Perinçek’i Dinlerken Özgecan’ı Toprağa Değil Kalbimize Gömdük!



TÜRKİYE’de kadın cinayetlerinin boyutu arttıkça, ölümün soğuk yüzü
adeta korku seli gibi sokaklara kadar iniyor. Nasıl inmesin ki!..
Baksanıza, gencecik üniversite öğrencisi kızımız Özgecan, sapıkların
iğrenç ve vahşice işledikleri cinayete nasıl da kurban gitti.
Türkiye’yi nasıl da yasa boğdu. İnsanlık kavramına da nasıl büyük bir
yara açtı.
Artık Türkiye’de insanlık dışı suçlar ve korku ile karışık şüpheler,
öyle bir hale geldi ki... Siz bırakın bunları, komşulukları dahi
yaşayamaz hale geldik. Kimse, kimseye güvenmiyor artık. Böyle bir
haldeyiz. Halkımız oturdukları binalarda karşıki komşusunu asansörde
görse dahi, tanımayacak hale geldi. Öyle ki millet birbirinden kopmuş
halde yaşıyor. Çocukluğumuzdaki komşulukları hiç yaşayamıyoruz artık.
Hele ki partilerarası diyalogsuzluk, böylesi yaraların yaşanmasına da
tuz - biber oluyor. Duyarsızlık ise bunun cabası.
İşte tam da burada siyasilerin duyarsızlıkları Özgecan kızımızın
yaşama hakkını, bu hayattan koparıp aldı. Böylesi vahşice cinayetlerin
önünü alabilmek için hükümet ve muhalefet elbirliği içinde, yeni bir
yasayla ve caydırıcı ağır muhakeme kararlarıyla bu işe son vermeli.
Daha neyi bekliyorlar?
Çünkü, öyle düşünceler var ki... Neredeyse bazı işlenen cinayetlerin
tanımı, bazılarınca normal gösterilmeye çalışılıyor. Bunları “Namus
kavramı”, “Aşka olan ihanet” ve “Kıskançlıktan doğan” cinayetler
olarak sayabilmemiz mümkün. Bunun yanında ayırt etmeden Türk
toplumunda yaşayan bütün kadınlarımıza rahat bir nefes aldırmak,
siyaselerimizin görevi değil mi?..
Elbette görevi.
Kadınlarımıza yönelik işlenen böylesi sapık, vahşi ve geri kafalılıkla
sonuçlanan cinayetler mutlaka durdurulmalı. Durdurmak için de tez
zamanı yok hemen bir şeyler yapılmalı. Bu iğrenç ve vahşi cinayetlerin
durdurulması için bir an önce çalışılmalıdır.
Yok eğer halâ birbirimizi suçlarsak... Birbirimizi kabahatli
göstererek “Sorumlu sensin. Bütün suç sensin” dersek... Ne
cinayetlerin önünü alabiliriz... Ne de bu konuda partilerarası
bütünleşmeyi sağlayabiliriz.
Nasıl sağlayabiliriz ki!..
Baksanıza siyasiler her gün birbirlerini ağır dille suçlarlarken...
Diğer yandan meydanı boş bulan böylesi sapıklar, gencecik kızlarımıza
saldırarak vahşice cinayetlerini rahatlıkla işleyebiliyor.

İLKOKUL ÇAĞINDA OLAN KIZLARIMIZA “KADIN” GÖZÜYLE BAKILMAZ BEYLER!..
ONLARI OKUTACAKSIN... BU, SENİN GÖREVİN...

Bir de bunun yanında çeşitli fetvalar veren tipler ortaya çıkıyor ki,
sormayın gitsin. Sanki bir de bunlar eksikmiş gibi... Adeta ortaçağın
yaşam biçimini hatırlatıyor bizlere.
İçinde bulunduğumuz modern dünyaya hiç de uymayan düşünceleri
taşıyanların ifadelerine baktıkça insanın inanası gelmiyor. Gündeme
getirdikleri uygunsuz ve saçma sapan açıklamalar Türk insanını daha da
derinden yaralıyor.
Mesela, sosyal paylaşım sitelerinde... Yazılı ve görsel basında da bu
gibi haberlere rastlamıştık. Hem de oldukça ve sıkça.
Neden?..
Çünkü, saçma sapan ifadeleri kullananların düşünceleri kendilerine
göre halâ devam ediyordu da ondan.
Basına yansıyan açıklama aynen şöyle:
– “7 yaşında bir kız çocuğu, 25 yaşında erkek çocuğu ile... Veya 7
yaşında bir erkek çocuğu, 25 yaşında bir kız ile nikahlanabilir.
Nikahlanmalarında sakınca yoktur. Evlilik için bir yaş söz konusu
değildir. 10 yaşında, 7 yaşında ve 6 yaşında nikaha engel bir durum
yoktur...”
Hadi bakalım.
Alın size açıklama.
Neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalır.
Şimdi böyle düşünenler oldukça... Ve bu düşüncelerini de hiç
çekinmeden topluma yaydıkça... İnsanların küçük kızlara bakışları
nasıl olur?..
Bu soruyu hiç kendi kendine soran var mı?..
Bir de şöyle düşünün: Böyle düşünceye prim verenler küçük bir kıza ne
gözle bakar?..
Biz söyleyelim:
– “Kadın gözüyle bakar.”
Yani, sokakta çelik - çomak oynama yaşında olan... Daha mini mini bir
çocuk olduğu için ip atlama tutkusunu yaşayan... Ağladığı zaman gucağa
veya baba ile annenin sırtına çıkan bir kız çocuğuna nasıl olur da
kadın gözüyle bakılabilir?..
Bu nasıl bir zihniyet?..
Sonra da Peygamberimizin dönemine giderek haklı olmak için tarihi
harıl harıl araştırırlar. Bu düşüncesinden ötürü de kendi kendine hak
vermeye çalışıp farklı görünmeye çalışırlar.
Hiç böyle şey olur mu?..
Madem geçmişe giderek kendince haklı olmayı düşünüyorsun da... O zaman
Peygamberimizin sade ve dürüst yaşam tarzını ve hayatta kalma
savaşımını neden örnek almıyorsun?
Bu gibi  düşünenlere aynen şunu söyleyeceksin:
– “Peygamberimiz Kabe’ye, oradan Medine’ye ve daha ilerilere deve veya
at sırtında giderek yolculuğunu yapardı. Sen niçin bunu yapmıyorsun?..
Öyle Mercedes’e binerek lüks bir hayat içinde gideceğine...
Peygamberimiz gibi deveye veya ata binerek yolculuk yap da göreyim
seni...”
Öyle değil mi?..
Hiç yaparlar mı?..
Bugün her şeye, akıllarınca İslam’a ters olan şeyleri “Gavur icadıdır”
diye adlandırıp günah fetvası verenler... Gavurun arabasına...
Trenine... Uçağına çekinmeden ve günah demeden binerler. Ama iş kadın
konusuna gelince de hemen İslam dinini bu merkeze oturturlar. Kadını
sürekli baskı altına almak isterler.
Ortadoğu ülkelerinde bu, böyle değil mi?..
Bu konuya da başka bir yazımızda değineceğiz...

DOĞU PERİNÇEK’İN VATAN PARTİSİ ÇOK CİDDİ ŞEKİLDE YOL ALDI...

İlk başta şunu söylemeliyiz ki Doğu Perinçek, kürsüye çıkar çıkmaz ilk
konuşmasını Özgecan ile yaptı. Bu konuşması salonda büyük bir saygı ve
sessizliğe sebep olurken... Özgecan’ın vahşice işlenen cinayete kurban
gitmesi, bizleri daha da derinden yaraladı.
Perinçek, İşçi Partisi’ni “Vatan Partisi” olarak ilan ederken derin
bir duyguyla söz ediyordu. Oldukça renkli geçen kurultayın sesleri
mutlaka yelpazenin solunda ses getirecektir. Çünkü Perinçek, en çok
“Atatürk’te birleşelim”... Vatan’da birleşelim” derken, bunu 6 Ok’un
programına sahip çıkarak yapıyordu.
Neden yapmasın ki?..
Düşünsenize, Kemal Kılıçdaroğlu, “6 Ok’u yeniden yorumlayacağız”
diyerek Atatürk ilke ve inkılaplarına ters düşüyor... Akabinde
Perinçek de “6 Ok”a sahip çıkarak CHP’ye golünü atıyordu.
“Dersimli Kemal’im ben” diyerek Cumhuriyet ilkelerinin Tunceli
ifadesine aykırı duran... Bunun devamında da, açılımın hedefi olan
“Özerkliği ben yapacağım” açıklamasını Kürt meselesine oturtan
Kılıçdaroğlu çok büyük bir siyasi hata yapmıştır.
Düşünsenize, Atatürk Hatay’ı alarak Türkiye’nin Misak-ı Milli
sınırlarını, savaşa savaşa... Can vererek... Düşmanı topraklarımızdan
kovarak ve “Bağımsızlığı ilan ederek” kazanırken... Kılıçdaroğlu’nun,
“Özerklik” diyerek Kurtuluş Savaşı’mızın siyasi manifestosu olan altı
maddeyi yok saymakta.
Hiç böyle şey olur mu?..
Ama “Seçimlerde oy almak” söz konusu ise... Hatta CHP’nin 6 Ok’unu
bile yoruma açarlarsa... Bal gibi oluyor.
Atatürk’te birleşmeyi kendilerine hedef seçen ve kamu düzenini bu
hedefle daha çok disipline ederek hukuku ön plana çıkarmaya çalışan
Perinçek’in Vatan’ı, seçimlere kadar bu süratle ve bu yoğunlukla devam
ederse... CHP ve MHP çok şey kaybeder.
Neden mi?..
Meclis komisyonunda Süheyl Batum’un Türk dilini korumak için
çırpındığında, kendi ifadesiyle “Yukarıdan emir geldi, fazla
asılmayın” yönünde açıklamasını duyduğumuzda... Kafamız karışmadı
değil...
Ayrıca MHP’nin de CHP ile güçbirliği yapmayarak (aynı şekilde bunun
tam tersi olarak CHP’nin de MHP ile güçbirliği yapmadığını
düşünerek)... Sadece kendi makamlarını düşünüp “Bu son şansımız. Bu
seçimde de kaybedersek, sadece biz değil; bütün Türkiye kaybedecek”
dediklerini duymak, adeta milletle dalga geçmeleri kadar yorumlanacak
sözleridir. Oysa CHP de parçalanmış partileri bünyesinde
toplayabilirdi... Aynı şekilde MHP de... İkisi de aynı kaderi paylaşan
partilerdir. Ama gelin görün ki bugüne kadar bu yönde henüz bir adım
atmış değiller.
Oysa bu seçim gerçekten de çok önemli bir seçim. Türkiye çok büyük bir
dönemecin eşiğine gelmiş durumda. Öylece bekliyor.
Kimi bekliyor?..
Tabii ki vatan için...
Millet için...
Atatürk ilke inkılapları için...
Cumhuriyet yasaları için...
Bağımsızlık için...
Laik yaşamın sürmesi için...
Milli Eğitim’in modern ve çağdaş seviyeye ulaşması için...
İlim ve bilimi “fetva kültürü”nden kurtarıp Batılı seviyeye
yükselebilmesi için...
Hukukun üstünlüğü için... Sizlerin, “koltuk sevdalılığını” unutup,
Türkiye’nin yarınının ipotek altından kurtarılması için sizi bekliyor
ey Kılıçdaroğlu, ey Bahçeli...
Bu açıdan bakıldığında Perinçek’li Vatan Partisi, yol almak için büyük
çaba harcaması gerekiyor. Bu çabaları kolaya çevirecek gelişmeler de
hem CHP’den ayrılan veya ayrılmayı kafasına takan küskünlerin... Hem
de MHP’li küskünlerin katılımıyla olacak. Tabii buna Meclis dışındaki
partileri de eklersek, durum biraz farklı olabilecek. Bunlar, şu anki
gözlemlerler.
Daha doğrusu bugün “Falan parti çok güçlü...” Veya bunun tam tersi
olarak da “Filan parti kaybeder” demenin çok erken olduğunu söylemek
gerekiyor. Çünkü siyasetçiler hep şunu derler: “Siyasette son 24 saat
bile çok uzun zamandır. Ve her şey değişebilir.”

ÖZGECAN’I UNUTMAK İMKANSIZ... “ONA VE TÜM KADINLARA KALKAN ELLER
KIRILSIN” DEMEKLE OLMUYOR BEYLER... HEMEN TEDBİR ALIN...

Bu yazıyı ne kadar yazarsak yazalım, Özgecan kızımızı imkansız
unutamayız. Hele ki ona acımasız ve vahşice yapılan işkenceyi
okuduktan sonra...
Devlet, hükümet, muhalefet, yargı, hukukçular, bütün kanallar...
Kısacası devletin bütün organları... Yasama, yürütme ve yargı derhal
bu işe bir çözüm bulmak zorunda. İnsanların, insan gibi yaşaması
devletin ve hükümetlerin zorunlu görevidir. İnsanlar, devlet
organlarının garantisinde yaşamlarını sürdürürler. Kadınlarımıza -
kızlarımıza vahşice işkence uygulayan ve cinayet işleyen hayvan
kılıklılar, devletin yargı organlarının ceza-i müeyyide kararlarından
korkmalıdır. Yok eğer bu yapılmazsa kadınlarımız, kovboylar gibi
belinde ruhsatlı silahla dolaşmaktan başka çaresi kalmayacak.
Bu düşünceyi neden söylüyoruz biliyor musunuz?..
Çünkü Özgecan kızımız biber gazını sıktığı halde vahşice öldürüldü de
ondan. Eğer devletimiz buna bir çözüm bulamazsa, herhalde bütün Türk
kadınları bütün illerimizde, valilikler önünde uzun kuyruklar
oluşturarak “ruhsatlı silah” talep edecekler...
Artık şu seçim ve koltuk sevdalılığını bırakın da, insanlarınıza,
özellikle gençlerinize kıymet verin beyler.
Geç kalmadınız mı?..
Kaynak: HABERDAR
YORUM EKLE