BANA TÜRKÇE BİR EKMEK VER

Yıllardır Diyarbakır Cezaevi’nde yatan oğlunu ziyaret edemeyen ve onun hasretiyle yanıp tutuşan bir anne, sonunda dayanamıyor, her ne pahasına olursa olsun, oğlunu ziyaret etmeye karar veriyor. ‘Neden ziyaret edemiyor’a gelince...

Çünkü bu anne hiç Türkçe bilmiyordur ve o cezaevinde Kürtçe konuşmak yasaktır. Kütçe konuşanlar hakarete uğruyor, gözaltına alınıyor. Anne, diğer oğlundan Türkçe birkaç kelime öğrenir, ezberler bu kelimeleri ve cezaevine, oğlu Kamber Ateş’i ziyarete gider... Oğlu, tel örgülerinin ardında görünür. Anne, yılların hasretiyle ve ağlamaktan yorgun düşmüş gözleriyle sarılır oğluna ve şöyle der:
 
“Kamber Ateş, nasılsın?” 

Oğlu, “Sağ ol, anne, iyiyim!” der ve susar...

Yaklaşık 1 saat süren ziyarette annesi "Kamber ateş nasılsın" diye yüzlerce kez sorar, oğlu da "Sağol anne, iyiyim" cevabını verir her seferinde... Yüzlerce kez, farklı tonlarda, farklı tınılarda, farklı renklerde sorar anne: "Kamber Ateş, nasılsın?"...

Kamber koğuşa, arkadaşlarının yanına döndüğünde sorarlar: Ne konuştunuz annenle?

"Aslında hiçbir şey, ama çok şey"...

**

CHP Silivri İlçe Gençlik Kolları Başkanı Berker Esen'in basına servis ettirdiği afişi görünce, Diyarbakır zindanları ile ilgili okuduğum acı ve işkence dolu onlarca anı canlandı zihnimde...

İlki, Kamber Ateş'in hikayesiydi... Hani yukarıda okuduğunuz...

İkincisi de "Ka nane ki bı Tırki"... Yani, "Bana Türkçe bir ekmek ver"... Bunu da yazının sonunda paylaşayım isterim.

CHP'nin azınlıklar ile ittifak arayışına girdiği günümüzde, Gençlik Kolu Başkanı Esen'in bu tavrının parti politikası açısından sorunlu olduğu kanaatindeyim.
Öyle ki, Genel Başkanları Kemal Kılıçdaroğlu Kobane'deki zulüm için "Akrabalarımız orada, tezkere çıkartalım ve savunalım" derken, genç Başkan Esen hassasiyetini Türkçe ile sınırlandırmış, bunun da ötesinde faşist ve ırkçı bir söylemle "sus" diyecek kadar ileri gitmiş.

Gençtir, politikayı tam olarak öğrenememiştir, henüz yazdığının ne anlama geldiğini kavrayamıyordur, eyvallah...

Ama danışacak arkadaş...

Hiç bir şey bilmiyorsa, CHP İstanbul İl Gençlik Kolu Başkanı Recep Karakoç'a, dahası Uğur Dağ, Kayhan Kaplan ve Gülcan Çelik'e danışacak ve öğrenecek... 
Öğrenecek ki, refahı, huzuru ve mutluluğu için siyaset yaptığı Türkiye halklarının hangi cümlelerden acıyı hatırlayacaklarını bilsin.

Öğrenecek ki, Türkçe'nin ortak dilimiz ve kimliğimizi oluşturduğunu, Kürtçe'nin yaralarını Türkçe'nin iyileştirebileceğini, Kürtçe’yi, korku salan, öfke çağrıştıran bir meselenin parçası olmaktan, bu hiç hak etmediği yankısından Türkçe'nin kurtarabileceğini görsün, anlasın, anlatsın.

**
Gelelim "Ka nane ki bı Tırki" anısına...

Buyrun, Cezmi Ersöz'den hep birlikte okuyalım:

"Tek parti dönemi... 40'lı yıllar... Kürtçenin konuşulduğu şehirlerde belediye ve valilik hoparlöründen şu anons duyulur: ''Vatandaş, Türkçe konuş!.. Daha fazla konuş!.. Kürtçe konuşanlar cezalandırılacaktır!..''

Tek kelime Türkçe bilmeyen bir Kürt köylüsü etraftan duyar bu anonsun anlamını... Ama karnı acıkmıştır. Ekmek almak için bir fırına girer. Fırıncıdan nasıl ekmek isteyecektir. düşünür, taşınır ve Kürtçe şöyle der: "Ka nanê ki bi Tırkî...'' Anlamı şudur: Bana Türkçe bir ekmek ver!...

Bana Türkçe bir ekmek ver... 

Ka nanê ki bi Tırkî...
YORUM EKLE