Senin düşmanın benim düşmanım
 Cumhurbaşkanı Danışmanı Nusret Bayraktar terör merkezli odaklar hariç anayasa değişikliğini savunan ya da karşı çıkanların Türkiye'nin geleceği için mücadele verdiğini belirtti. Bayraktar, “Bizi birbirimize düşüren güçlere bakalım. Senin de düşmanın benim de düşmanım. Onun için bu oyunlara gelmemeliyiz” uyarısını yaptı.



Rize eski milletvekili ve Beyoğlu eski Belediye Başkanı Nusret Bayraktar ile bu ikinci görüşmemiz. Şu anda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığını yapan Bayraktar, referandum süreci ve sonrası hakkında önemli açıklamalar yaptı. 16 maddedlik anayasa değişkliğinin yaklaşık yüzde 60 bir oranla geçeceğini savundu. Yapılan değişikliği yeterli bulmayan Bayraktar, referandumdan evet çıkması durumunda Türkiye'nin önünün açık olduğunu söyledi.

AK Parti'nin 2023-2053-2071 gibi hedefleri var. Bu hedefleri biraz açabilir misiniz?
Kısa cümlelerle bu konuyu tarif etmek mümkün değil ama ben özetleyecek olursam; bir siyasi partinin ya da bir yöneticinin, bir şirketin, bir vakfın, bir ailenin hedefleri olmalı. Hedefi olmayan insanların yürüyüşü olmaz. Gelişmesi de olmaz. 2023 Cumhuriyetimizin 100. yıldönümü. Cumhuriyet bir değişim dönüşüm idi. Türkiyenin rejiminin netleştiği ve kesinleştiği bir tarih. Böyle bir tarihinin 100. yılında Türkiye'nin nerde olması gerektiğini hayal ederim ben. Hala Avrupa'nın ve dünyanın müstemlekesi, bağımsız olmayan, kendi ayağın üzerinde duramayan, bütün talimatları, bütün makinaları dışarıdan alan, IMF'nin desteği ile ayakta kalan bir Türkiye mi? Yoksa Cumhuriyetin 100. yılında kendi ayağının üzerinde durabilen, bağımsız, özgür, kalkınmış ve 20 büyük dünya devleti arasında ilk 10'a giren, tek başına milli geliri 15 bin dolarla 20 bin dolar arasında olan bir ülke mi? Böyle bir ülkeyi görmek isteyen bir siyasi parti kendi iktidarı döneminde madde madde sıralar; ekenomi  bu olacak, siyasi yapılanma bu olacak, eğitim bu olacak. Yani bir hedef koyar. İstanbul'un Fethi, bir çağın kapanması ve bir çağın açılmasının tarihi de 1453. 2053 hedefi de buradan geliyor. Daha önemlisi Türklerin Anadoluya gelişinin bir miladı var. Sultan Alparslan 1071'de Malazgirt'ten Anadolu'ya girerek bu coğrafyayı vatan yaptı. 1071'de Anadolu'ya girişimizin üzerinden bin yıl geçmiş olacak. O halde kısa vadeli hesap yapmayacaksın. Bütçeler kısa, orta, uzun vadeli olur. Gelişme ve kalkına planları kısa, orta, uzun vadeli olur. İktidara geldiğimiz zamanı hatırlayın; 2003 yılında sayın Cumhurbaşkanımız Başbakandı. Bizden bir yıl hiçbir şey istemeyeceksiniz dedi. Ondan sonra merhale merhale söyledikelerini yapan bir iktidarı gören vatandaş bugüne kadar hiçbir siyasi partinin ulaşamadığı hedeflere ulaşarak her seçimde oylarını arttırmayı başardı. Ama bu kısa vadeli

Bu hedefler AK Parti'nin kuruluşunda varmıydı?
Vardı. Belki 2023 diyerek tarih belirlenmemişti. İktidara geldikten sonra  önünüze çıkan engeller veya önümüze çıkan tablolar gücünüzü ve hedefinizi daha net bir şekilde görmenize neden oluyor. 'Günü kurtarayım, iktidar olayım, cumhurbaşkanı olayım, benden sonrası kim ne düşünürse düşünsün' anlayışında olmadık. Bizim anlayışımız, ömrüm yetsin yetmesin, ne olursa olsun, ileriki tarihleri düşünerek gelecek nesillere iyi bir emanet bırakmaktır. Nitekim bu anayasa değilşikliği de Recep Tayyip Erdoğan'a has bir değişiklik değildir. Yyeri gelmişken söylüyorum; Recep Tayyip Erdoğan zaten güçlü bir lider. Mevcut anayasada sorumluluğu olmayan ama yetkisi çok olan bir makamı var. Tam tersi Recep Tayyip Erdoğan'dan sonra ne olacak? Esas istikrara ihtiyaç duyacağımız dönem Erdoğan'ın olmadığı dönemdir. Erdoğan gibi karizmatik bir lider gelmeyebilir. Yine koalisyonlarla mı ülke yönetilsin? Koalisyon dönemlerinin Türkiyeye neler kaybettirdiğini bilmeyen, duymayan, yaşamayan var mı?

Bahsi açılmışken yeni anayasa...
Yeni anayasa gelecekle ilgili vizyonumuzu tespit etmek için günü kurtarma projesi değil, Recep Tayyip Erdoğan ve şahıs davası hiç değil...

AK Parti'nin kuruluşunda böyle bir proje var mıydı?
Anayasa değişikliği vardı...

Önümüzde 18 maddelik bir anayasa paketi var. Parti içerisinde bulunan önemli kişilerden birisi olarak bu paketin tamamı içinize siniyor mu? Sinmeyen bölümler var mı? 
Bu değişiklik yeterli değil daha önce 60 maddede uzlaşılmıştı. 1982 anayasasında çeşitli değişiklikler olmasına rağmen yeniden değişikliğe ihtiyaç olduğu hem 2011 seçimlerinde hem 2015 seçimlerinde AK Parti de diğer siyasi partiler de vaat ederek ortaya koymuştu. Bu baskı rejiminin, getirmiş olduğu anayasa değişikliği bizim için önem arz ediyor. Ama baktık ki tam uzlaşma ile 60 madde değil 10 madde dahi değiştirilemiyor. CHP, MHP ve AK Parti birlikte yeniden bir anayasa değişikliğini gerçekleştirelim dedi. Hatta o zaman yine Sayın Cumhurbaşkanımız dedi ki 'bırakın detay çalışmalarını uzlaştığımız noktayı hemen çıkaralım.' Orada yine dönmeye başladılar. 'Şartlar ve pozisyon değişti yenden gözden geçirelim' dendi. Tabi bu arada 15 Temmuz bu işin tetikleyici unsuru oldu. Ve sayın Devlet Bahçeli, devletin ve ülkenin bekası adı altına bugüne kadar yapmış olduğu icraatlara bir yenisini daha ekleyerek dediler ki; 'Halkın oyu ile seçilen bir Cumhurbaşkanı yetkisi çok ama sorumluluğu yok dolayısı ile bir sistem değişikliğine ihtiyaç var.'

Yani yetkisi çok sorumluluğu yok... 
Mesela atamaları, kararnameleri onaylayan, Başbakanları atayan Cumhurbaşkanı. Müşteşar, müsteşar yardımcıları, daire başkanları, genel müdürlerin atamalarını yapan Cumhurbaşkanı. YÖK üyelerini atayan Cumhurbaşkanı. Rektörlerini atayan Cumhurbaşkanı. Bütün atamalarda Cumhurbaşkanı var ama sorumluluğu yok.

Yeni sistemde de aynı...
Ama eski sistemde hiçbir sorumluluğu yok. Devlete ihanetin dışında Cumhurbaşkanı yargılanamıyor. Ama yeni sistemde öyle değil atamaların büyük bir bölümünü parlemanto yapacak. İlgili kurumlar yapacak. Sadece belli bir kısmını Cumhurbaşkanı yapacak. Cumhurbaşkanı aslında yürütmenin başı oluyor. Şimdi hem hükümetin başı, hem yürtmenin iki tane başı olmayacak. Artı en önemlisi diyelim ki, Cumhurbaşkanı yüzde 51 oy alarak herhangi bir siyasi partinden seçildi. Mensubu olduğu parti veya başka bir parti yüzde 51 çoğunluğu elde edemediğinde hükümet nasıl kurulacak? Geçmişte nasıl kuruluyordu? Yüzde 12 oy alan Ecevit'in başkanlığında hükümet kuruldu. Yani yüzde 22 ile Erbakan'a, yüzde 18 ile DYP'ye, yüzde 15 ile MHP'ye hükümet kurulma görevi verilmedi. Yüzde 12 oy alan biri başbakan olursa diğerleri de paylaşım ortakları olursa bunlar kendi aralarında nasıl anlaşacaklar? Açık ve net söyleyeceğim; Yüzde 50'ye yakın oy alarak tek başına iktidar olan AK Parti de bile bütün yetkililer aynı partiden olmasına rağmen kurumlar arasındaki bürokratik oligarşinin önüne geçilemiyor. 1950'den bu yana yani 50-60 yılda 64 hükümet kurulmuş. Demek ki her yıl ortalama bir hükümet. Son 15 yıl tek başına hükümet olduğu halde oran bu. Koalisyonlar ülkeye kazandırdı mı kaybetirdi mi? Görüyoruz ki hep kaybettirdi. Bir gecede yüzde 7 bin faizlere ne oldu? Doların bir gecede ikiye katladığı, bankaların iflas ettiği boşaltıldığı, IMF'ye muhtaç olduğumuz dönemler hep istikrarsız hükümetlerin olduğu dönemlerdir.

Sizi belirlediğiniz milletvekili sizin nasıl gensoru oylamasına götürebilir. Sizin hakkınızda nasıl bir oy verilir. Bunu nasıl izah edeceksiniz?
Partim yüzde 40 oy almıştır. Diğer muhalefet partileri yüzde 60 oy almıştır. Neden verilmesin? Dolayısıyla ben yüzde 40 alan bir partinin lideri olmama rağmen halk beni yüzde 60'la Cumhurbaşkanı yapabilir. O zaman ne olur? Parlemantonun yüzde 60'ı benim partimden olmaz. Seçilen bakanlar, bakanlar kurulu üyeleri ve Cumhurbaşkanı yanlış mı yapıyor? Ülke ve millet menfati için hareket edemiyorsa, ya Cumhurbaşkanı hükümetin üyelerini değiştirecek ya da parlemanto diyecek ki sizin yaptığınız bu icratlar ülkeyi felakete sürüklüyor. Hemen 3’te 2 çoğunlukla soruşturma ve gensorularla yüce divana kadar gidebilir. Veyahut bunu yapmadın mı erken seçime gitmek için arlemantoyla fesheder ve Cumhurbaşkanı'nın da görevi bitmiş olur.

Seçilmiş vekiller kendini biraz zor fesheder de...
Feshetmezse demek ki Cumhurbaşkanı istikrarı kurmak zorunda. Ya da beşte üç çoğunlukla Yüce Divan'a gönderir. Değişiklik denetim imkanı sağlıyor; Şu anda bu da yok. Ama alamadığınız bir şey var. İçinize sinmeyen dediniz. Maddeler içinde yeterli olmayan maddeler vardır. Ama geçiş döneminde ittifakla kurulabilecek bir dönüşüm sağlanabilecek en kısa yolun bu olduğuna inanıyorum. Ve gönlüm rahat bir şekilde buna oy veriyorum. Bakın kamuoyu adına izahta zorlandığım bir kaç madde olabilir. Kamuoyu adına, kendi adıma hiçbir teredütüm yok. Çünkü kamuoyu her şeye hazır değil. Şu anda AK Partili seçmenlerin büyük bir çoğunluğu bile 18 maddeyi tam bilmiyor. Şimdi biz onu anlatmaya çalışıyoruz. 60 günlük süreçte de biz bunu anlatmaya çalışacağız. Büyük bir çoğunluk anayasanın değişmesi gerektiğine inanıyor. Ama muhalefet algı yönetimiyle 'tek adam'yönetimi'nden bahsediyor. Biz de bunun öyle olmadığını anlatacağız. Tek adam nasıl oluyor? Parlemantoyu feshedebiliyorsun, Cumhurbaşkanlığını feshedebiliyorsun, yargılayabiliyorsun, hesap sorabilyorsun. Artı sadece vatana ihanet suçundan değil her türlü eksiklikler ve zaaflardan dolayı Cumhurbaşkanı sorumlu tutulabiliyor. Dolayısıyla o savunulan veya söylenen sözlerin doğru olmadığını zaman içinde halka anlatacağız.

Benim de maddeler bakarak anlayamadığım Cumhurbaşkanı yardımcılığı var. Yardımcılıkla ilgili en küçük bir belirti yok. Kimler olur? Kaç yardımcı olur? Kaç yaşında olur? Nerelerden seçilir? 
Şimdi bakın bu yöneltmelikle dahi düzenlenebilir. Cumhurbaşkanına yardımcı olunabilecek kişilerin kim olacabileceği hususunu anlayamamak mümkün değil.

Ben Cumhurbaşkanıyım yüzde 60'la seçilmişim. Kimi istersem onu atarım. Kim nasıl itiraz edecek?
Hayır öyle değil. En özerk en demokrat kurumlar belediyeler olmasına rağmane yerel yönetimlerde bir belediye başkanı nüfusuna göre 3 tane 5 tane 7 tane başkan yardımcısı seçebilir. Peki ne diyor onların nitelikleri hiçbir şey. Haliyle yeni sistemde Cumhurbaşkanı da kendi ihtiyacına uygun olmayan birini yardımcı olarak seçer mi?

Aileden birisini seçerse...
Olmaz. Seçti mi zaten olmaz.

Oğlunu seçer damadını seçer kızını seçer...
Öyle bir oğlu veya damadı olur ki Cumhurbaşkanındanda çok fazla miktarda bu işe ehliyetli ve lyakatlidir. Ama hasasiyetler çok önemli. Bugün bizim Cumhurbaşkanımız veya gelecekte seçilecek Cumhurbaşkanı ben inanıyorum ki asla bu tip hasasiyetlere aykırı işlemde görev yapmaz.

AK Parti kanadı ve sayın Cumhurbaşkanı hayır oyu verenlerin terörist, vatan haini, FETÖ'cü, PKK'lı olduğu yönünde açıklamalarda bulundu. Peki bu sizi rahatsız etmedi mi?
Öyle algılamıyorum. Bakın 15 Temmuz olayları hala anlaşılamamış. Ben şimdi öyle okuyorum. Özellikle bunu hükümet sözcüsü Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş bir kaç kere altını çizerek anlattı.

Sayın Binali Yıldırım bizzat alkış alarak söyledi. İŞİD'de öyle söylüyor. DEAŞ'ta öyle söylüyor! 
Siz eğer miting alanında veya grup toplantısında halkın o andaki halet-i ruhiyesine uygun olarak konuşma yapıyorsanız, karşılıklı duygu alışverişinde bulunuyorsanız bu herkesin başına gelebilir. Aslında o anlamı söylemek isetmiyorsunuz ama o anlam çıkabiliyor. Eğer sonradan bunu özetlerse  o andaki konuşmanın hükmü ortadan kalkar.

Düzelmedi henüz...
Düzeldi.

Mesela ne oldu?
Düzeldi. Şimdi biz ne dedik 15 Temmuz'u gerçekleştirenlerin ve destekçilerinin tamamı 'hayır' diyorlarsa 'hayır' diyen diğer kişilerin bunu düşünmesi gerekir. Hiçbir zaman AK Parti genel başkanları ve Başbakan, Cumhurbaşkanı, kendi seçmeni dahil ülke insanına ihanet gözüyle bakarak siz teröristsiniz demez. Konuşmanın gelişinden ve akışından kaynaklanarak ister istemez oraya gidebiliyor. Olmasa daha iyi olurdu. Ya halkın hasasiyetini hissetmek ve ona göre anlatmak lazım. Çünkü bu işer gönül meselsesi. Gönül kırmamak lazım. Bizim oya da ihtiyacımız var, desteğe de ihtiyacımız var, paraya da ihtiyacımız var, duaya da ihtiyacımız var, yaşamaya da ihtiyacımız var, mutluluğa da ihtiyacımız var. Görevimizde insanları mutlu etmektir. Siyaset insanları yönetme ve insanları mutlu etme sanatıdır. Eğer siyasi bir çalışma ile ülke ve milleti geleceğe taşıyacaksak ülke ve milletimizin mutlu olacağı argümanları kullanmak hepimizin görevi olmalı. Kullanabildiğimiz ölçüde başarılı oluruz. Yoksa gönül kırarız. Bütün bunlara rağmen Recep Tayyip Erdoğan gönül köprüsü kurmada, halk olan iletişimde en maharetli ve başarılı olan biridir. Ama çok fazla başarılı olduğu içinde düşmanları da o oranda serttir. Niçin düşmanlarının büyük bir bölümünün düşman olma tarzı nedir? CHP'li bazı arkadaşlarıma da söylüyorum. Muhalefet yapılan işleri doğru buluyor ama her şeyi nasıl yaptığına inanamıyor. 'Siz niye yapacaksınız biraz da biz yapalım bunu.' mantığı var.

Neden sert bir muhalefet var?
Silahı üretme, uçak üretme, tank üretme,  tünel yapma, üst geçit yapma, tesisler yapma, havaalanı yapma, yapma yapma yapma. Ee napacağız? Sen para ver biz sana satalım. Şimdi bütün bu hizmetleri yapıp da birazda dik kafalılık yapınca hoşlarına gitmiyor. Ne dik kafalılık 'one minute' diyor. Dünya beşten büyüktür diyor. Haliyle düşman oklarının büyük bir bölümü Tayyip Erdoğan'a çevriliyor. Böyle bir güçlü lider olduğu sürece asla iktidar olamayacaklar da büyük bir tepki ortaya koyuyor. Kolay birş ey değil siyatset çok zor. Dengeleri kurmak o kadar kolay değil. Ama bütün bunlara rağmen eğer yapılan gafları sıralarsanız, sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun gaflarının haddi hesabı yok.

Referandumda sonuç ne çıkar?
60 günlük süre içerisinde anlaşılamayan bazı gerçekler biraz daha anlaşılacağından dolayı evet oyları daha da artacak. Şu anda kararsız olan yüzde 20 civarında seçmen olduğuna ben de katılıyorum. Hatta yüzde 25 civarında. Çünkü kararsız olanların bir bölümü oy kullanmayacak. Bir bölümünün nereye oy vereceği belli ama şu an için gündeme getirmiyor. Benim kanaatim şu anda yüzde 55 civarında evet gözüküyür. Süreç devam ettikçe yüzde 60'lara çıkacağını düşünüyorum. Yani yüzde 60 evet yüzde 40 hayır çıkar. Şunu da söylemeliyim; Ben inanıyorum ki lehte de aleyhte de çalışanların büyük bir bölümü terör mihraklı odaklar hariç ülkenin geleceği ve menfati uğruna adım atacaklar. Sağ nedir sol nedir? Geçmiş dönemden beri sağ sol ayrımı yaparak bizi birbirimize düşüren güçlere bakalım. Senin de düşmanın benim de düşmanım. Onun için bu oyunlara gelmemeliyiz.

‘Evet’ çıkarsa ne olur?
Evet çıkarsa Türkiye halk nezdinde de demokrasi nezdinde de onay görmüş olacak. Yeni sistemle Türkiye'nin önü açılacak, ayağındaki prangalar kalkacak. Vesayet mihrakları yok olacak. 'Hayır' çıkarsa ciddi bir sıkıntı olacağı kanatindeyim. O zaman ciddi bir tereddüt ortaya çıkar. Bu tereddüt ülkenin menfatine olmaz. Türkiye aleyhinde çalışan şer odakları emellerini gerçekleştirmek için yeni oyunlar tezgahlayacak.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik