seni
Sen gecemi aydınlatan bir yıldız
Sen günümü parıldatan bir güneş
Sen tüm bedenimi ürperten bir rüzgar olacaksın
 
Hani hayal de olsa, yalan da olsa
Sen,
Sen var ya sen
Benim olacaksın ve hep öyle kalacaksın....
 
Metin Karakaş
 
 
 
 

Yorumlar
  • E.Çalışkan

    sayın başkanımızın şiirinin ilk kıta ilk mısrasındaki acaba kelimesi yanlış yazılmış yerine ''acı bir'' gelmeliydi...

    cevapla
Yorum Gönder
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir. Teşekkür Ederiz.
Yorumunuz onaylanmıştır, teşekkür ederiz.
Ad Soyad
Yorumunuz
Facebook Yorumları