Merhaba  “ MUTLU SİLİVRİ”

Lafı hiç dolandırmadan doğrudan soralım. Değerli Silivrililer, nasılsınız? İyi misiniz? “Marka” bir kent de “mutlu” musunuz? 

Silivri Belediyesinin 2019 yerel seçimlerinden sonra Boğluca Deresi çevresindeki, beklenen İstanbul depreminde akıbetlerini, ayakta kalıp kalmayacağını kimsenin garanti edemediği binaları gökkuşağı rengine boyadıktan sonra “Silivri’de yaşamak güzeldir’den, “Mutlu Silivri’ye terfi ediverdik. Gerçekten de kulağa çok hoş geliyor. Mutlu olmayı kim istemez ki?

Yenilenen her seçimden sonra,  özellikle yerelden yeni seçilenler kulağa hoş gelen sloganlar kullanmak konusunda ciddi mesai yaparlar. Hatta kimileri reklam danışmanlarına büyük ödemeler yapmaktan kaçınmazlar. Hatta bazıları belediye kasasından çakma UNESCO ödülleri için Parislere kadar gidip, büyük meblağlı paralar karşılığı ödüller alıp, mutlu mesut, itibarları ve egoları tavan yapmış olarak, herkesin görebileceği yerlerde seçmenlerin gözüne gözüne sokarlar.

Neyse biz konuyu dağıtmadan Silivri’ye geri dönelim. Ne zaman çarşıya pazara çıksam, nereye başımı çevirsem belediyeye ait araçlarda, kamyonlar, billboardlar da, tabelalarda, davetiye ve kartvizitlerde, yazışmalarda, antetli kağıtlarda kısaca her yerde ” Marka Kent/ Mutlu Silivri”.

Tabi ki Silivri bölgemizde bir markadır. Bir kere kadim tarihiyle markadır. Doğal coğrafik dokusuyla markadır. Tarım alanlarıyla potansiyel marka idi.(?!)  Elli kusur yıldan beri adı var kendisi yok, her yıl adına düzenlenen “Silivri yoğurt festivali”yle marka idi.(?!) Daha da çoğaltabiliriz.

Geçen dönem “Silivri’de Yaşamak Güzeldir”e yüklenen siyasi mesajı ( Silivri’de yaşamak hakikaten güzeldir.) halk nasıl elinin tersiyle ittiyse,  “Mutlu Silivri” siyasi mesajını boşa düşüren güncel kriz mi desem, yıkım mı desem bir durumla karşı karşıya kaldık.

Bir yerel yönetimin siyasi sembolik mesajıyla, bugün içinde bulunduğumuz durumun ne alakası var diyenler olabilir. Buna verilecek cevap şu:  Eğer siz, bugünkü durumdan sorumlu, yirmi yıldan beri tek bir irade tarafından yönetilen siyasi, ekonomik, ideolojik, politikaların bir tarafı, destekçisi, uzantısı ve yerelde temsilcisi iseniz ne kadar bina boyarsanız boyayın, insanların gönlüne hoş gelen mesajlar verin sorumluluktan kurtulamazsınız. Mutluluk mesajları da,  hedefleri de anlamını kaybeder.

İsterseniz Silivri halkına soralım.

Şimdi tüm Silivrililer, ellerini cebine atıp bir YÜZ TÜRK LİRASİ çıkarıp -ki asgari ücretlinin bir günlük emeğinden beş lira fazlası- çok değil iki üç gün önce kaç ekmek alabiliyordu? Elli ekmek mi? Peki bugün kaç ekmek? Otuz üç ekmek. Bir kaç gün arayla on yedi ekmek alma değerini kaybetmiş bir YÜZ TÜRK LİRASI tutmaktan mutlu musunuz?

Çok kıymetli Silivrili kadınlar öpmeye kıyamadığınız evlatlarınızın sofrasına koyduğunuz lokmaların giderek küçüldüğünü ve önlerine koyduğunuz ekmeğin gramajda küçülüp, pahada büyüdüğünü gördükçe mutlu musunuz? Ekmek kuyruklarını saymıyorum bile.

İşçiler, yüzde doksanınız açlık sınırının altındaki asgari ücretin alım gücünün her sabah uyandığınızda eridiğini anladığınızda mutlu musunuz? Durun, daha cebinize girmemiş lütfedilen yeni asgari ücretin kanatları yolunmuş kuşa döndüğünü yaşadığımız “ilklerden”  bir garip durumu da  tarihe  not düşelim.

Esnaflar, etiket değiştirmeye yetişebiliyorsanız, dün aldığınızı bugün yerine koyabiliyorsanız, müşterilerinize “vallahi billahi bizim suçumuz değil” diye dert anlatırken mutlu musunuz?

Silivri kısmen emekli kentidir ki, ey emekliler, eğer işçi, memur, bağ-kur emeklisiyseniz bu karda kışta su, elektrik, doğalgaz, telefon faturalarınızı, sağlık, gıda harcamalarının yanında bir de kiradaysanız ne yapıyorsunuz? Mutlu musunuz?  Hayat boyu emek ve alın teriyle zor zamanlar ve kefen parası diye kenara koyduğunuz varsa tasarruflarınızın kefen bile alamayacak kadar değersizleştiğini gördükçe mutlu musunuz?

Değerli çiftçiler, traktörünüze mazot, tarlanıza tohum, ekine gübre alırken dün onken, bu gün elliye alırken ya da alamazken, mevduat faizleri indirilirken, yükselen ihtiyaç kredi faizlerini dahi ödeyebiliyor musunuz? Mutlu musunuz? Ne garip değil mi faizler düşerken, senin kullandığın faiz yükseliyor, üstüne de on iki ay bekleyip tam da mutlu olacakken ve taban fiyat barajlarını da geçebildiysen, bir de ambarına dolar canavarı atmışlarsa 12 aylık emeğine, daha ne istersin mutlu olamayıp da?  Belediyeden saman, silaj, arpa, tohum, ayçiçeği dağıtımı bedavadan, mutlu olmana yetiyorsa, bu kış sen de mutlusun, ineklerin de, tavukların da. Hadi iyisiniz iyi. Mutluluklar.

Yalnız M.Ö. 500 yıllarında yaşamış Konfüçyus'un “Bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme, balık tutmayı öğret” diyeli iki bin beş yüz yıl olsa da biz hala, üretenlerin ayaklarına pranga takıp, avantacıların özgürce dolaştığı, ithalat cennetlerinde ru-zi mahşer belgeleriyle bekleyenlerin diyarlarında ve çağlarda yaşamaktan da öte makarnaya bile mutlu oluyoruz. Ne gam, mutluyuz ya..

Hayvan besicileri, çok değil bundan üç ay önce yemi kaça alıyordunuz, bugün kaça? Sattığınız süt, beslediğiniz hayvanların kazancı, eğer ithal süt tozu ve etle rekabet edebiliyorsanız mutlusunuz. Valla inkar etmeyin yüzünüzde gülücükler eksik olmuyor? Mutlusunuz mutlu. Bakın her yere yazmış belediye.

Bağır bağııır “geliyooor” diyen olası bir Marmara depreminde iki bine yakın güvensiz binalarda çaresizce oturmak zorunda kalan Silivrililer mutlu musunuz? Mutlu olmayıp da ne edeceksiniz? Kentsel dönüşüme verseniz üste bir de bedeli var ki çarp metre karesi 400 dolar, pardon 6000 TL. İnsanın mutluluktan uçası geliyor. Neme lazım otur oturduğun yerde. Deprem mi, takdiri ilahi. Belki herkes ölür ben kurtulurum hali.

İşsizler, iş arayanlar, işini kaybedenler, mutlu musunuz?

Sevgili gençler, geleceğimizin teminatı çocuklarımız, üniversitede, ilköğretimde hayata hazırlanan canlarımız, belirsiz bir geleceğin, ekonomik, sosyal yıkımın günahsız kurbanları,  sizler bilimin ışığında dünya çocuklarıyla eşit, özgür, savaşsız, sömürüsüz bir gelecekten yoksun bırakılmanızdan mutlu musunuz, denmeye ar ettiğimden sormuyorum. Bunları sizlere layık görenlere hayatımın hiçbir aşamasında destek vermemiş olsam bile, sade bir yurttaş olarak soygun,  talan ve yalan düzenine karşı yeterince mücadele edememekten dolayı çok mutsuzum. Bir anlamı varsa bu çarpık düzenin suçlarının ve kötülüklerinin bir parçası olmadım, teselli niyetine hiç olmazsa başım dik.

Ah, ah yeryüzünün özgür çocukları, yeryüzünün yoksulları, yeryüzünün mülksüzleri, evsizleri, darbukasını, klarnetini, kemanını başkasının sevincine, mutluluğuna, neşesine  katıp, yüreğindeki sahipsizliği, çaresizliği içine akıtıp hayatın kıyısında yaşayan  Romanlar sizlere de “mutlu” musunuz demeye utanıyorum. Barınaklarınızda elleri ayakları üşüyen çocuklarınızın sızısını duysam da sesimizi duyuramadık. Yürekler taş, gözler kör, kulaklar sağır oldu. Üzgünüm. Okula gidemeyen, çöp konteynerlerinde hayata tutunmaya çalışan, karanlık dünyaların günahsız kurbanı olmak zorunda bırakılmış bütün roman çocuklarından bir sosyalist olarak özür diliyorum. Bir özürde Silivri İBB çöp ayrıştırma merkezi sınırında teneke ve baraka evlerde ömür tüketen İsmail Demirozan’a olsun. Gücümüzü aşan umutlarla sizi incittiysek affola.” Biz Çingenelerin gelecekten çok, geçmişte çook alacağımız var.” demiştin.

Milletin .mına koyanlar ülkeyi zimmetlerine geçirirken, Roman çocuklarına  insanca yaşabilecekleri  3-5 dönümlük  arazi tahsisini çok gördüler.  Silivri meydanında zil zurna showlarıyla bir parmak bal mutluluksa, makbul vatandaş olmanın bedeli naylon çadırlarda yaşamaya mahkum olmakmış meğer!

Silivri sanayi kooperatifi emekçileri mutlu musunuz?  Kaç mutlu esnafınız kepenk kapattı?  Üstüne üstlük bir de korona.

Sağlığımızı, canımızı ve canlarımızı emanet ettiğimiz doktorlar, sağlık emekçileri 15 Kasım’da sesinizi dünya alem duydu ama şahsım hükümeti duymadı. Balkonlardaki alkışlarda kaldı minnet, şükran hamasetleri.

Karanlık zamanların isimsiz kuzey yıldızları öğretmenler mutlu musunuz? Atanamayanlar mutlu musunuz, KHK’lılar mutlu musunuz?  Semt pazarlarında karanlık basınca toplayıcılık yapmak zorunda bırakılanlar mutlu musunuz diye sormayacağım. Çünkü bu sizin seçiminiz değil biliyorum. Bir şeyi daha biliyorum. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytansa, haksızlığa destek olmak, çeperinde, yanında yöresinde durmak haksızlığa ortaklıktır. Haksızlığın gölgesinde yaşayanların mutluluğu olsa olsa bir avuç azınlığın hizmetinde, mazlum çoğunluğa zülümdür. Şimdi o günlerin azgın zamanlarındayız.

Bir kez daha soralım. Marka Kent/ Mutlu Silivri, mutlu musunuz?  Sesimizi biraz daha yükseltelim mutlu musun Türkiye? Cevabı herkesin kendi vicdanında.

Baki ÇİFÇİ 17.12.2021 - Silivri

Kaynak: HABERDAR
YORUM EKLE