Tanrım…!

…“İsa, çarmıha gerildiğinde, çivili ellerinin parmaklarını gökyüzüne doğru çevirdi ve şöyle yakardı; “Tanrım, beni niye yalnız bıraktın?”...”
***
Bundan 20 yıl önce, çocukluğumun kanayan şehri Dersim’de özgürlüklerin kazanılması adına verilen mücadeleye şahit olduğum için, kendimi kutsanmış, seçilmiş sayardım. Ben şahittim... Onlar ise size göre anarşist(!)... Sadece özgürlük, demokrasi, insan hakları isteğiyle haykırıyorlar diye ezdiler memleketimin halkını. Dövdüler, sövdüler... Çarmıha gerdiler. Çivili ellerimizi gökyüzüne çevirmiş ve söylenmiştik; “Tanrım, bizi niye yalnız bıraktın?”...
***
Suçunun ne olduğunu kimsenin bilmediği bir adam... Konuşmayan, avluda gördüğü halde koğuş arkadaşlarına selam vermeyen Bahtiyar... Yıllarca çeşitli cezaevlerine nakledilmiş, sonunda gökyüzünün maviliğine hasret, çatlamış sazı, uzamış sakalı ve hüzünlü gülümsemesi ile veda etmiş hayata... Cenaze töreninin yapıldığı Diyarbakır Silvan’da toplanan yüz binlerce seveni, çivili ellerini gökyüzüne çevirmiş ve bağırmıştı; “Tanrım, bizi niye yalnız bıraktın?”...
***
Protest müziğin önde gelen isimlerinden... Her dönem muhalefeti nedeniyle dışlanmış, buna rağmen yine de doğru bildiğini söylemekten yılmamış bir ozan... Bir ödül töreninde, konuşması yüzünden bıçak ve çatallar ile ödüllendirilmiş(!), sonrasında üzerine türkü yazdığı memleketinden gitmek zorunda kalmış... Ahmet Kaya... Nazım’ın ve Yılmaz Güney’inkine benzeyen kaderiyle Paris’te hayata gözlerini yumarken, hayranlarının yüreğinde şu sözcükler yankılanmıştı; “Tanrım, bizi niye yalnız bıraktın?”...
***
Cumhuriyet’in ilanından sonra... Türkçe bilmediği için haklı olduğu bir davayı kaybeden ve mahkeme başkanı tarafından adliye dışına çıkarılan Diyarbakırlı köylü, ellerini yüzüne kenetlemiş ağlarken başını gökyüzüne çevirerek o çok sevdiği soyutluğa anadiliyle yakarmıştı; “Hâde ta çîma az bâ tâne hîstîm”... “Tanrım, beni niye yalnız bıraktın?”...
***
Sevgili... Seni sevdim... Ve sen de beni çarmıha gerdin. 
Seni sevmek, bensiz akıp giden hayatına bir yabancı gibi uzaktan bakmak oldu çoktandır... O çocuk ellerinin, bir başkasının saçlarında gezindiğini, aniden özlemle sarılıp bir başka yüzü öpücüklere boğduğunu, sabahları uykunda bir başkasına "gitme" diye sayıkladığını düşünmek oldu, seni sevmek... Geceleri kokuna hasret yatağımda ter içinde uyanmak, kendimin bile affedemediği bir bencillikle, kalbindeki tek aşkın benimki olması için gözyaşları içinde Tanrı'ya yalvarmak oldu...
Seni yasak bir aşk gibi gözlerden uzakta, rutubetli duvarlar arasında yaşamak oldu, sevmek... Beni hayatından dışladığın için öfke nöbetlerine kapılıp, bana bile yabancı gelen, hiç tanımadığım bir sesle sana bağırmak, haykırmak, ağlamak, sonra pişmanlıkla affedip tutkuyla sana tekrar sarılmak oldu...
Yabani bir ot gibi ruhumu sarıp sarmalayan öfke ve kıskançlık duygularıyla benliğimden uzaklaşmayı kendime yakıştırmamak, kaldığım bu karanlık dehlizde, kendi kalbimde, yalnızlığımda, sensizliğimde, kendi aşkımla delirmek oldu seni sevmek...
Seni sevdim... Ve sen de beni çarmıha gerdin... Şimdi çivili ellerimin parmaklarını gökyüzüne doğru çeviriyor ve yakarıyorum; “Tanrım, beni niye yalnız bıraktın?”...
YORUM EKLE