Fermuarlı Dudaklar

Hillary Clinton’ın Türkiye ziyaretinin ve yaptığı açıklamaların ardından Wall Street Journal gazetesi de hafta içinde “Türk Medyasının Fermuarlı Dudakları” başlığıyla yayımladığı haberde Türk medyasındaki otosansür konusuna değindi.

Fermuarlı Dudaklar

İkinci Abdülhamit döneminin baskıcı rejiminin matbaa kapatma alışkanlığından, sansür tehditlerinden bıkan basın bundan 103 sene evvel 24 Temmuz 1908’de, II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte, bundan cesaret alarak başkaldırır ve gazeteler o gün sansürsüz olarak yayımlanır. Uzun yıllardan sonra gazeteler ilk defa sansür memurlarının keyfine göre değil gazetecilerin düşüncelerine göre basılmıştır. O gün bazı gazeteler satışını ikiye hatta üçe katlar. Sonraki bir ay içinde ise 200 kadar yeni gazete için yayın hakkı alınır. 24 Temmuz gazeteciler için tam bir bayram günü olmuştur. Arkasından 1950 yılında, Gazeteciler Cemiyeti tarafından 24 Temmuz’un Basın Bayramı olarak kutlanması kararlaştırılır. Böylece 24 Temmuz tarihi, demokrasinin temel taşlarından olan iletişim ve düşünce özgürlüğünün korunup yaşatılmasını temsil eden bir simge haline gelmiştir.

Hillary Clinton geçen haftaki Türkiye ziyaretinde gençlerle bir araya geldi. Söyleşi boyunca Clinton’ın eleştirilerini yönelttiği tek konu basın ve ifade özgürlüğü oldu. Kulak verip vermemek bize kalsın, ama Clinton’ın bu konudaki tavsiyeleri ve basın özgürlüğüne yaptığı güçlü vurgu yüreklendiriciydi. Türkiye’deki basın ve ifade özgürlükleri konusunun, ülkenin diğer alanlarda kaydettiği ilerlemelerle örtüşmediğini ve buna anlam veremediğini söyledi Clinton. Ayrıca, “Ben Türk hükümetinin yerinde olsaydım ifade özgürlüğü, gazeteci özgürlüğü, internet ve blogcu özgürlüğü tarafında yer alırdım. Çünkü günümüzde bilgi erişime o kadar açık ki eninde sonunda zaten ortaya çıkıyor..” şeklinde konuşarak internetle birlikte iletişim özgürlüğünün aslında zaten kendiliğinden ortaya çıktığını bize hatırlattı.

Hillary Clinton’ın Türkiye ziyaretinin ve yaptığı açıklamaların ardından Wall Street Journal gazetesi de hafta içinde “Türk Medyasının Fermuarlı Dudakları” başlığıyla yayımladığı haberde Türk medyasındaki otosansür konusuna değindi. Medya dünyasının ünlü simalarından Banu Güven’in NTV’den ayrılışı olayının örnek kabul edildiği haberde bu durumun Türkiye’deki medya özgürlüklerinin zayıfladığı algısını beslediği görüşüne yer verildi. İçeride, kimisine göre özgürlüğü kısıtlı, baskı altında, birtakım çıkar ve iktidar grupları tarafından yönlendirilen, kimisine göre aksine “haddinden fazla özgür” olan Türk basınının dışarıda çizdiği profil ve yarattığı algı genel olarak bu şekilde. Gerçeği yakalamak için çoğu zaman çemberin dışına bir adım atmak ve olaylara tarafsız bir noktadan bakmak gerektiğini unutmayalım…

Basın ve ifade özgürlüğünün demokrasinin tartışılmaz bir parçası olduğu gerçeği su götürmez. Öte yandan tekelleşen medya devlerinin sahip oldukları gücü kötüye kullanmalarının da toplumsal açıdan son derecede tehlikeli olabileceğini gözden kaçırmamak gerek. Bu anlamda yine geçen hafta başta İngiltere olmak üzere dünya gündemine bomba gibi düşen, Başbakan David Cameron’ın isminin de karıştığı telekulak skandalı, basın özgürlüğü, özgürlüğü kötüye kullanma gibi kavramları bir kez daha gündeme taşıması açısından çok önemlidir. ABD, İngiltere ve Kanada başta olmak üzere birçok ülkede Fox TV, Sky, Wall Street Journal, The Sun gibi çok çeşitli yayın kuruluşlarına sahip bir medya devi; News Corporation şirketi… Şirketin imparatoru Rupert Murdoch’a ait İngiltere’de yayın yapan News of the World isimli gazetenin, ünlü ve ünsüz birçok kişinin telefonlarını yasadışı yollarla dinlediği ve polise rüşvet verdiği ortaya çıkıyor…

Ancak ülke İngiltere olunca yapılan yapanın yanına kâr kalmadığı gibi yapılanın üstü de örtülmüyor. Skandaldan sonra News of the World gazetesi kapandı. Bunu istifalar izledi. Murdoch ve Başbakan Cameron hesap vermek için parlamento karşısına çıktı, soruları yanıtladı, özür diledi. Hatta Başbakan’ın bile istifası söz konusu olabilir… Olay içerik bakımından bir skandal ve rezalet niteliği taşısa da ortaya çıkmasının ardından araştırma ve çözüme kavuşturma sürecinde demokrasinin işletilme biçimi örnek olacak cinsten.

Medya dışındaki sektörlerdeki konumlarını düşünerek, iktidarlara göre yayın yapmayan ya da tarafsızlıktan uzak, yayın kuruluşlarını yalnızca kendi düşüncelerine tercüman eden kişilerce yönetilmeyen bir medyanın; sansürsüz ve baskısız bir özgürlük zemininde ve fakat özgürlüğün, yetkinin ve gücün kötüye kullanılmadığı, başkalarının özgürlük alanına cebren ve hile ile girilmediği bir ifade ve iletişim anlayışının var olduğu ve korunduğu yerde demokrasiden söz edilebilir.

Bu vesileyle hepimizin Basın Bayramı kutlu olsun.

Kuraklık, kıtlık ve yine Afrika

Ve Afrika yine değişmez yazgısının elinde can çekişiyor. Somali, Kenya, Etiyopya’yı da içine alan Afrika’nın en doğu ucundaki bölgede kuraklıktan kaçanlar civar ülkelerdeki kamplara sığınıp yardım bekliyor. Günde tek bir kâse yiyecekle tüm ailesini doyurmak zorunda kalan insanların sayısı hızla artıyor. Kuraklıkla birlikte besi hayvanları öldü, tarlalardaki ürünler yok oldu. Ve şimdi her gün 4 çocuk açlıktan hayatını kaybediyor. Yüz binlerce çocuğun ve çok sayıda yetişkinin hayatta kalabilmesi için zamanla yarışılması ve acil yardım elinin hemen uzatılması şart.

Yıl 2011. Bundan önce defalarca kıtlığın vurduğu, kara talihli esmer çocukların kıtası Afrika, bu kez kaderin pençesine teslim edilmesin.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER