Yıl 2004…

Bir boşluğa düşmüş çare ararken, Mehmet Mert’in teklifi tekrar gazeteciliğe bağladı beni.
Haftalık Haberdar gazetesi, günlük yayına başlayacak, ben ve arkadaşlarım da bu yayını yönetecek, dahası bölgeyi kendi gazetecilik anlayışımıza göre “Haberdar” edecektik.
Düşünmeden “evet” dedim.
Geçtim kaptan koltuğuna ve başladı serüvenimiz…
Yaklaşık 1 yıl boyunca soluksuz, ilk günkü gibi heyecanla taşıdık üzerimizdeki Haberdar etiketini…
Ve onca melanete rağmen, gemiyi yeni kaptanına devredene kadar herhangi bir fırtınaya teslim olmadık.
**
2005 yılının ortalarında yayınladığımız bir habere tekzip gönderen Esenyurt Belediyesi, haberimizin asparagas olduğunu iddia ediyordu.
Elimizdeki belgeler bir yanda, bilgimiz ve becerimiz diğer yanda, sadece gazeteciliğimiz değil, yurttaşlığımız da sorgulanıyor ve acımasızca yargılanıyorduk bu tekzip metninde…
Nihayetinde yayınlamamak konusunda direndim.
Mert de bu direncime anlayış gösterdi ve mahkeme sürecini başlatmış olduk.
Önce savcıya ifade, ardından duruşmalar ve beraat…
**
Mehmet Mert’i en sert eleştirenlerden biriydim.
Ama gördüm ki, o dönemde mahkeme kapısında beklemekten gocunmayan Mert’in sancısı başka:
Ya Haberdar’ı kapatmak yada yayınına ara vermek zorunda kalırsak?
İnsan korkuları ve kaygılarıyla insandır.
Ve bilirim ki, insanı bilinci korkak yada cesur eder.
Ama ekmeğe karşı, çoluk çocuğun nafakasına karşı bir cesaret göstermek anlamsızdı.
Bekardım, bakmak zorunda olduğum kimse yoktu, sorumsuz davranabilirdim.
Peki ya o gazetenin diğer emektarları? Onların aileleri? Kiraları, faturaları? Gelecek kaygıları? 
Karar verdim… Yönettiğim gazetenin yolsuzluklara karşı bir “hayır” faili olmasının engellenmesine göz yumacağıma, ayrılacaktım.
Ayrıldım ve askere gittim.
**
Bugün bir tekzip tartışmasıdır almış başını gidiyor.
Biri “şerefle yayınlarım” diyor…
Diğeri “yalan haber yaparsan yayınlayacaksın tabi hemşerim” diye cevaplıyor.
**
En iyi ben biliyorum ki, Mehmet Mert yalan haber yapmamak için kılı kırk yaran bir gazetecidir.
“Aman eksik olmasın, hata yapmayalım, kimseyi kişisellik sınırına çekerek zedelemeyelim, bakışımız farklı olsun ama problemli olmasın” diye düşünür, buna uygun davranır.
Ve yine en iyi ben biliyorum ki, Mehmet Mert’in yayınladığı tekzip metinleri o haberlerin yalanlığının kanıtlandığından değil, mahkeme kararlarındandır.
Fakat, mahkeme kararına uyduğunu, konunun dava sürecine taşınmasını istemediğini ifade etmenin yolu, yayınladığı tekzip sayısının çokluğunu övünç kaynağı olarak göstermek, bundan şeref duyduğunu ilan etmek de değildir.
**
Bu tartışma artık kapansın istiyorum.
Gazeteciliğin duayenleri(!) bu konudaki yazılarına son versin, kimse bel altı vurmaya devam etmesin, herkes yoğurdu bildiği gibi yesin istiyorum.
Kaygıları anlayın istiyorum…
Anlayın ve yargılamayın…
Her ağacın dibinde muhakkak çamur olur…
Ağacımızın çamurunu temizlemek yerine, o çamuru ağacın gövdesine bulaştırarak kökünü kurutmayalım istiyorum.
Yazacaksak birbirimizi, hepimizin söyleyecek onca çok cümlesi var ki…
Kimlerin nerede neler yaptığını bilmeyecek, görmeyecek kadar kör, söylemeyecek kadar dilsiz, yazmayacak kadar yüreksiz mi zannediyoruz birbirimizi?
Gerek yok, kırmayalım, kırılmayalım ve muhabbetimizi, ağzımızın tadını bozmayalım istiyorum.
Çamura düşmeyelim, düşeni daha bir kirletmeyelim, ona elimizi uzatalım ve bunu reklam ederek, yanında durduğumuzu göstermek için değil, gerçekten arkadaş olduğumuz için yapalım istiyorum.
Hani der ya şair: 
Bir ağaç gibi tek ve hür…
Ve bir orman gibi kardeşçesine…
İşte tam da öyle olsun istiyorum.
Sevgiyle…
YORUM EKLE