Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir…

 Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Kim söylemiş bu sözü? Mustafa Kemal Atatürk.
Ne zaman söylemiş?
Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra.
Mevcut Anayasa'nın 6. Maddesi'nde belirtilen "Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir" hükmünün özünü oluşturan ve şu anda “Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir” olarak TBMM’de, kürsünün arkasında asılı bulunan bu sözün orijinali -Harf devriminden önceki hali - ; “Hakimiyet bilâ kayd-u şart Milletindir.”
Nedir anlamı; Türk Milleti adına Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ilan eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin temel dayanağını oluşturan ilkedir. Atatürk İlkeleri ve devrimleri olarak bilinen, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal egemenliğini sağlaması yolunda TBMM'nin yaptığı yasalar bu temel ilke üzerinden hareketle ortaya çıkmıştır. Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir denilerek tüm yetkilendirme hakkı ve ülkenin geleceği için karar verme yetisi tamamen halka bırakılmıştır. Eğitim, zengin, fakir hiç bir ayrım gözetmeden halka bırakılmıştır.
*
Şimdi ortada kapı gibi, tapu gibi, ne olan, daha 1925 ylında Atatürk’ün söylemiş olduğu bu söz ve, herşeye halk karar verir, halkın gücünden daha büyük bir güç olamaz ve halk eğer ki yönetimden idareyi vermiş olduğu güçten memnun değil ise bu gücü bu iradeyi de değiştirme hakkına sahiptir, anlamı durmasına rağmen bazı kafalar ‘millet’ sanki yeni kullanılan bir şeymiş gibi ortaya sürmeye çalışıyorlar.
Tam olarak demokrasiye giden yolu açan bu söz yüzyıl önce Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu tarafından ifade edilmesine rağmen, bu anlamlı sözü de kendi icadları gibi referandum sürecinde ortaya sürmeğe çalışanlar sadece ve sadece komik duruma düşmekten öteye gidemezler.
*
Bakın şimdi şuraya dikkat çekmek istiyorum.
Hem bu sözün anlamı çok netken.
Hem bugün referandumda ‘EVET’ tarafını destekleyenlerin; ‘Söz de karar da milletindir’ sloganı net olarak ortadayken.
O halde, ne olursunuz ben şu kafamla anlayamıyorum.
Birisi çıkıp izah ederse ve anlatabilirse bahtiyar olurum.
Madem söz milletin.
Karar milletin.
Tercih milletin.
O zaman; neden millet zorla bir tarafa çekilmeye çalışılıyor.
Neden diğer taraf dışlanılıyor.
Terörist gösteriliyor.
Horlanıyor.
Diğer tarafın propaganda, afiş, slogan, söylem, medya hakları engellenmeye çalışılıyor.
*
Bakın mesela en son Diyarbakır’dan seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ben ‘Hayır’ diyene terörist demiyorum” çıkışında bulunurken diğer taraftan da aynen şu ifadeyi kullandı; Şimdi Kılıçdaroğlu bizim için diyor ki, ‘Çıkmış hayır diyenlere terörist diyor’ Kılıçdaroğlu, yalan söyleme ben ‘Hayır’ diyene terörist demiyorum, Kandil ‘Hayır’ diyor bu sese dikkat edin diyorum, dolayısıyla bu kişi sevdikleriyle beraberdir, söyle bana arkadaşını söyleyeyim sana kim olduğunu, ben bunu söylüyorum ve dürüstlüğe davet ediyorum. Başka kim diyor Pensilvanya diyor. Pensilvanya da ‘Hayır’ diyor” değerlendirmesinde bulundu.
*
Yine soruyorum ne olursunuz?
Pazar pazar galiba kafam fazla çalışmıyor.
‘Söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu’ sözünde ‘hayır’ oyu kullanacaklar ile terör örgütleri arkadaş olarak gösterildiğine göre, arkadaşı terörist olan bu mantıkta terörist gösterilmiyor mu?
Neyse galiba ben yanlış anlıyorum!
Siz daha iyi biliyorsunuz!
*
Bakın mevcut Anayasa’dan bir çoğumuz memnun değiliz doğrudur.
Darbe anayasasıdır doğrudur.
Kuvvetler ayrılığı, siyasi partiler yasası, basın özgürlüğü, insan hakları, hukukun üstünlüğü anlamında bir çok alanda eksiklikleri var doğdudur.
Bu anayasanın kesinlikle güncelleşmesi gerekiyor doğrudur.
Ancak; bütün bunlara rağmen Türkiye’nin yüzde ellisini temsil eden bir meclis grubunun hazırladığı bir anayasa paketine ülkenin daha fazla çoğunluğunun onay vermesini isteyen bir anlayış, diğer kesimin de haklarını gözeterek ve koruyarak bu paketi hazırlaması gerekiyordu.
Aksi halde zannediyorum belki de yüzde seksen, yüzde doksanla çoğunluğun onay vereceği bir anayasa ile Türkiye’nin önü çok daha açık olurdu.
*
Referandumdan evet çıksa şöyle olur.
Hayır çıksa şöyle olur varsayımlarına ise benim yorumumun pek karamsar olmadığını bir defa daha söyleyebilirim.
Hayatın mutlaka yolunu bulduğu gibi, sürecin de bir şekilde yolunu bulabileceğini, Türkiye’nin; birlik, beraberlik, kardeşlik, dayanışma gibi kendi öz dinamiklerini kaybetmediği sürece bütün sorunları aşabileceğini düşünenlerdenim.
*
Evet ne diyorduk, bakın şöyle bir etrafınıza, yüksek katlı binalar, fabrikalar, yollar, sokaklar, duvarlar, EVET pankartları ve reklamları ile dolu.
Yazılı, görsel ve internet medyasında yine beş EVET reklamı varsa bir HAYIR reklamı ve afişi var.
Bildiğim kadarı ile referandum kampanyası boyunca hiçbir parti Hazine'den yardım almadı.
EVET kampanyasını yürütenler belli ki HAYIR kampanyasını yürütenlere oranla daha bonkör davranıyorlar!
*
Yani, referanduma iki haftadan az bir süre kala şunu söyleyelim.
Bırakalım, şu yaşasaydı ne oy verirdi.
Bu yaşasaydı evet mi derdi hayır mı gibi sanal tartışmaları.
Somut adımlara bakalım, herkesin kararına saygı gösterelim.
Kaldı ki geçmiş son derece somut olarak ortadayken; Türkiye Cumhuriyeti’ni tasarlayan Mustafa Kemal isteseydi, Amerikan mandasını kabul ederdi, veya Lenin'le işbirliği yapar, Sovyet bloğuna girerdi. Ya da birilerinin söylediği gibi diktatör olsaydı tek adamlığını ilan eder, padişahlığı yeniden getirirdi.
Ama O ne yaptı?
Tüm dünyanın çok iyi bildiği gibi, Türkiye için daima en ileri, en çağdaş yönetim modelini düşündü; çok partili rejime geçmek için tüm adımları sağlığında attı, Serbest Fırka'yı kurdurdu.
Bir daha kimselerin tek adamlığa yeltenmemesi için; "Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir" hükmünü beyinlere kazıdı.
Şimdi sıra günümüz liderlerinde.
Erdoğan’da.
Bahçeli’de.
Kılıçdaroğlu’nda.
Ve daha sonra da bu liderlerin arkalarından sürükledikleri kitlelerde.
Hayatın akıp yolunu bulduğu gibi, referandum da, yeni anayasa da, siyasi zeminler de, iç dış hesaplaşmalar da, ekonomik pazarlıklar da bir şekilde yolunu bulacaktır…
İyi haftalar…
YORUM EKLE