Kamuran Akdemir

Kamuran Akdemir

GAZİANTEP; ÜSTÜ AÇIK BİR ARABA...!

GAZİANTEP; ÜSTÜ AÇIK BİR ARABA...!


Tatile çıktım. 
Sabırsızlığımın ve sevincimin birbirine karışıp uyumama izin vermeyeceğini bildiğim için gece 22:00'da yola çıktım. 
Aman Allahım o nasıl bir yoldu ki, bana bu yazıyı yazdırttı. Bu benim bunu ilk yaşayışım değildi. 
   Hergün baska bir şehre açmıştım gözümü. Memleket cok geride kalmıştı ama kokusu hep burnumdaydı. Sevdiklerim ise göğsümün sol yaninda. 
Deniz güzeldi. 
Sıcak ve rutubet dolu bir hava yapışıp kalsa da üzerimize yine de yosun kokusu bunu unutturuyordu. Herkesin şehri , herkesin memleketi kendine güzeldi tabi ki ama gözardı edilemeyecek gerçekler de vardı. 
Benim şehrimin dik yokuşları, nefes kesen yolları yok...! 
Çok yer gezdim, gördüm. Bazılarını sevdim hatta ama hiç bir şehir, "Gaziantep" kokmuyor. Kıbrıs da uzun bir süre kaldıktan sonra Gaziantep'e döndüğüm ilk gün uçak tekerleklerini yere vurduğu anda ben, derin bir ohh çekip, "Evime, toprağıma, yuvama hoşgeldim!" diye sevinç çığlıkları atmıştım. Bir yandan da kendimi çok garip hissediyordum. Eşim; "Nasıl hissediyorsun?" diye sorduğunda, "Gaziantep üstü açık bir araba!" dedim. ŞAŞIRDI... "Nasıl yani?" dedi. 
Benim şehrimin dik yokuşları, nefes kesen yolları yok. Benim şehrimin üzerime yıkılacakmış gibi yük olan dağları yok. Kocaman mavi gökyüzüyle, usul esen rüzgarları, yakan ama sıcağını üzerimize yapıştırmadan çeken güneşi, bulutların arasından işaret vermek istermiş gibi dumanıyla izini bırakan uçakları, nerede diye aramaya gerek duymadığım, kafamı kaldırıp onları aradığım gecelerde, hemen tepemde toplanan yıldızları ile adeta üstü açık bir araba. Keyfli, konforlu, rahat, huzurlu ve serin...
   Koca koca dağların arasından sanki açmaya üşenilmiş, özensiz ve bakımsız yollardan çok geçtim ben. Ama Türkiye de ki bu fena yolları ilk kez yol aldım. Yılan eğesi gibi kıvrıldıkça kıvrılan, sanki bir el olup seni boğmaya çalışan, tehlike kokulu yollar. İnsanı yoran dik yokuşlar ve sonra tepe taklak gidecekmişsin gibi yuvarlandığını zannettiğin inişler, virajlar, endişeler. Kaza kokan, sabah ulaştınmı diye hiç susmayan telefonlar ve sonunda bir tatil. Çok şükür vardık dedirten bir tatil.
Tatil dönüşü yolumuz otobana çıksın diye çok bekledik. Ama bir türlü bitmek bilmeyen yol çalışmalarını ancak Gaziantep'e yaklaştığımızda aşabildik. Rotamız o yola girer girmez derin bir oh çektiğimi ve artık bir parça da olsa uyuyabilirim dediğimi hatırlıyorum. Geniş, sakin, düzgün, engebesiz, yol çalışmasız bir yol. Hayal gibi değil mi?
 Oysa Güneydoğu da var olan "Gaziantep" yanlız yolları değil her yönü ile bambaşkadır. 
    İçinde yaşayanlar daha iyi  bilir. Güvendir Gaziantep, sıcaklıktır. İnsanlar birbirlerini tanırlar, büyük şehirdir ama yinede bir çok kişi birbirini bilir. Akrabalık bilir Gaziantep, bayram bilir, ramazan bilir, el öpmek bilir, adet bilir, gelenek bilir bunun yanı sıra modernliğin ne olduğunu da hızlı gelişimi ile ispat ederek bilir. Değişimlere ayak duran, yeniliklere açık bir şehirdir. Hızla büyüyen ancak  kendini kaybetmeyen. 
Seni seviyorum, 'GAZİANTEP' dedirttiren...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kamuran Akdemir Arşivi