Gittiler geçemediler

 Gittiler, Geçemediler, Geçemeyecekler...
“Dağlarda tek,tek
ateşler yanıyordu”
***
Bugün, 18 Mart, Çanakkale Deniz Zaferinin 100. Yılı.
İtilaf Devletleri, İstanbul’u alarak, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının kontrolünü ele geçirmek, Rusya ile güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, İttifak Devletlerini zayıflatmak için, Çanakkale’yi seçti. Müttefiklerin, karada ve denizde ağır bir yenilgisi ile sonunçlanan bu savaş, Çanakkale Destanı’dır. 
Anafartalar Kahramanı, Mustafa Kemal Atatürk, emretti;
 “Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.”,
Terketmediler....
Onlar, bu cepheye dönmemek üzere gittiler...
18 Mart akşamı, boğazadan geri çekilen düşman donanmasını seyrederken, Cevat Paşa şöyle dedi;
“Gittiler, Geçemediler, Geçemeyecekler.”
***
“Dağlarda tek,tek
ateşler yanıyordu”
***
Düşman’ın bir Tümen sandığı alay, sadece 628 kişiydi. Hiçbiri dönmedi.
Vatan toprağına, düşman ayağı basmasın diye, topsuz, cephanesiz, süngüyle savaşan....
Un ve  ekmek kalmadığından, istihkakı 500 gr. indirilen ekmek ile beslenen, sabah “üzüm hoşafı”, öğlen”yok”, akşam”yağlı buğday çorbası” ile aç-susuz, çarıksız, çizmesiz, vatan uğruna can veren....
Daha lise çağında, cepheye gittikten 6 saat sonra hepsi şehit olan, 50 çocuk...
Seyit Ali Onbaşı...
Nusret Mayın gemisinin Deniz Yüzbaşısı, Tophaneli Hakkı Bey...
Mayın grup komutanı, Yüzbaşı Nazmi Bey’le birlikte, 18 Mart’tan bir gün önce, elde kalan son mayınları boğaza döşeyen komutan, Albay Cevdet Çobanlı...
Düşman gemilerini  boğazdan geçirmeyerek, tarihe “Çanakkale geçilmez” mühürünü vuran, Çanakkale Boğazı, Müstahkem Mevkii Komutanı, Cevat Paşa...
Hüseyin Avni Bey...
Ve... Adını bilmediğimiz nice kahraman, anaları, babaları, çocukları, yar’ları...
Milletçe size minnettarız. Rahat uyuyun.
“Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça” biz de terk etmeyeceğiz...
Bu bir destandır. Bu Cumhuriyet böyle kuruldu.
Çanakkale’yi, Atatürk’süz anlatmak, bu vatana ihanettir.
***
“Dağlarda tek,tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam,
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu.
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: "Üç" dediler,
Sarisin bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.”
Nazım Hikmet Ran
YORUM EKLE