'Türkiye'de radyo basit bir müzik kutusuna dönüşmüş durumda' dedi.
 Akademisyen Michael Kuyucu, Trükiye'deki radyo, televizyon ve sosyal medya sektörünü masaya yatırdı. Aynı zamanda China Media Group CEO'su ona Kuyucu, "Türkiye’de radyo basit bir müzik kutusuna dönüşmüş durumda" dedi. "Medya dünyasında ve özellikle televizyon dünyasında çok büyük bir sahtekarlık ve haksızlık dönüyor" diyen Kuyucu, sosyal medya için de "Sosyal medya içinde her türlü sahtekarlığın döndüğü bir dünya. Özellikle Youtube'da yaşanan sahtekarlıklar müzik piyasasını domine ediyor. Haksız yere para kazanıyorlar. Bunu Türkiye’de yapmayan çok az şarkıcı var" eleştirisinde bulundu.


Cri Türk Fm’i diğer radyolardan ayıran özellik nedir?
CRI TURK dünyanın en büyük kamu medya yayıncısı olan China Media Group, (Çin Medya Grubu)'un Türkiye’deki radyo yatırımı. Diğer radyolardan onu ayıran en büyük özellik ait olduğu grup. Bir dünya devi olan Çin Medya Grubu’nun Türkiye’de gerçekleştirdiği medya yatırımlarının radyo ayağı. Türkiye’de en büyük erişime sahip radyo kanalı. 61 Merkezde yayında. Format olarak ise “iyi müzik doğru haber” mottosu ile yayın yapan bir radyo kanalı. Radyo tematik yayıncılıkta çok iddialı. Bu yıl dört farklı yerden özel ödüller aldı. En son İstanbul Üniversitesi 1453 ödüllerinde “en iyi tematik radyo” ödülünü aldı. Müzik, spor, sağlık, kültür, sinema, kitap, akustik müzik, ekonomi, teknoloji gündem temalı programlarının yanı sıra Türkiye ve Dünyadan haberler sunan bir içerik skalası var. Özellikle dünya haberleri ve Çin’den haberler konusunda çok iddialı. Türkiye’de ve Çin’de çalışan toplam ellinin üzerinde bir editör ekibimiz var. Bu ekip Türkiye’de Çin ile ilgili haberleri direkt birinci kaynaktan verirken, Çin’de de Türkiye’den haberler sunuyor. Bu iki ülkenin bilgi ve haber alışverişinde bulunması ve birbirini tanıması ve anlaması adına çok önemli bir misyon. Özetle Türkiye Çin’i bizden, Çin’de Türkiye’yi bizden, yani bizim haber ajansımızın ürettiği haberlerden öğreniyor.

Türk yatırımlarınızı büyütüyor musunuz?
China Media Group olarak Türkiye’deki yatırımlarını büyütüyor ve büyütmeye devam edecek. Yatırımlarımıza özellikle dijital medyada devam ediyoruz. Çok önemli bir haber portalı www.criturk.com ve geçen ay açılan Türkiye’nin ilk video haber aplikasyonu CRITURK Video bu yıl yapılan yatırımlarımızdan sadece iki tanesi. Bu yıl ayrıca çok yoğun video içeriği üretmeye başladık. Çin ve dünyadan gelen haber kaynaklarımız çok geniş. Bunları kullanarak Türkiye’deki medya takipçilerine dünyadan video haberler sunuyoruz. Ayrıca Türkiye’de ürettiğimiz kültür – sanat ve eğlence içerikli green box videolarımız da çok ciddi anlamda sektörün dikkatini çekiyor. Cin Medya Grubu 2019 ve 2020 yıllarında özellikle dijital medyada büyümeye devam edecek, Çin’in dev teknolojik uygulamalarını Türkiye ile buluşturmaya devam edecek.

Gerçek bir radyocu sizce nasıl olmalı?
Radyo maalesef dünyada çok popüler ve prestijli bir noktada. Ama maalesef aynı sözleri Türkiye’deki radyo sektörü için söyleyemeyeceğim. Türkiye’de radyo basit bir müzik kutusuna dönüşmüş durumda. Özellikle insan kaynağı adına çok kalitesizleşti. Radyonun işlevleri içinde sadece eğlence işlevini düşünen, başarısız, düzeysiz ve kalitesiz programlarla dolu bir mecra oldu. Adap bilmeyen radyocular, abuk sabuk konuşan kültür seviyesi düşük program yapımcıları radyo mecrasını bu hale getirdi. Kadın programcıların laçkalıkları, erkek programcıların düzeysizlikleri herkesin dilinde. Radyocuların çoğunun ortak özelliği ise siyasete karışmaları ve siyasetten rant elde etmeleri. Böyle bir atmosferde radyoculuktan bahsetmek çok zor bir şey.

Yıllarca televizyon programcılığı yapmış biri olarak, ekranlara seçilen kişilerde bir ayrımcılık veya torpil hissediyor musunuz?
Televizyon, Türkiye’de çok güçlü. Dünyada dijitalleşme televizyon mecrasını biraz vurdu ama Türkiye’de televizyon çok daha güçlü. Sanırım Türkiye’de yavaş yavaş ilerliyor dijital bununda biraz rolü var. Böyle olunca televizyonda yapılan bir işin dönüşü çok daha rahat oluyor. Bugün Türkiye’de sosyal medyada televizyondan besleniyor. Yani sosyal medyanın gündemini yüzde 60-70 oranında hala televizyon belirliyor. Böylesine güçlü bir mecra olan televizyonun tabii ki ekranına çıkan isimler de çok güçlü oluyor. Bir televizyon kanalında program yapmak radyo kanalına göre daha zor. Türkiye’de ekrana çıkmak mikrofonu almaktan daha zor. Öyle olunca da ekrana çıkmak isteyen yetenekli ve yeteneksiz herkes ciddi bir rekabete içine giriyor. Bu rekabet içinde ekranı kapmak isteyenler akıllara gelen her türlü etik dışı davranışları yapıyor. Bunlar beni çok üzüyor, hatta samimi söyleyeyim sinirimi bozuyor. Daha geçen gün bir önemli televizyon kanalının ana haber sunucusunun patronu ile yaşadığı ilişki sayesinde jet bir yükselme yaşadığını konuştu medya alemi. Patronları ile yatıp kalkanlar, genel müdürlerin metresliğini yapanlar, siyaseti kullanarak pozisyon alanlar… Özetle medya dünyasında ve özellikle televizyon dünyasında çok büyük bir sahtekarlık ve haksızlık dönüyor. Bunlar medyadaki torpilliler, maalesef bunların sayısı o kadar fazla ki normalmiş gibiler. Türk medyasında namusu ile işini yapanlar ise bunların yanında azınlıkta kalıyor. Artık öyle bir noktaya geldi ki medya, namussuzların sayısı namuslulara depar atıyor. Bu düzenin acil değişmesi lazım.

Radyoda ve televizyonda program yapmak isteyen gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Radyo ve televizyon programcısı olmak için gereken şartlar nelerdir?
Radyo ve televizyonda yayıncı olmak veya iş yapmak isteyenlerin her şeyden önce çok sabırlı olması lazım. Mecazi anlamda cevap vermem gerekirse bu piyasaya girmek isteyenler her türlü sahtekarlığı bilmesi gerekiyor. Şaka bir yana bunu asla tasvip etmiyorum. Evet maalesef bugün medya dünyasında kalite yerlerde ama bu böyle sürmeyecek. Bunun için medyaya girmek isteyenlerin kendilerini geliştirmeleri gerekiyor. Dil bilmek, teknolojiyi yakından tanımak, konuşacak sözü olan yazacak beyni olan bir insan olmak gerek. Eğitim önemli ama diplomalar artık tuvalet kağıdı gibi. Özellikle paralı eğitim veren üniversitelerin iletişim fakülteleri bu diplomaları hiçbir şey öğretmeden veriyor. Onun için diplomalara güvenmesinler. Bireyin kendisini geliştirmesi gerekiyor. Aksi halde diplomalı aptallardan bir farkı olmazlar.

Youtube’da ünlü olan fenomenlerin ünü sizce kalıcı mı?
Son yıllarda bir moda var, Youtube fenomenleri. Bunlar abuk sabuk içerikler üreterek kendi çaplarında şöhret oluyorlar. Ürettikleri içeriklerin maalesef anlık ve anlamsız olduğunu düşünüyorum. Espri yaptıklarını sanarak ürettikleri videoların topluma hiçbir şey verdiği yok. Popüler kültüründe gerisinde bir içerik anlayışı ile moda oluyorlar, ama saman alevi gibi hemen sönüyorlar. Bu Youtuberların dikkatimi çeken bir diğer özelliği ise ana akım medyada ve eğlence endüstrisinde hiçbir geçerliliğinin olmaması. Youtuberlara müzik albümü yapılıyor, sinema filmleri çekiliyor , televizyon programlarında kullanılıyor ama popüler kültürde ve ana akım medyada hiçbir şey yapamıyorlar. Hepsi de başarısız oluyorlar. Bence Youtuber’ların hepsi için boş bir yumurta.

Sosyal medyada takipçi, beğeni, yorum satın almaların ve youtube’da görüntüleme hilelerinin yarıştığı devirin sizce bir sonu gelecek mi?
Sosyal medya koca bir sanal dünya. İçi her türlü sahtekarlığın döndüğü bir dünya. Özellikle Youtube'da yaşanan sahtekarlıklar müzik piyasasını domine ediyor. Şarkıcılar satın aldıları sahte izlenmelerle kendilerini popüler gösteriyor, yani kendilerine talep varmış gibi gösterip sahnelerden, konserlerden pay alıyorlar. Haksız yere para kazanıyorlar. Bunu Türkiye’de yapmayan çok az şarkıcı var. Dünyadada bunu en çok Türkiye ve Ortadoğu ülkeleri yapıyor. Maalesef bir şark kurnazlığı var. Ben kendi adıma buna çok sinir oluyorum. Kesinlikle şarkıcıların kliplerinin izlenme sayıları umurumda bile değil. Hepsinde bir katakulli olduğunu biliyorum. Bunda biraz Youtube’un da suçu var. Her ne kadar bu sahte tıklamalara “hayır” dese ve algoritmalarını yenilese de buna göz yumuyor. Çünkü o tıklanmalar Youtube’unda işine geliyor. Bir şekilde dijital medya platformunun toplam izlenme ve ziyaretçi sayıları da artıyor. Böyle bir ortamda onların da işine geliyor. Ama tabii ki bu markalar büyük küresel markalar oldukları için ve Amerika borsasında işlem gördüğü için bu manipülasyonlara izin verdiklerinin ortaya çıkması onlara büyük rekabet ihlal cezaları verebilir. Böyle bir denge ortamı kuruldu. Alan memnun veren memnun. Yoksa Youtube istese bu sahte izlenmeleri bir dakikada kökünden bitirebilir.

Akustik Fm” ve “Akustik Stüdyo” gibi programlarınız adı altında yıllardır akustik müzik yapan birisiniz. Akustik müzik yapmanızdaki amaç ne?
Müziği çok seviyorum ayrıca müzik eğitimi aldım. Orkestra şefliği seviyesinde , kompozisyon eğitimi aldım. Enstrüman çalıyorum. Müzik üretiyorum. Böyle bir alt yapım olduğu için müzik programlarımın bir bölümünde müzik üretimine de özel önem veriyorum. Tabii ki bugün arkasında büyük sermaye grupları olan, siyasetin de gücünü arkasına alan diğer akustik programlardan daha farklı benim akustik programlarım, biraz daha fazla bir özveriyle hazırlanan ama hırsla ve mütevazı şartlarda hazırlanan programlar. Bu programlar Akustik Fm adlı Youtube ve dijital platformda biriktirdim. Akustik Fm bir web radyosu, ayrıca web televizyonu da var. Programıma konuk olan yüz ellinin üzerinde solist ve grubun seslendirdiği binin üzerinde şarkı var.

Bu programın dışında 2019 yılında başlayan, Akustik Stüdyo adlı programım Türkiye’nin ilk green box kaydedilen akustik video programı da bir ilke imza attı. Bu programda çok yüksek kalitede bir akustik müzik dinletisi ve videolar var.

Akademik Bakış” programınızda akademisyenleri ağırlıyorsunuz. Bu programın size akademisyenlikte artıları oluyor mu? Oluyorsa akademisyenlikte bu program sayesinde ne gibi artılar yaşadınız?
Akademik Bakış Türkiye’nin akademisyenlere söz veren radyo ve video programı. Bu program iki yıldır yayında. Son bir yıldır programı videoya da kaydediyoruz. Bu programın arşivi akademikbakışprogramı.com adlı internet portalında duruyor. Üniversite adaylarına tercihlerinde bir bilgi hizmeti sunuyoruz. Türkiye’ni önemli üniversitelerinin akademisyenleri hem kendilerini, hem çalışmalarını hem de üniversitelerini anlatıyor. Bu Türk medyasında bir ilk. Birazda akademisyenliğimden dolayı bu projeyi hayata geçirdim ve devam ediyorum. Programın en büyük özelliği diğer radyo ve televizyonlarda sezonluk olarak sadece tercih dönemlerinde yayınlanan programlardan farklı. Aralıksız devam ediyor. Ve dijital platformundaki arşivinde üniversite adaylarına merak ettikleri üniversitelerle ilgili her türlü bilgiyi sunuyor.

Türkiye’de akademisyen olmak nasıl bir duygu? Akademisyenler ne gibi avantajlara ve dezavantajlara sahip?
Türkiye akademisyenlerine değer vermeyen ender ülkelerden biri. Maalesef emeğinin karşılığını alamıyor akademisyenler. Maaşları çok düşük, akademik teşvikler yok denecek kadar az. Özellikle paralı eğitim veren vakıf üniversiteleri akademisyenlerine hak ettikleri değeri vermiyor onlara ucuz işçi muamelesi yapıyor. Akademik terfiiler torpille yapılıyor. Dünya sıralamasında olan üniversitemiz nerdeyse yok. Bilim filan üreten yok bu ülkede. Akademisyenler zor şartlarda çalışıyor ve maalesef dünya ile entegre olmakta zorluk çekiyor, çünkü araştırma yapmak maliyeti olan bir konu. Akademisyenler geçim derdinde olduklarından bilim de üretemiyorlar.

Vakıf üniversiteleri özellikle akademisyenlere çok kötü davranıyor. Haklarını yiyor. Bundan bende payıma düşeni aldım. Kısa bir süre önce çalıştığım bir vakıf üniversitesi keyfi olarak bana vermeye taahhüt ettiği parayı üçte bir oranında düşürdü. Yani maaşımı YÖK yasalarına aykırı olduğu halde düşürdü. Ama ülkemizde maalesef hukuk olmadığı için hiçbir şey yapmadım. O üniversitenin patronu siyasilerle girdiği ilişkiler sonucunda elde ettiği sermayenin bir bölümünü eğitime yatırdı ve ranttan rant kazanma derdinde olduğu için umurumda bile olmadı. Onları protesto ettim ve çekip gittim. Türkiye’nin bir diğer akademisyenleri sıkan konu yeni doçentlik yasası. Maalesef iktidar partisi çok büyük bir hata yaparak 7100 nolu doçentlik yasasını çıkarttı. Bu yasada doçent adaylarına uygulanan sözlü doçentlik sınavı kaldırıldı. Böylece yeni çakma doçentler çıktı. Bunun arkasında siyasi bir neden var mı bilmiyorum. Devlet üniversiteleri doçent ataması yaparken UAK’ın yaptığı sözlü sınavı istemeye devam ediyor. Ama paralı eğitim veren vakıf üniversiteleri pat diye herkesi doçent olarak atıyor ve müşterilerine pardon öğrenci adaylarına şu kadar doçentim var diye hava basıyorlar. Ben UAK’tan doçent oldum, sadece iki buçuk senemi sözlü sınavına harcadım. Bugün Türkiye’de iki türlü doçent var bir paralı eğitim veren beleşten doçent olanlar birde UAK’tan sözlü sınavına girerek hakkı ile doçent olanlar. Ben ikinci gruptayım. Bununla da kimse kusura bakmasın gurur duyuyorum. Ha sonucunu alıyormuyum? Hayır ! Çünkü bugünkü siyaset özelleştirmeyi motive etmek için vakıf üniversitelerini teşvik etmek adına kurgulamış sistemi. Onlarda ha bire doçent atıyor. Ortalık çakma akademisyenler dolup taşıyor.

Neden üniversiteli işsizler yetişiyor artık?
Bu yukarıda anlattığım nedenlerden dolayı akademisyenler de kendi geçim dertlerine düştüler. Bugün bir lise öğretmeni bir doktor öğretim görevlisinden daha yüksek maaş alıyor. Daha ne söyleyeyim… Böyle bir sistemde üniversitelerde verilen eğitim felaket.

Müzik Habercisi” adı altındaki müzik portalınız yayınlarına devam ediyor. Aynı zamanda müzik eleştirmenisiniz. Türkiye’de müzik eleştirmenlerinin gördüğü değer nedir?
Müzik Habercisi 2000 yılının Şubat ayında açıldı, tam 19 yıldır yayında. Türkiye’nin en eski ve en uzun süre on line olan internet müzik haber portalı. Bu portalda çok ciddi bir içerik var. Mayıs ayında IOS ve Android uygulaması da açılacak. Müzik adına herkesin bulmak istediği her şey var. Müzik eleştirmenliği önemli bir konu. Ama gazeteciliğin değer kaybetmesi müzik yazarlığını da olumsuz etkiledi. Bugün müzik yazarlığı yapan çok az kişi kaldı. Bunlar arasında Naim Dilmener- Hakan Tok gibi isimler var. Birde naçizane ben varım. Geri kalanların müzik eleştirmenliği ile alakası yok. Hele radyo ve televizyoncuların hiç yok. Müzik eleştirmeni tarafsız ve gazetecilik yapma sanatıdır. Ama Türkiye’de buda bir hayal oldu. Şarkıcılar hakkında yorum yapma ve müzik eleştiri yapmanın kriterleri de değişti. Radyocular şarkıcılarla kanka oluyor, dışarda orda burda gezip tozuyor sonra da onlarla ilgili müzik yorumu yapıyor. Böyle bir müzik eleştirmenliği anlayışı var bu ülkede.

EKONOMİ BENİ KORKUTUYOR
Türkiye ekonomisi sizce olması gerektiği gibi mi?
Ekonomi maalesef beni korkutuyor. Cari açık dengesi, yurt dışına olan bağımlılık, ülkeye gelen yabancı yatırımcıların azalması, Türk lirasının değer kaybetmesi beni korkutuyor. Böyle bir ortamda gelecekten umutlu olmak çok zor. Çevremdeki herkes işini kaybetmekten işsiz kalmaktan korkuyor, buna bende dahilim. Bir yandan da çok ciddi bir zenginlik içinde yaşayan bir zengin zümre var. Öylesine zengin bir zümre ortaya çıktı ki bu insanlar nerdeyse ülkeyi satın alacak kapasitede. Parayı nerden bulmuş, nasıl bulmuş belli değil. Bir bakıyorsunuz kimsenin tanımadığı bir hanzo birilerinden fon alıyor gidip medyaya yatırım yapıyor. Ya da başka bir sektörde turbo asansör gibi çıkışa geçiyor. Düne kadar herifin ne yaptığı belli değil ama zengin. Ülkemizde son yıllarda bu tarz kirli adamların sayısı arttı. Buda ekonomide yaşanan eşitsizliğin acı bir sonucu.

GENÇLER MESAJ VERDİ
Gençlerin yerel seçim sonuçlarına etkisi nedir? Yeni İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında ne düşünüyorsunuz?
31 Mart günü yapılan yerel seçimlerde bir milyonun üzerinde genç ilk kez oy kullandı. Bu çok önemli bir konu. Aslında 31 Mart seçimlerinde yaşanan sürprizlerde birazda gençlerin de payı var. Hatta bu sonuçlarda onların etkisi çok büyük diyebilirim. Ben bu seçimleri birazda gençlerin siyasilere verdiği mesaj olarak yorumluyorum. Bu gençler içinde ilk kez oy verenler yada ikinci kez oy verenlerin sayısı çok fazla. Özellikle kentlerde gençlerin beklentileri çok farklı ve buda sandıklara yansıyor. Bu yansımayı ve gençlerin düşüncelerinin çok iyi okunması ve yorumlanması lazım. Ekrem İmamoğlu, çok güzel bir başarı hikayesi olarak karşımıza çıktı. Önce Beylikdüzünde kendisini gösterdi, sonra İstanbul’da sonra da Türkiye’de. Kim ne derse desin uzun yıllardır Türkiye’de yeni bir lider çıkmamıştı. Siyasi anlamda güzel bir renk oldu. Onu çok yakında izliyorum. Bir iletişim araştırmacısı ve akademisyeni olarak inceliyorum. Dinamik gençlerle aynı dili konuşan bir yapısı var. Hırslı ve savaşçı bir kişiliği var. Bu bir lider için çok önemli özellikler. Benim için manevi değerlere önem vermesi çok önemli, çünkü maddiyatın ön planda olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ailesi ile poz veren bir lideri görmek her zaman beni mutlu ediyor. Elde ettiği başarının altında hem gençlerin ona inanmasında hem de uzun zaman sonra lider özelliklere sahip bir siyasetçi figürünün rolü çok büyük. Başarısının devamı samimiyeti ve adil düzen konusundaki performansı belirleyecek. Türkiye’de ortalama on – on beş yılda bir lider çıkıyor. Ekrem İmamoğlu eğer çizgisini bozmaz ve en önemlisi herkese eşit mesafede olmaya devam ederse geleceğin parlayan siyasetçisi olabilir.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×