Mum ışığında gazete hazırladık

Sabah gazetenin Beylicium AVM'deki merkezine geldiğimde bir baktım otopark girişi kapalı.
Arabayı hemen AVM önüne park ederek merdivenlerden koşa koşa çıkıyordum ki sevgili Ali (Tarakçı) girişteki cafeden seslendi.
Gel nereye gidiyorsun AVM yandı bak biz de içeri giremiyoruz, elektrik yok, sabah yangın çıkmış arıza giderilmeye çalışılıyor, dedi.
Bir bardak çay içip gazete merkezine geldim ki arkadaşlar mum ışığında gazete hazırlamaya başlamışlar bile.
***
Emek hemen her zamanki bas-bariton sesi ile (pardon ne diyorum ben :)) alto sesi ile Memed ağabeyyy nerdesin bize bir kaç kilo elektrik alsaydın ya diye seslenmez mi.
Tamam arkadaşlar sakin, birazdan cereyanlar gelecek ama biz yine de gelmeyecekmiş gibi gazeteyi bitirelim dedim.
Bu defa aynı Emek; hadi abi o zaman senden bir cumartesi yazısı bekliyorum acil, der demez oturdum mum ışığında klavyenin başına.
***
Mum demişken nedense birden aklıma bu sene gazetemize bol bol konu olan Hz. Ömer'in mum hikayesini hatırladım.
Hani;  Hz. Ömer halife iken, bir gece makamına halktan biri gelir, selam verip oturur.
Fakat Hz. Ömer işiyle meşguldür ve selamı alınmaz.
Hz Ömer selamın sahibinin yüzüne bakmaz, işini bitirip mumu söndürür. Bir başka mumu yakar ve o anda adamın selamını alır, konuşmaya başlar.
Adam sorar;
-Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın ve bir mumu söndürüp diğer mumu yaktıktan sonra konuşmaya başladın?
Hz Ömer cevap verir;
Evvelki mum devletin hazinesinden alınmıştı. O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için, kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra senine konuşmaya başladım.
***
Merak etmeyin fotoğraflarda gördüğünüz mumu az önce mutfak sorumlumuz Meral hanım muhasebe sorumlumuz Sibel hanımın gazetenin kasasından verdiği kuruşlarla aldı da yaktık.
Yoksa hazinenin bize her hangi bir mum bağışı falan olmadı..:)
 Neyse işin şakası bir yana da biz yine mum ışığında çalışmamıza dönelim.
Ofisin içerisi zifiri karanlık.
Jeneratör sayesinde parlayan monitör ışıkları da başka bir hava vermedi değil.
Anlayacağınız ofis ortamı on numara gece kulübünü andırıyor.
Sadece slow müzik ve ortada yanar söner renkli ışıklar ile kırmızı koltuklar eksik.
Onları da bizim web master Burak ayarlayacakmış.
Anlayacağınız bir dahaki sefere şayet mum ışığında gazete hazırlarsak daha bir renkli ortamın bizi beklediğini söyleyebiliriz.
***
Bu arada ofisin en çok konuşan ekürilerinden Türkan ve Sedef koyulmuşlar sayfa tasarlamaya.
Gözlerini klavyeden ayırmıyorlar ki bir an önce jeneratör SOS vermeden gazete bitmeli.
Yazıya kullandığımız fotoğrafı çeken Barbaros ise ne dese beğenirsiniz; Mehmet bey fotoğraf biraz karanlık çıktı!!!
Hay Allah, Barbaros mum ışığındaki ortamı çekmeye çalıştığından olmasın..:)
Kim kaldı arkadaşlardan isimlerini yazmadığımız. Nihal kesin sahadadır güneş ışığında haber kovalıyordur.
Hımm Bahar şimdi geldi daha ofise ve olanlardan habersiz; ne AVM'mi yanmış.
İnan mıyorummmmm:)
***
Stajyerlerden birisinin bu gün son günüymüş (Kaan). Çocuk son staj gününde ofisten bir fırladı ki soluğu Sinanoba'da almış ve Burak'a; Hey dostum burası şahane hadi elini çabuk tut seni ortama sokucam unutma, diye sms atmış.
Arzu, Esen, Cansu da kısmetse bizimki de biter diyerek Kaan'ı kıskanmakla meşgullerdi.
***
Fatma, Yakup, İbrahim ve Bahadır'ın mum ışığında gazete hazırlandığından haberleri var mıydı bilmiyorum.
Ama bir ara arkadaşlardan birisi jeneratör yetmez ise temsilciliklere bölünerek gazeteyi oralarda tamamlayalım diye seslendi sanki (yanlış duymadıysam tabi..:))
Senelik izinlerini kullanan arkadaşlardan Ekrem, Karadeniz'i turlamakla, Zeynep ise yıllık izinde olduğunun verdiği rahatlık ile hafta sonu programı yapmakla meşgulmüş.
Haaa afedersiniz Barış'ı unuttuk çocuklar. Barış nerede.
Bugün kimden tahsilat vardı.
Çocuk paraları alıp Zekeriya'nın yanına kaçmaz değil mi.
***
Böyleyken böyle geldik mum ışığında yazılan yazının sonuna.
Tabi bugünkü gazetemizde de anormal hatalar görürseniz şayet affola.
İyi hafta sonları...

YORUM EKLE