Sarıkamış gerçeğinden ders almalıyız!

*ARŞİV / 21 Aralık 2015


Bundan tam yüzbir yıl önce. Hasta ve yaşlı Osmanlı İmparatorluğu'nun hayalperest komutanı Enver Paşa komutasındaki 120 bin civarındaki, 3 kolordudan oluşan Türk Askeri, Rusya'nın elinde bulunan Sarıkamış'ı almak için harekete geçti.

Henüz Balkan Savaşı'ndan büyük kayıplarla çıkan ordu Anadolu'nun dört bir yanından toplanan askerlerle hazırlıksız ve donanımsız olarak cepheye gönderiliyordu.

*

Kafkasların son kapısı olan Sarıkamış'ı alarak kahraman olmayı kafasına koyan Enver Paşa, plan program yapmadan bir anda verdiği karar ile dünya savaş tarihine geçecek dramı hazırlayacağını fark etmiyordu.

*

Sarıkamış'ta dondurucu soğuk altında askerlerimizin durumunu Kurmay Subay Şerif Bey "Sarıkamış" adlı kitabında şöyle anlatıyor:

"Yol kenarında karların içinde çömelmiş bir asker, bir yığın karı kollarıyla kucaklamış, titreyerek, feryat ederek dişleriyle kemiriyordu. Kaldırıp yola sevketmek istedim. Beni hiç görmedi. zavallı çıldırmıştı. Bu suretle şu lanetli buzullar içinde biz belki on bin kişiden fazla insanı bir günde karların altına bıraktık ve geçtik".

*

Rus Kafkas Ordusu Kurmay Başkan Vekili Dük Aleksandroviç Pietroviç Sarıkamış'ta gördüklerine anılarında şöyle yer vermiş:

"İlk sırada diz çökmüş 9 kahraman. Mavzerleriyle nişan almışlar, tetiğe asılmak üzereler ama asılamamışlar... İkinci sırada cephane taşıyanlar var, sandıkları bir avuçlamışlar ki, kainattan hırslarını almak istiyor gibiler. Öylesine kaskatı kesilmişler... Ve sağ başta Binbaşı Nihat. Dimdik ayakta, başı açık, saçları beyaza boyanmış, gözleri karşıda... Allahuekber Dağları’ndaki son Türk müfrezesini teslim alamadım. Bizden çok evvel, Allah'larına teslim olmuşlardı."

*

Anadolu'nun bir çok kentinden savaşa katılan ordu hazırlıksız yola çıkarken, nasıl olsa gereken tedbir alınmıştır, bizi böyle savaşa gönderemezler düşüncesindeyken bir anda çırılçıplak, donanımsız, hazırlıksız yerde 1,5 metre kar, hava eksi 25 derece Allahuekber Dağları’nda buluyordu kendisini.

*

İşte bu 3 kolordudan oluşan 120 bin civarındaki yiğit Türk Askeri dünya tarihine geçecek aslında bir inancı, bir kahramanlığı, bir destanı yazıyordu.

Günlerce aç susuz yürüyen, zorlu kış şartlarına rağmen pes etmeyen, geri adım atmayan kahramanlarımız ne yazık ki aradan geçen süre zarfında insanoğlunun dayanabileceği süreyi zorlayarak doğanın çetin şartlarına boyun eğmek zorunda kalıyordu.

*

Önce yüzler terliyor, sonra ayaklarda bir sızı oluşuyor, sonra bir kenara kıvrılarak bir anlamda ölüme teslim olunuyordu.

İşte böylece dünya savaş tarihine geçen, düşmana bir kurşun bile sıkmadan onbinlerce askerin şehit düşmesi gerçeği yaşanıyordu.

*

Cephede bütün bunlar yaşanırken askeri cepheye sürerek İstanbul'a dönen komutan Enver Paşa aldığı olumsuz telgraflara rağmen yeniden askere savaş emri göndermeye devam ediyordu.

Nihayet 22 Aralık 1914'te başlayan muharebe üst üste büyük kayıpların yaşanması ile 4 Ocak 1915'te Enver Paşa'nın geri çekilin emri ile son bulsa da 15 Ocak 1915'e kadar savaş sürmekteydi.

*

Dünya savaş tarihine Sarıkamış adını yazdıracak bu dram sonrası Osmanlı ordusu 120 bin kişi ile yola çıktığı savaştan 12 bin kişi ile geri dönerken, 7 binden fazla da esir vermekteydi.

Düşman Rus ordusu ise tam donanımlı savaşa katılmasına rağmen 20 bin kayıp veriyordu. 20 bin kayıbın 6 binden fazlası ise donarak veriliyordu.

*

İstanbul'da ise bu drama sebep olan Enver Paşa, Sarıkamış gerçeğini saklamakla meşguldü.

Enver Paşa'nın Sarıkamış hezimetinin basında yer almasına yasak koymasından dolayı bu büyük dram çok uzun süre bilinmedi, duyulmadı, konuşulmadı.

Savaş fotoğraflarını ise sadece Rusya çekmişti ve uzun yıllar sonra bu bilgiler Anadolu insanı ile paylaşıldı.

*

Böylece tarihi büyük zaferlerle dolu Türk insanı büyük bir hezimeti de yaşamış oluyordu.

Nasıl ki Kurtuluş Savaşı'nda onlarca övündüğümüz kahramanlıklarımız var ise Sarıkamış gerçeğini de üzülerek anlatmak durumundayız.

Bu gerçeğimizden dersler çıkartmak durumundayız.

Tıpkı yüz yıl önce nasıl ki bir komutanın yanlış stratejisi büyük bir hezimet yaşanmasına sebep oluyordu.

Bugün de bizleri yönetenlerin her söylediklerini, her yaptıklarını, aldıkları her kararları anında onaylamamak gerek.

O gün Sarıkamış gerçeği anında basında yer alsaydı belki bu gerçeğin yansıması çok daha farklı olacaktı.

YORUM EKLE