Siyaset tuhaf bir uğraşı…
Siyasette bir yerlere gelebilmek için gerekli donanımın dışında, galiba biraz laf cambazlığı yapmayı bilebilmek…
Biraz asıp kesmek…
Biraz atıp tutmak…
Sonra da siyasette nerelere varılmak isteniyorsa, nereler hayal edilmiş ise oralara yürüyebilmek adına yol ve yöntemleri de -demek ki- kullanabilmeli insan…
*
Bunun adına bir takım bahaneler uydurulsa da bunun adı belli.
Bunun adı ‘çıkar’…
Bunun adı, yıllardır, insanın içinde besleyip büyüttüğü “Bir gün mutlaka!” denilerek, belki de “ne pahasına olursa olsun!” denilebilen hedefe ulaşabilme yöntemleri…
Bunun adı bu olsa gerek…
*
Yoksa yıllardır üzerine gidilen Bayram Acar’ın, -olumsuz yönde- değiştiğini düşünmüyorum.
Huyu, suyu, insanî ve ahlakî yanı hep aynı…
Hatta eksiklerini -her geçen gün- biraz daha gideriyor…
Kendisini biraz daha yenileyerek ve geliştirerek, sosyal ve siyasi yaşamını sürdürüp gidiyor…
Yani, Sayın Acar’ı izlediğim kadarıyla -yanılma payımı saklı tutarak- yıllardır çizgisini devam ettirdiğini düşünüyorum…
Benim gözümde yıllar önce nasılsa, ona nasıl inanmışsam bugün de aynı şekilde inanıyorum…
Siyaseten de ahlakî olarak da, aile reisi olarak da…
İlçe başkanı olarak bir türlü hayata geçiremediği, yetişemediği eksiklikleri elbette var.
*
Yani Sevgili Hasan Hınıslı, senin yıllardır eleştirdiğin Bayram Acar, aynen bildiği yolda becerisi, yetenekleri ve çevresinin kendisine kattıklarıyla-katamadıklarıyla devam edip gidiyor…
Ya sen?
Yıllardır yazılarınla linç etmeye çalıştığın bu insanın listesinden delege olmak adına, yazdıklarını, çizdiklerini, sokaklarda, dost meclis toplantılarında paylaştıklarını nereye koyuyorsun…
Ya da hangisi doğruydu Sevgili Hınıslı?
Yıllardır yazdıkların mı, yoksa yıllardır itham ettiğin adamın listesinde yer alabilmen mi doğruydu?
Bunu ben de, yıllardır birlikte olduğun insanlar da merak ediyorlar.
*
Seni iyi tanıdığını zanneden bir dostun olarak, üstelik de siyaset içerisinde Bayram Acar konusunda ayrıştığımız iki insan olmamıza rağmen, bu manevran -hem arkadaşın hem meslektaşın hem partidaşın olarak- beni gerçekten çok üzdü…
Bir delege olabilmek bu kadar önemli midir gerçekten de?
Ama bir şeyi daha gördüm ki her şeyin bir kırılma noktası vardı, sen de bu ani manevranla o kırılma noktanı gerçekleştirmiş oldun…
Siyaset böyle bir şey işte…
Senin bunu biliyor olman gerekirdi aslında...
*
Ya gazetecilik…
Gazetecilik, üstelik de köşe yazarlığı böyle bir şey değil…
Yazdığımız her yazının; noktasına virgülüne kadar arkasında durmak, demektir.
Yazdığımız gibi düşünme, düşündüğümüz gibi yazmak ve o şekilde davranmak, demektir…
*
Yanlış mıyım Sevgili Hınıslı?
Elbette senin bunların hepsine verecek -haklı olduğunu gösteren- yanıtların olabilir…
Zaten önemli olan da senin; -siyaseten, vicdanen ve bir gazeteci olarak- yaptıklarının ve yazdıklarının sonrasında iç huzuru yaşıyor olabilmen!
Gerçekten bu iç huzurunu yaşayabiliyor musun?
Ben bunu merak ediyorum…
Yorumlar