Maydanoz ot değil mi?...

Maydanoz ot değil mi,
Dalları dört değil mi,
Ben yarimden ayrıldım,
Bu bana dert değil mi?
 
“Aman maydanoz, canım maydanoz”… diye devam ediyor türkü…
Sevgili Handan Aydın’ın o güzelim soluğundan dökülen en anlamsız mısra bile her nedense etkiliyor insanı.
Anadolu’nun uçsuz bucaksız tarlalarında koşarken buluyorsunuz kendinizi…
Bir başağa dokunmuş oluyorsunuz…
En güzel çiçeği koklar gibi hissediyorsunuz…
***
Biriciğim Ada Deniz’in uzun zamandır uyku problemini yaşadığını yazmama gerek yok sanırım.
Dostlar bilir gözlerimdeki uykusuzluk torbalarını.
Zıplatıyorsun, hoplatıyorsun, pışpışlıyorsun…
Ninni söylüyorsun, türkü söylüyorsun, gereksiz sesler çıkartıyorsun…
Ayağında sallıyorsun, kucağında gezdiriyorsun…
Ne yapsan uyumuyor velet…
Gecenin kör yarısında başlıyor bağırmaya…
Dilini bilmiyorsun, sözünü anlamıyorsun…
Ancak, ağlıyor işte…
Çaresizce bekliyorsun sabahı…
Sabah olunca babası işe, annesi direnişe…
Ne kadar direnebilirse artık, başlıyor hem can paresini ve hem de kendisini avutmaya…
***
Günlerden bir gün, bilgisayarımın başına geçmiş, maillerimi kontrol etmeye uğraşırken, çok uzun zaman önce tanımış olmayı istediğim fakat geç kalmışlığıma rağmen tanıdığıma en mutlu olduğum “sanatçı”yı dinliyorum.
Albümün adı “Hicaz’dan Caz’a”…
Solisti Handan Aydın…
Bebeğimizin ağlamasını bir türlü dindiremeyen annesi, soluğu yanımda alıyor…
“Bak, yine oynuyor benimle… Biraz da sen oyalanmasını sağla” diye…
Müziğin sesini açıyorum…
Aradan 5 dakika bile geçmemişken…
Caz tınılarının eşliğinde trans halindeyken…
Bir bakıyorum ki, uyumuş bebeğimiz…
Uyumuş gözümün, gönlümün nuru…
Deniz’im yummuş gözlerini…
***
Buradan, sevgili Handan Aydın’a sizlerin şahitliğinde açık çağrı çıkarıyorum…
Beni müzikalite anlamında yeni bir tarzla tanıştırdın, teşekkür ederim.
Bebeğimi uyutmayı başardın, tebrik ederim…
Deniz’imi uyutma terapisinin doktorusun, hürmet ederim.
Ama artık uzatma arayı, yeni bir albüm bekliyoruz, haber ederim.
Sevgiyle…
YORUM EKLE