Bizde Okullu olduk!

27-28-29 Ocak tarihleri arasında hızlandırılmış 30 saatlik bir eğitim süresiyle yetiştirilen 75 öğrenci, eğitmen ve danışman olmak üzere CHP parti okulunun İstanbul’daki ilk mezunları oldu.

Evet, yıllardır savunduğum en az 30 makalemde dile getirdiğim siyasetle uğraşan herkesin muhakkak görmesi geren eğitimden bahsedeceğiz.

Çok sevdiğim partili bir kardeşimle telefonda dertleşirken; Abi cumaya parti okulu başlıyor, napacaksın? Dediğinde, telefonda birden donakaldım!  Kekeleyerek; nasıl ne zaman? Diye şaşkınlık soruma; Abi 2 gün sonra yoksa senin haberin yokmu cevabını aldım. Sonra al şu telefon numarasını Serpil hanımı ara gerisini zaten sen halledersin dedi. İkinci çalışında karşımda oldukça yumuşak bir ses, sanki birbirimizi çoktandır tanıyoruz güveni veriyor. Serpil hanıma durumu izah ettim. Serpil hanım şuan Ankara’da havaalanındayız İstanbul’a geçince size döneceğim dedi ve yaklaşık 3 saat sonra dönüp; Tamam Hasan bey kaydınız hazır, sabah laptopunuzla gelin dediğinde derin bir nefes almıştım.

Daha evvel İYEM ve benzeri birkaç eğitim kursuna katılmıştım lakin bu başka bir şeydi, bu yaşımıza rağmen heyecanı yenmek mümkün değildi. Sabah saat 9 da başlayacak derse 1 saat evvel gitmiştim. Eğitmenlerle beraber sınıfları hazırladık, yavaş yavaş öğrenciler gelmeye başladı. Nihayet bu işin mimarı, CHP MYK üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı Perihan Sarı, İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, İl Başkan yardımcıları, İl sekreteri, Uzman Eğitmenler, Eğitmenler, Danışmanlar ve 75 öğrenci 3. Bölgeye ait büyük sınıfta toplanmış Genel başkan yardımcısı Perihan Sarı’yı ve hemen peşinden İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcıyı dinledikten sonra Uzman Eğitmen İsmail Hakkı Kurt’un insanın kendine olan güvenini pekiştiren ilk dersinin ardından kafamızdaki önyargıların ilk satırlarına silgimizi sürmeye başlamıştık. İsmail Hakkı Kurt ikinci dakikada sizi sizden alıyor ta ki ders bitince sizi size teslim ediyordu. O süre içince siz ona teslimdiniz. O kadar güveniyordunuz ki dedikleri doğru mu yanlış mı diye araştırma güdüsü aklınızın ucuna dahi gelmiyordu.

Aytuğ hocanın ikinci dersinin sonunda sinirlerimiz cımbızla alınmış, önyargılarımız törpülenmiş, dudaklarımızın kenarları yukarı bakar olmuştu. Hele ki Aytuğ hocanın (CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı) kendinden kopmuş insanı kendine kavuşturan bazen ironi bazen latife yollu sohbetle karışık bırakın insanı sıkmayı, adeta eğlendirerek öğreten o muzip hali yokmu müthiş bir şeydi!

Burada öğrendiklerimizi süreç içinde ara sıra yazacağım, lakin bir tanesini muhakkak şimdi anlatmalıyım.

Son 20 yıldır dünyayı saran liberal ekonominin temel özelliklerinden biri olan “bana ne” ve “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” duyarsızlığının getirdiği; bırakın başkasına, insanın kendine olan güvenini dahi unutturan bu durumu, yani üzerimizdeki ölü toprağını kaldırmış, önce kendimize sonrada en azından birlikte çalıştığımız ekip arkadaşlarımıza olan karşılıklı güveni sağlamıştı!

Önyargılarımız törpülenmiş, kendimize olan güvenimiz artmış insan olmanın gerekliliğini dahada pekiştirmiştik.

Ne kazandım

İlk olarak kazandığımı değil kaybettiğimi söyleyeyim; sinirlerimi, evet yanlış yazmadım sizde yanlış okumadınız yukarıda yazdığım gibi sinirlerimi kaybettim.

Okul bitmiş, bende teşekkür etmek için Aytuğ hocayı aradım. Telefon numaram kendinde olmadığı için nasıl olsa anlamaz demeyip her şeye rağmen sesimi dahada davudi yapıp “şu benden aldığınız sinirlerimi geri verin” dedim.

Aytuğ hoca bu, yemedi valla, hemen “satılan mal geri alınmaz Hasancım” demez mi(!)?

Aytuğ hoca hayatımda tanıdığım kabiliyeti en yüksek, insanın yüreğine nerden gireceğini bilen en mütevazı, beşeri ilişkilerde insana inanılmaz güven veren en mükemmel akademisyenlerin başına koyacağım, 30 saatlik ders maratonumuzda derslerinin bitmesini hiç istemediğimiz uzman eğitmenimizdir. Böyle bir eğitmenle çalışmak hayatımda yakaladığım en güzel imkânlardan biridir.

Gelelim ne kazandığıma!

İlk olarak her zaman başıma bela olan cımbızla alındığını hissettiğim sinirlerimden kurtuldum. Bu aynı zamanda bir kazançtır!

Sonra yıllardır gardımı alıp her en herkesten beklediğimiz saldırının karşılıklı güvenle ortadan kaldırılabilineceğini anladım, sanırım içselleştirmenin kapısı da aralanmış oldu. Pratik yapma imkânımız oldu. Deneme yanılmanın korkulacak bir şey olmadığını, dayanışmanın halen en önemli olgu olduğunu hatırladık. Başkasına güvenmek için önce kendimizin güvenilir olması gerekliliğini anladık.

Kaybolan umutlarımız yeşerdi, yeniden umutlanmayı öğrendik karamsarlığı üzerimizden atıp daha iyimser olmak için camlara çektiğimiz kalın perdeleri araladık, içeri güneş girdi.

Organize olmayı, birlikte çalışmayı, taşın altına elimizi koymanın yaşamak için muhakkaklığını öğrendik.

Klasik öğrenmenin bize “az şey” lakin “ birlikte öğrenelim” metodunun ise gerçek eğitim olduğunun ispatı olduk. Bu müthiş bir şeydi. Öğretmeninizle birlikte öğreniyorsunuz, Siz ondan “çok” alırken ona “az” vermeniz hiç sorun olmuyor.

En azından az fazla tartışmasının gereksizliğini, herkesin becerisi oranında katılım sağlayacağını “ben daha çok verdim sen daha az veriyorsun” çekişmesinin yok edildiğini öğrendik. Bunların hepsini kazanç hanesine yazmayı öğrendik. Yetmez mi?

Evet, geçen yıl parti okulu için bunları yazmışız, geçen zamanın mahsulünü dün Ankara Ticaret Odasının(ATO) büyük salonuna sığmayan eğitimci sayısı ile gördük, yakında bu süreci yazacağız…

 


Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×