İşte Kim Kardashian’ın köyü

Hürriyet, Kim Kardashian’ın büyük dedesinin yaşadığı Kars’a bağlı Karakale, köyüne gitti...

İşte Kim Kardashian’ın köyü

Kars çevresinde beş ayrı Karakale köyü var. Ancak Kars’a 45 dakika uzaklıktaki, 500’e yakın nüfuslu Merkez Karakale diğerlerinden ayrılıyor. O, Kardashian ailesinin köklerinin dayandığı yer. 1900’lü yılların başına kadar ağırlıkla Ermenilerin yaşadığı bir köydü.

 

Kars’ın Karakale köyü... 500 nüfuslu bu şirin köyün çok farklı bir özelliği var. Popüler kültürün en önemli yıldızlarından Kim Kardashian’ın büyük dedesi buradan Amerika’ya göçmüş.
Bugün, Kardashian’ın ünü köyü ikiye bölmüş durumda. Bazısı, “İlkokulumuzun adını Kim Kardashian koyalım” diyecek kadar sahip çıkıyor ona. “Gelsin, kaz pişirelim” diyorlar. Hatta meşhur Kars kaşarına bile ismini vermeyi düşünenler var!
Köyün diğer yarısı ise malum skandalları yüzünden Kardashian’ın, ahlaklarını bozacağını düşünüyor. Ama evlenip, çoluk çocuğa karıştığını duyunca da “Allah bağışlasın” demekten geri durmuyorlar. İşte, Kim’in köyünden Türkiye manzaraları.

 

Kars’ın karlar altındaki Karakale köyündeyiz... Sonsuz beyazlığa gömülmüş, uzak, kendi halinde bir köy... Ama Anadolu’daki benzerlerinden renkli bir haberle ayrılıyor. Dünyanın en ünlü yıldızlarından Kim Kardashian’ın atalarının zorlu hikâyesinin çıkış noktası burası. Kim’in büyük büyükbabası burada doğup büyümüş. Aile, 1913’te ABD’ye göçünce kaderleri de değişmiş. Kim’in ‘memleketlisi’ Karakaleliler, şimdi yıldızın köye gelmesini bekliyor: “Köylü, vatandaşımız Kim’e sahip çıkmaya hazır. O da köyüne sahip çıksın. Gelsin, ona güzel kaz pişiririz.”

 

Birkaç gün önce İngiliz Daily Mail gazetesinin gündeme bıraktığı bomba haber şunu anlatıyordu: “Kim Kardashian Karslıymış; Karakale Köyü’nden.” Kardashian dediğin, dünyanın bir numaralı reality-show yıldızı, elin ağzı da torba değil büzülmüyor; gün aşırı buna benzer haberler çıkıyor... Üstelik kendisi de daha önce kökeninin Türkiye’ye dayandığını açıklamıştı. Ama bu defa köyüne kadar bir nokta atışı, bir adet soyağacı, bir de babaannesinin atalarının Erzurum’daki fotoğrafları yayımlanmıştı. En ufak konuda açıklama yapan yıldızın cephesinden yalanlama gelmedi... Biz de ‘Kardashian’ soyadının Türkiye’deki izini sürelim dedik; fotoğraf gurumuz Sebati Karakurt’la (namıdiğer Sebastian Carlos) düştük yollara. İstikamet karlar altındaki Kars’tı...

 

Kentin afili havalimanından dışarı adım attığımızda termometre -12’yi gösteriyordu. Kiraladığımız arabada Carlos, Karakale’nin izini bulmaya çalışırken ben cırcırböceği gibi anlatıyordum: “Kim’in büyük büyükbabası Tatos Kardashian’ın ailesi Rusya’dan Karakale’ye 1887’de gelmiş. Babası Saghatel Karakale’de tüccarlık yapmış, Hrepsema Yurdashian’la evlenmiş, Tatos da 1896’da doğmuş. Aile, 1915 olaylarından iki yıl önce tehlikede olduklarını düşünüp evi barkı bırakarak köyü terk etmiş. Almanya üzerinden Amerika’ya göç etmişler. Ondan sonrası yeni bir hayat...” Carlos lafımı kesti: “İyi de, Karakale yazıyoruz, beş farklı yer çıkıyor, ne diyeceksin bu işe!” Düşünün, Kars çevresinde, her biri birbirinden uzakta tam beş adet Karakale var. Başladık her köyde şansımızı denemeye. Üç saat yanlış köylerde gezdik tozduk. Sonuç: Hüsran.

 

 

Haritadaki köyleri tek tek denerken sıra ‘Merkez Karakale Köyü’ne gelmişti. Kars kent merkezinden köye uzaklık sadece 20 kilometre ama git gidebilirsen... Yol yok, her yer buz. Güç bela ilerlerken yoldaki kar kalınlığı giderek arttı; üstüne sinsi yokuşlar devreye girdi. Derken karda boşa dönen lastik sesleri, “Bir yere gitmiyorum” diyen motor sesi. Güneş de battı, sonsuz beyazlık yerini karanlığa bıraktı. Kaldık mı mahsur? Bir saatin ardından tam “Kim’in atalarını bulalım derken kurtlara yem olacağız” diye düşünmeye başlamıştım ki, bir minibüs yanaştı. İçinden beş altı genç indi. Kar-kış-kıyamete hayli alışkın şekilde duruma el koydular; zincir takıldı, araba itildi. Minibüs, öğrencileri taşıyan bir servismiş. Şoförü de Karakaleli Harun. Yardım faslı bitince sordu: “Abla sizin ne işiniz var burada?” Durumu kısaca anlattık. Aldığımız cevap: “Biz de duyduk Kim’in köylümüz olduğunu. Ama ben fazla bir şey bilmiyorum, sizi muhtarın evine götüreyim, onunla konuşun.” Şansımız dönmüştü, Kim’in köyünü sonunda saptamıştık.

 

Küçük yerde haber çabuk yayılır, o hesap, biz daha köye ulaşmadan ortalık çalkalanmış. Köyün muhtarı Mevlüt Büyükbaş, yanında bir heyetle, bizi 500 kişilik köyün merkezinde karşıladı. Burası iki yana yarısı viran, yarısı sağlam taş binaların serpiştirildiği bir yokuş aslında. 50 ev ya var ya yok. Eski taş binalara sonradan pimapenler eklenmiş. Yeni yapıların dış renkleri çivit mavi gibi parlak. 
Muhtar anlatmaya başladı: “Köyümüz eskiden bir Ermeni köyüymüş. Biz onlar gidince Gürcistan’dan gelmişiz. Şu taş binalar onlarınki. Bizimkiler yenileri.”

 

Heyetle birlikte iki dakika yürüyerek tepeye, evine çıktık. Hemen bir ikram merasimi: Çaylar, susamlı kurabiyeler içten bir misafirperverlikle önümüze serildi. Yedik içtik halleştik derken ben konuyu Kim’i tanıyıp tanımadığına getirir getirmez muhtarın suratı düştü. Kardashianlarla ilgili bir şeyler biliyor gibiydi ama konuşmaya da hiç niyetli değildi. Yine de şanslıydım. İstanbul’dan kalkıp gelmem bir şekilde içine dokunmuş olmalı ki, halime acıyıp sağa sola haber yolladı. Az sonra köyün ileri gelenleriyle hep beraber köy kahvesinde toplandık.

 

Kahve, kerpiçten yapılı iki odalı bir yer. İçeride en az 50 kişi dip dibe oturuyor. Fotoğraflarının çekilmesini kesinlikle istemiyorlar: “Burası güzel değil, çekme, imajımız bozulur.” Duvarlar boş. Ama eskiden ‘memleketlileri’ Kim’in posterleri asılıymış. Seçim zamanı “Uygun olmaz” diye kaldırılmış. Kime oy verdiklerini sordum: Burada AKP’yle MHP kapışıyormuş.

 

Bir iki siyasi kelam sonrası yine Kim’e döndük. Carlos dayanamadı, sordu: “Dünyanın en ünlü artisti sizin köyden çıkma. Tam bir altın madeni. Başkası olsa heykelini diker. Neden konuşmuyorsunuz?” Kahvede bir uğultu. Sonra başladılar anlatmaya: “Üç yıl önce İngiltere’den geldiler, ‘Bu hanım sizin köyden’ dediler. Hepimiz şok olduk. Büyük dedesi buradanmış. Doğrudur, burası eski Ermeni köyüdür. 25 ev mevcut Ermeni zamanından kalma. Bazısında hâlâ köylüler oturuyor, onlar kimindir biliyoruz. İki üç ev var, Kim’in atasınındır diye tahmin ettiğimiz. Onlardan biridir herhalde ama hangisi biz de bilmiyoruz. Babalarımız bilebilirdi, onlar da öldü. Kayıt falan da yok ki... Ama Ermeni mezarlığı var, aynen muhafaza ediyoruz. Size de gösteririz. Köylü vatandaşımız Kim’e sahip çıkmaya hazır. O da köyüne sahip çıksın. Neden gelmiyor? Gelsin, atasının yerini görsün. Çok iyi ağırlarız, güzel evlerimiz var. Gelsin, ona güzel kaz pişiririz. ”

 

Sonra tartışma birdenbire boyut değiştirdi: “Kazın mevsimi şubat, şimdi nasıl gelsin? Yolumuz yok, karla kaplı. Greyder bir gelir bir gelmez. Hem köyün suyu da yok, afedersin eşeklerle su taşıyoruz. Gerçi gelsin, ağırlarız, su da taşırız. Ama köyümüz baharda daha güzel.” 15 dakikanın sonunda karar veriliyor: Kim gelmek isterse baharda gelecek ama onun için şimdiden birkaç kaz saklanacak. Ne olur ne olmaz! 
Köyün ana geçim kapısı mandıracılık. Geçim sıkıntıları yok, süt ve peynirlerinin namı yürümüş. Buradan Kim’le ortak proje çıkabilir diye düşünüyorlar: “Bizim peynirimizin adı ‘Kars Kaşarı’, logosu da ‘KK’. O hanım istesin, peynirin adını ‘Kars Kardashian’ı diye değiştiririz. Ya da ‘Kardashian kaşarı.’” Arkadan bir uğultu yükseliyor. Üstüne de şu cümle: “Tamam dayı, tam uyar işte.” Manidar, hafif sinirli gülüşler... Anlıyoruz ki köyde Kardashian’a ‘muhalif’ bir kanat var.

 

Ufaktan o kanadın temsilcilerine yanaştım. “Nedir Kim’le alıp veremediğiniz? Dünyanın en ünlü kadını, niye beğenmiyorsunuz?” Aklım etnik meselelere, din farkına gidiyor. Derken ummadığım bir cevap: “Çok dekolteli giyiniyor abla. Geçen gün yan köye film çekmeye geldiler, ‘Sizin köydenmiş’ diye alay ettiler. Köyün kızlarına ‘Onun gibi’ diyorlar.” “Eh” diyorum, “Bunda ne kötülük var? Çok güzel bir kadın.” Hepsi kıpkırmızı kesiliyor, başlar öne eğiliyor. Mırın kırın “Öyle değil abla” diyorlar. Anlıyorum ki, Kardashian’ın seks kasedinin şöhreti köye ulaşmış. Geçen haftalarda çektirdiği, heybetli kalçasını tamamen ortaya çıkaran pozlarından bahsetme fikrini hemen kafamdan silip ekliyorum: “Ama evlendi, biliyor musunuz? Üstelik çocuğu da oldu!” Herkesin yüzünde bir şaşkınlık, ‘Doğru yolu bulmuş, evinin kadını olmuş’ tadında bir ifade: “Allah bağışlasın o zaman!” Ünlü rap yıldızı kocası Kanye West’in fotoğrafını gösteriyorum; bu defa da onu kimsenin gözü tutmuyor.

 

 

Yani Kim evli barklı ama yine yaranamıyor muhalif kanada. ‘Şöhrete aç değiliz’ havasında bir iki cümle dolanıyor: “Kardashian buradan çıkan tek ünlü değil ki. Tamer Karadağlı da bu köyden mesela. Onu seviyoruz. Köyümüzde herkes okuyor, üniversiteye gidiyor. Zekiş’in yeğeni Amerika’da göz doktoru oldu mesela. Öyle insanlarımız da var.” 
Dışarısı zifiri karanlık, iyice bastıran tipi de cabası. Her türlü ‘Misafirimiz olun’ ısrarına rağmen “Bugünlük bize müsaade” dedik. Yarın Kardashian’ın büyük büyükbabasının yaşamış olabileceği evleri ve Ermeni mezarlığını birlikte gezmek üzere sözleşip, kente döndük. Ne de olsa ‘greyder’ yolları açmış.

 

 

Ve Kim’in köyünde ikinci gün. Gündüz gözüyle modern binalarla eski Ermeni evlerinin arasındaki tezat daha bir göze çarpıyor. Bizi karşılayan kafileden Fırat da benim gibi düşünüyor olmalı: “Onlarınki daha güzel abla. Baksana sağına soluna. Onlar yapmış, biz bozmuşuz.” Kardashianlara ait olabilecek en eski üç bina var. Bunlar 1800’lü yılların sonunda yapılmış. Tatos Kardashian’ın da 1896 doğumlu olduğunu düşününce, akla yakın geliyor. Binaların birinin bir duvarı kalmış yadigâr, diğeri terk edilmiş. Üçüncü ‘ihtimal’ de mandıra olarak kullanımda. Ermenilerden kalan bir başka ev, ilkokul olarak hizmet görüyor. Köylü oldukça gurur duyuyor o binayla. “Okulumuz güzel ama eski. Birinci, ikinci, üçüncü sınıf bir arada oturuyor. Gelsin, köyüne yatırım yapsın. Okul yaptırsın. ‘Kim Kardashian İlköğretim Okulu’ olabilir adı.” Kim’in bu yıl içinde Ermenistan’ı ziyaret etmesi konusunu (1915 olaylarının yıldönümü için Ermenistan’a davet edilmişti) gündeme getiriyorum. Kalabalıktan yükselen yorum: “Oraya gidip de buraya gelmezse ayıp eder.”

 

 

 

Sıra Ermeni Mezarlığı’nı ziyarette. Alıştığım mezarlık manzaralarını, taşları, ağaçları aradı gözüm. Ama hayat burada ölünce bile kolay değil: Bana uzakta, karlarla kaplı, Uludağ’ın iki boy ufağı olan tepeyi gösterdiler: “Şu mavi kulübeyi gördün mü abla? İşte onun yanı.” Yanı olmasına yanı da, ortada bir şey yok, her yer karla kaplı. “Eee, kışın geldin. Yazın geleydin, görürdün. Şimdi karlar altında.” Baktılar gözüm kara, hatırımı yine kırmayıp benimle mezarların bulunduğu tepeye kadar tırmandılar. Yarı belimize kadar kar içinde ilerleyip, kırka yakın Ermeni Karakalelinin olduğu mezarlığa vardık. Karları kazıp, birkaç mezar taşına ulaştım. Üstleri donduğu için yazıları seçmek mümkün değil. Ama dedikleri gibi, aradan geçen 100 yılı aşkın zamana rağmen pırıl pırıl. “Baksana Aslı Hanım, kardeşlerimiz ne güzel işlemişler taşa.” Genç bir çocuk lafa karıştı: “Ermeni nasıl bizim kardeşimiz oluyor?” Sıkı bir muhalefetle karşılanıyor bu sözler: “Öyle laf mı olur? Onun canı yok muydu? Hem o da buranın insanıydı.”

 

Köyü kurtlardan koruması için yetiştirilen köpeklerin yoğun muhalefeti iyiden iyiye artınca, yine karları yara yara köyün merkezine döndük. Köyün kadınları ellerinde örgülerle 100 adımlık yokuşta geziyor. Ortada hiç genç kız olmaması dikkat çekici: “Kızlarımız fotoğraf vermez abla. Kim’e benzetilmek istemezler. Hem zaten hepsi okulda. Okutuyoruz onları. Hafta içi Kars’ta yurtta kalırlar, hafta sonu dönerler köye.”

 

Köylüler, Kardashian hakkında görüş ayrılığı yaşıyor. Bir kısmı, Kim’in köye gelerek köklerini tanıması gerektiğini savunurken, diğerleri yıldızın frapan tarzından ve seksi hallerinden rahatsız: “Karakale’yi iyi temsil etmiyor, Tamer Karadağlı da buralı, o da ünlü, onu seviyoruz.”

 

Misafirperver Karakalelilerle vedalaştık, Kars’ın yolunu tuttuk. Genç kızlar gerçekten de Kars’ta. Üstelik öğrenci yurtlarının önlerinde, ‘piyasa mekânı’ pastanelerde, ‘Kimvari’ esmer, kalın kaşlı kızlar göze çarpıyor. Bu birçok insan için ‘iltifat’ sayılabilir, gelin görün ki Kars kızları, yıldızı pek tutmuyor. Genel intiba şu: “Yüzü güzel ama aşırı dekolteli.” Fotoğraf çektirme konusu ise başlı başına bir dert: Röportajlar iyi hoş da, iş fotoğraf çektirmeye gelince bahane aynı: “Kars kızları reklam yapmaz abla!” İşe bakın ki dünyanın hiçbir şey yapmadan, sadece kendi reklamını yaparak şöhret olan tek kadının kökleri de buraya dayanıyor. İyi mi!

 

Köydeki Ermenilerin çoğu Kim’in ataları gibi göç etmiş. Ancak yakınları hâlâ Karakale Ermeni Mezarlığı’nda yatıyor.

 

(Soldan sağa) İşletme okuyan Eda (20) lise son sınıftaki Seda (19) Kıbrıs’ta öğrenci olan Duygu (20) ve garsonluk yapan Nesrin (21) doğma büyüme Karslı. Kim’in hemşerileri çıkmasından dolayı memnunlar. En çok yüzünü beğeniyorlar. Tek bir şikâyetleri var: Kim’in dekolte merakı. Eda şöyle anlatıyor: “Havası, bakışları filan çok güzel ama alımlı olması için o kadar da açılmaya gerek yok.”

 KAYNAK: HÜRRİYET

 

Güncelleme Tarihi: 15 Şubat 2015, 16:16

Mehmet

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER