Kentlerin hakkını kimler koruyacak!

14-15 Nisan 2016 tarihlerinde, İstanbul Aydın Üniversitesi Florya Yerleşkesinde Uluslararası Kent Konseyleri Kongresi ve Çalıştayı yapılacak.
Kongrenin ikinci günü (15 Nisan Cuma) saat 10.00-12.00 arası A801 AMFİ Salonunda gerçekleşecek, 'KENTLİ HAKLARI “KENT ÖZGÜRLÜKTÜR” konulu Çalıştay'ın moderatörlük görevi ise bana verilmiş.
Adana Kent Konseyi Başkanı Ahmet Özhan, Didim Kent Konseyi Başkanı Osman Ayyıldız, ve Yalova Kent Konseyi Genel Sekreteri Hasan Soygüzel de panelist olarak yer alacaklar.
Yazımızın hemen başında tüm okurları ve kentlerimizin katledilmemesine tepkili olanları bu çalıştaya davet ediyoruz.
*
Türkiye’de “kent konseyleri ve kentler” anlamında bir ilk çalışma olan bu kongrede Kent Konseylerinin daha iyi anlaşılması ve öncelikli konuların tartışılmasına fırsat verirken, kent konseylerinin çeyrek asırlık geçmişini, bugünkü durumlarını ve geleceğe yönelik ön görüleri bilimsel çerçevede değerlendirip tartışılmasını amaçlıyor.
Yaklaşık 70 il temsilcisi ve 200 kent konseyinin yer alacağı kongre ile ilgili geniş bilgiyi bugünkü gazetemizde yer alan haberde de okuyabilirsiniz.
*
Kent Konseyleri bir anlamda Dünya'da ve Türkiye’de 21. yüzyılın demokratik “yerel yönetişim” anlayışını ifade eden Yerel Gündem 21 projesinin bir eseridir.
Yerel düzeyde sürdürülebilir kalkınmaya yönelik, katılımcı eylem planlaması süreci Yerel Gündem 21 projesi ile 2000'li yılların hemen başında ülkemize de taşınmış olsa da ne yazık ki bu süreç tam anlamı ile amacına hitap eden işler yapamadı.
Bunun en büyük sebebi ise yerel dinamiklerin demokratik ortamlarda Kent Konseyleri’ne katılımlarının sağlanamamasıdır.
*
Rantın ve gücün esiri olan yerel yöneticilerimiz bağımsız görevini yapması gereken kent konseylerini de ele geçirmeyi başardılar.
Böylece amacı; kentin hak ve hukukunun korunmasını sağlamak, sürdürülebilir kalkınma planlarını oluşturmak, çevreye duyarlılık bilincini artırmak, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmek olan kent konseyleri tam anlamı ile amaçlarını yerine getirmekte zorlandılar.
*
Kentleri planlayanlar kimler.
Yönetenler kimler.
Denetleyenler kimler.
Kentlerin evrensel standartlara uygunluklarını artıran projeleri sunanlar kimler.
Kentlerdeki, park, bahçe, yol, tarihi eser, doğal güzellikler kimlerin kontrolünde.
Kentin ekonomik değerlerini kimler yönetiyor.
Bir anlamda kent konseylerinin amacı bütün bunları sorgulamak, denetlemek, takip etmek, gerekirse destek vermek olmali iken.
Güç kimde ise onun kontrolüne ve güdümüne geçen kent konseyleri formalitenin ötesine geçememekteler.
*
Kentlerin nüfus artışına göre doğru dürüst planlanmaması.
Nefes aldıran boşlukların hızla yapılaşmaya açılması.
Kentlerdeki kamusal açık yeşil alanların giderek azalması.
Kentsel çevrede yaşam kalitesinin düşmesine yol açmakla birlikte ileriki yıllarda daha değişik sorunların da en büyük habercisi oluyor.
Kent Konseyleri bütün bu çalışmalarda aktif rol oynayıcı uzman yöneticilerden ve denetçilerden oluşması gerekirken 'şıracının şahidi bozacı' misali kişilerin kent konseylerinde görev almalarını sağlayıcı durumlar ortaya çıkıyor.
*
2013 yılının Mayıs ayında Taksim Meydanı Projesi kapsamında bölgenin tek yeşil alanı olan Gezi Parkı’nın ortadan kaldırılıp yerine Topçu Kışlası’nın inşa edilmesi bu duruma net bir örnektir.
Şayet kent halkı bu kararı protesto etmiş ve parka sahip çıkmak amacıyla bir direniş süreci başlatmamış olsaydı her türlü yetkiyi elinde bulunduran dönemin hükumeti çoktan Gezi Parkı’nı ortadan kaldırılıp yerine Topçu Kışlası’nı inşa edecekti.
Burada direnişçiler bir anlamda Kent Konseyleri'nin yapması gerekeni yapmıştır.
*
Toplumsal bir sorumluluk örneklerinden birisi de özürlü insanların daha iyi bir yaşam düzeyine kavuşturulmasıdır.
Şimdi soruyorum sizlere; çevrenizde hangi belediye, hangi valilik, hangi kaymakamlık inşaatların, iş yerlerinin, dükkanların, evlerin, parkların bahçelerin kısaca yaşam alanlarının özürlülerin de sağlıklı bir şekilde kullanmaları için denetimler yapıyor.
İstisnalar olsa da korkarım bu soruma cevabınız yoktur.
*
Ah o kentlerin bir dilleri olsa da konuşsalar.
Rant uğruna kesilen ağaçlar, üzerine milyonlarca ton demir ve beton yığını dikilen topraklar, dengesi bozulan doğal alanlar, dağlar taşlar...
Gelseler dile de bakın neler söylüyorlar.
Türkiye haritasını bir masa gibi düşünün.
Bu masanın İstanbul dışında kalan topraklara bir bakın bir de İstanbul ve çevresine bakın.
Hani masanın bir köşesine ağır kiloları bırakın ve bekleyin, kısa süre sonra ne olacaktır.
Masanın şaftı kayacaktır değil mi?
*
İşte kentlerimizin kimileri de bu haksızlıklara uğramaktalar ama dilleri olmadığı için çığlıklarını duyuramıyorlar.
Desenize illiada çıĞlık mı atmalılar, çevremizde gözlemlediğimiz dengesiz binalar, göktelenler, beton yığınları, katledilen yeşil alanlar anlayana çığlık değil mi?
*
Yazımızın sonunda 14-15 Nisan 2016 tarihlerinde, İstanbul Aydın Üniversitesi Florya Yerleşkesinde yapılacak Uluslararası Kent Konseyleri Kongresi ve Çalıştayı'na tekrar davet çıkararak şunları da söyleyelim.
Kentler bizim yaşam alanlarımız, hatıralarımız, evlerimiz, yuvalarımız, hayat kaynaklarımız, onları kimselerin harap etmesine müsaade etmeyelim, koruyalım, kollayalım, kentli olma bilincini aşılayalım.
Unutmayalım ki; yarınlara bırakacağımız en önemli miraslarımızdan birisi de pırıl pırıl, ter temiz, planlı, düzenli, yaşam kalitesi yüksek kentlerimiz olacaktır...
YORUM EKLE