20 yıl sonra binaları söküp yeriz

Tarım arazilerinin imara açılmasına ve çiftçiliğin hala bir sektör olarak kabul edilmemesine tepki gösteren Ömer Demir, “En ufak yeşil alana nasıl beton dikeriz diye bakıyoruz. Ama tarım ve hayvancılığı cazip hale getirmezsek çok değil 20 sene sonra yiyecek bulamaz hale geliriz. O zaman da binaları mı söküp yiyeceğiz” diye konuştu

20 yıl sonra binaları söküp yeriz
İstanbul Ziraat Odası ve Başakşehir Ziraat Odası Başkanı Ömer Demir, tarım sektörünün en aktif isimlerinden birisi. Bir yandan çiftçiliğe devam eden Demir, tarım ve hayvancılığın hak ettiği yere ulaşması için büyük gayret gösteriyor. Tarımın Türkiye'nin geleceği olduğunu söyleyen Demir, bu konuda Ak Parti'nin önemli adımlar attığını ama bu adımların yetersiz olduğunu ifade etti. Köylerdeki tarım cazip hale getirilmesiyle hem büyük şehirlere göçün önleneceğini hem de ülkenin geleceğinin garanti altına alınacağının altını çizen Demir, “Burada köylü ve çiftçiyi desteklemek bunun yanında da bilinçlendirmek lazım. Ona 'al ben sana desteği verdim, şunu yap' demek yerine takip edeceksin, belirli bir kritere getirdikten sonra zaten o sistem oturacaktır; para kazanmaya başlayacaktır” dedi. Tarım arazilerinin imara açılmasına da tepki gösteren Demir, “Çiftçiliği sektör haline getirmek gerekiyor. Çünkü böyle devam ederse 20 sene sonra, o da pozitif düşünürsek 20 sene; binaları söküp söküp yiyeceğiz. Ötesi berisi yok, bu çok acı bir gerçek. Ben duyarlıyım diyen herkese sesleniyorum; Allah aşkına yapmayın etmeyin. Bir yerde bir yeşil alan görünce nasıl bir bina dikelim anlayışını kaldırılım” ifadesini kullandı.

 

 

Bir zamanlar Türkiye, tarımda kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biriydi. Şimdiki durumumuz ne?

Ben yaklaşık 30 yıldır bu sektörün içerisindeyim. Dedem de, babam da çiftçiydi. Benim aklım ermeye başladığından bugüne tarımda kendi kendimize yettiğimizi ben hatırlamıyorum. Cumhuriyet'in ilk kurulduğu dönemlerde nüfus düşük olduğu için 10 – 15 yıl kendi kendimize yeterli bir şekilde yaşamışız. Atatürk vefat ettikten sonra dış politikalarımızdaki bir takım yanlış uygulamalardan dolayı tarım ve hayvancılık konusundaki ürünleri hep ithal etmişiz. Bu durum bugün de devam ediyor. Kendi kendimize yetmeyi istemişiz ama yetememişiz. 1970'lerde tohum bankamız kapanmış. Daha bir kaç yıl önce Ankara'da yeniden tohum bankasını açtık, yeni yeni faaliyete başladı. Bizim fidelerimiz kayboldu, bizim tohumlarımız bitti. İsrail'in tohumunu kullanıyoruz. Acı gerçek bu! Keşke kendi kendine yetebilseydik.

 

Hükümetin bakış açısı nasıl?

Ama son 10 yıldır tarım ve hayvancılığa çok ciddi bir destek de var. Artık siyasi büyüklerimiz, hükümet yetkilileri ciddi manada bunun bir sorun olacağını ve ileriki yıllarda sıkıntı vereceğini gördükleri için bununla ilgili çalışmalar başlattı. Topraktan sofraya gelecek bütün ürünlerin, yani bizim ithal eder olduğumuz ürünlerin hepsine destek veriyorlar. Niye burada üretilsin, totalda kendi kendimize yetelim.

 

Destek yetmez bilinçlendirilmeli

 

Ama öte tarafta da şöyle bir durum var. İsrail'den tohum alımı, Hollanda'dan inek ırkının getirilmesi, tarım arazilerinin imara açılması gibi politikalar da yine AK Parti hükümetleri tarafından hayata geçirildi...

Bizim eskiden ineklerimizde günde 6 – 7 litre süt alıyorduk. Sonrasında Almanya ve Hollanda'dan inek alınması ve sonrasında bunların aşılanması ile şu an ortalama 20 litreye yakın süt alıyoruz. Ama bu yeterli mi, değil. Bu çok önemli bir çalışma ama asla yeterli değil. Bir hayvanın kendi kendini kurtarması için 22 litre süt vermesi lazım. Onun karını da üstüne koyduğunuzda hayvan25 litrenin altına düştüğünde o mal sahibine çok verimli bir ticaret olmaz. Dolayısıyla verimi arttırmamız gerekiyor. Peki nasıl arttıracağız? Biz yurtdışından aldığımız bu destekleri, gelişmiş olan hayvancılığı genelde çiftlikler ve bu alandaki belirli şirketler yapıyor. Bunu daha çiftçiye yansıtamadık. Evet bu firmalar lazım mı lazım, ihtiyacımız var mı var... Ama bunların oranı çok düşük. 2014'te 17 buçuk milyon ton süt üretmişiz. Bu gelişmiş çiftlikler bizim süt ihtiyacımızın ortalama yüzde 10'una tekabül ediyor. Bunun hiçbir karşılığı yok gibi, yüzde 50 olsa tamam diyeceğiz. İhtiyacın geri kalan yüzde 90'ını eski kara düzenle devam eden, para kazanamayan köylüler karşılıyor. Burada köylü ve çiftçiyi desteklemek bunun yanında da bilinçlendirmek lazım. Ona 'al ben sana desteği verdim, şunu yap' demek yerine takip edeceksin, belirli bir kritere getirdikten sonra zaten o sistem oturacaktır; para kazanmaya başlayacaktır. Yani yıl sonu hesabını kapatmak için bankadan para çekmeyecek, oğlunu evlendirmek için traktörünü satmayacak... mevcut işinden para kazanarak hayatını geçindirecek. Köylü ve çiftçi desteklenirse mevcut sıkıntıları atlatırız. Ama bizde genelde yüzde 10 kesim, 90'a hükmeder durumda. Bu da üzücü tabi.

 

Allah'ın dengeleriyle oynuyoruz

 

Benim babam çiftçi, hala da memlekette tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. Köyümüzde günden güne göç artıyor. Neredeyse sadece yaşlılar kalmış diyebiliriz. Bu durum bütün Anadolu için geçerli. Oradaki yaşlılar vefat ettiğinde gençler köylerine dönüp çiftçilik yapmayacak. Genç köylünün köyünde kalıp tarım işleriyle uğraşması için yeterli desteğin verildiğine inanıyor musunuz? Sizce neler yapılmalı?

Bırakın Anadolu'yu daha batıya gelelim, Trakya'nın köyleri bile boşalıyor. Şehrin az dışındaki köylere gidin en genç 60 yaşında. İnsanlar öyle bir hale gelmiş ki, fabrikada çalışmak daha cazip olmuş. Ne yapmak gerekiyor, çiftçiliği özendirmek ve desteklemek lazım. Çiftçilik 'yapacak işi olmayan, elinden başka iş gelmeyen, beceriksiz bir adamın işi' gibi gösterilmiş. Yani başaramayan bir adamın işi gibi olmuş tarım ve hayvancılık. Oysa çiftçiliği sektör haline getirmek gerekiyor. Cazip hale getirmek, albenili hale getirmek, özendirmek şart. Çünkü böyle devam ederse 20 sene sonra, o da pozitif düşünürsek 20 sene; binaları söküp söküp yiyeceğiz. Ötesi berisi yok, bu çok acı bir gerçek. Ben duyarlıyım diyen herkese sesleniyorum; Allah aşkına yapmayın etmeyin. Bir yerde bir yeşil alan görünce nasıl bir bina dikelim anlayışını kaldırılım. Bitecek bu araziler, ondan sonra nereye ne ekeceğiz, ne yiyeceğiz? Ne kadar Çatalca yetecek bize, ne kadar Maraş işimizi görecek, ne kadar Antalya bize cevap verecek? İstanbul'da bir tane boş yer görmeyelim, hemen bir film uydurup bina dikiliyor. Sümme haşa Allah'ın dengeleriyle oynamaya başladık. Allah bir gün bize bir tokat vurur, ne olduğumuzu şaşırırız. Her yeri binalarla doldurursak, güneş ışınları toprağa vurmazsa toprak verim de vermez. Mesela ülkemizin en büyük sorunlarından biri kanser; tabi ki böyle bir durumda kanser oluruz. Hudutlarda görev yapanların görevleri ne kadar kutsalsa tarım ve hayvancılıkta çalışanların görevleri de bu kadar kutsaldır. Ama anlayamıyoruz bunu, işimize gelmiyor. Hele ki küçük ilçelerde boş araziyi gördü mü, akşam 10 kişi geliyor bir araya nasıl dolduralım diye mücadele ediyor. Ama yazıktır, günahtır. Biz bunun hesabını ödeyeceğiz. Şu an hiçbir biçimde uyuşamadığımız İsrail'den tohum alıyoruz. Atatürk ve o dönem bu ülke için mücadele eden silah arkadaşları kalksa; şu halimizi gördüklerinde sıkıntıdan yeniden can verirler.

 

Gençlerin köylerine dönmesi için bir taraftan da okul, sağlık ocağı, yol gibi hizmetlerin de gitmesi gerekiyor...

Gençlerin gerek köyde kalması ya da büyükşehirlerden geri dönmesi için bu işin cazip hale getirilmesi lazım. Tarım ve hayvancılık desteklendiğinde, insanlar bu sektöre eğilim gösterdiğinde köydeki bütün argümanlar aktif hale gelir. İnsanlar döndüğü anda şartlar değişir. Okul da, sağlık ocağı da devreye girer; hizmet de gelir. Yeterki tarım ve hayvancılığın eli güçlensin. Ben iyi olacağını düşünüyorum, iyiye gittiğine inanıyorum.

 

Yapılanlar yeterli değil

 

Türkiye'de yasa yapma çoğunluğunu elinde tutan bir iktidar var. İstese bir gecede bu yasa çıkartabilir. Bir taraftan çiftçiye destek verildiği söylense de öte taraftan tarım arazileri imara açılıyor. Hükümetin bu noktada çelişkili davranmıyor mu?

Hükümetin çalışmalarına nerden baktığımız çok önemli. Bana göre çok faydalı işler yaptığı gibi eksik kaldığı noktalar da oldu. Mesela bu ülkede 1964 yılında kurulmuş Ziraat Odaları var ama bir kanunu yoktu. Tarımın kanunu yoktu, 5 yıl önce kanun çıktı. Tarım Komisyonu Başkanı İbrahim Yiğit var, Allah ondan razı olsun. Nerede sıkıştıysak bizimle beraber geldi. Benim derdim memlekette tarım ve hayvancılıkla bir şey yapmak. Ama öyle durumlarla karşılaşıyoruz ki, çık diyor avazın çıktığı kadar bağır; çarşı pazar karışsın.

 

Ne gibi durumlar...

Ben iki tane proje yaptım. İstanbul'da 800 tane adakçı var, birçoğunun şartları çok kötü. Oralardan kesilen kurban bile kabul olmaz. Ama bunların bir kanunu yoktu. Tarım ve Hayvancılık Bakanı ile konuyu konuştum ve bana bir yetki ver; bunları ıslah edeyim dedim. Büyükşehir Belediyesi'ne, ilçe belediyelerine yazılar yazdım. İstanbul'un 10 ilçesinde adak yeri tespit ettirdim. Böylelikle bu işi yapan insanlar da mağdur olmayacak. Kazancın yüzde 10'unu ziraat odasının, 90'ı onların olacak. Hijyen şartları çok uygun olacak, mal alımı kriterleri olacak, sıradan kesim olmayacak. İnsanlar yaptığın mesleğin basit bir meslek olmadığını görecek ve benim de bir mesleğim var diyebilecek. Esenyurt'ta daha faaliyete geçmedi ama mükemmel bir proje hazırladık. Allah razı olsun Belediye Başkanı'ndan; bu benim adıma yaptığım bir şey değil ki, kurum adına yaptığımız bir şey ve ilelebet kalacak. Ve o insanların o kötü görüntüsü ortadan kalkmış olacak. Ama gelin görün ki 39 belediyenin 29'u ile görüştüm; daha kapısına gider gitmez farklı şeylerle karşılaşıyoruz. Esenyurt'taki projeyi örnek olarak gösteriyoruz. “İstersen ortak yapalım; istersen yap işlet devret, istersen ben işleteyim. Yeter ki bu mevcut olan kötü görüntü ortadan kalksın” diyoruz; farklı tepkilerle karşılaşıyoruz.

 

Bu düzen öyle bir noktaya geldi ki bir çıkarın yoksa hareket etmezsin, vatandaş ya da bu ülke için kılını kıpırdatmazsın anlayışından ötürü bu tür çalışmalara da önyargıyla bakılıyor belki de...

Kabul ama biz öleceğiz. Bu ülkede kimler geldi, kimler geçti. Biz de silineceğiz. Diyecekler ki şu arkadaşımız zamanında şunu yaptı, bir eser kalacak. Sonra bu dünyanın öbür tarafı var; hesap var, kitap var. Bana neyle gelirsen gel, kul hakkıyla gelme diyor. Ama gel gör biz millet olarak kul hakkıyla gitmek için ısrar ediyoruz. Ben kapı kapı geziyorum, işimin yarısını buna harcıyorum; gelecekte gelen arkadaşlar bizi ansın. Ama maalesef bu algı iyi bir şeyler yapmak isteyenlere ket vuruyor.

 

Çivi çakanı destekleriz

 

Ziraat Odaları'nın genel kurulları yapılıyor. Sizin genel kurulunuz ne zaman?

Cumartesi günü Başakşehir Ziraat Odası'nın genel kurulu var. 1 ay sonra İstanbul Ziraat Odası'nın seçimi var.

 

Sizden başka aday var mı?

Eskiden çok oluyordu ama şimdi görünürde kimse yok. Belki garip gelebilir ama ben 6 yıldır Başakşehir, 3 yıldır da İstanbul Ziraat Odası başkanlığını yürütüyorum. Bunu biri yapabilirse destek veririm dedim. Herkes şaşırdı. İyi de bizi buraya mumla yapıştırmadılar ki, babamızın malı da değil. Benim kadar mücadele etmeye niyetli arkadaşım varsa ben ona yardımcı olurum. Ama daha kimseden de ses çıkmadı. Derdim benim bir şeyler yapabilmek.

 

Haziran'da da genel seçimler var. Siz bu seçimin sonuçlarını nasıl öngörüyorsunuz. Ve kazanacak partiye çiftçiler adına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Ben ümidimi hiç yitirmedim. Zaten yitirsek bu mesleğe devam etmeyiz. Benim hükümetin çok başarılı bulduğum yanları var. Tarım yasası, sütle ilgili yasalar, tarım arazilerinin bölünmemesi gibi yasalar çıkartıldı. Bunun yanı sıra Ziraat Odaları ile sürekli iletişim halindeler, uzlaşarak iş yapıyoruz. Bunlardan dolayı bu hükümetin başarıyla devam etmesi tarım ve hayvancılık adına çok başarılı olacak diye düşünüyorum. Bir başkası geldiğinde derdimizi anlatana kadar çok sıkıntılar yaşayabiliriz. Ama mevcut olan hükümeti desteklemekle birlikte tarım ve hayvancılık politikasında yapılan yanlışların da düzeltileceğini umuyorum. Bundan daha iyi inandığımız bir parti varsa onu bundan daha fazla desteklerim. Tarıma kim bir çivi çakıyorsa ona şükran duyarız. Biz AK Parti'nin bir çivi çaktığını düşünüyoruz. Biri gelip iki çivi çakarsa onun elini ayağını öperiz. Yeter ki tarım ve hayvancılık ilerlesin, ülkemiz kurtulacak. Bir diğer temennimiz ise AK Parti kazanırsa İbrahim Yiğit'in Tarım ve Hayvancılık Bakanı olması. Kendisi çok başarılı ve gayretli. Eğer kendisi gelirse biz 2 senede bu sorunların yüzde 90'ını çözeriz.

 

 İnek sütünden zarar gelmez

Tarım ve hayvancılık sektöründeki büyük firmaların kendi çıkarlarına göre algı yaratmak istediklerini söyleyen Ömer Demir, “Bizim sektörde de oyunlar oynanıyor. Geçen ay 3 defa televizyona elimde süt şişesiyle çıktım. Ziraat odalarının büyük emeği ile süte müdahele kurumu kuruldu; artık fiyatlarla kimse oynayamıyor. Köylü o belirli bir kesime muhtaç olmaktan yavaş yavaş çıkmaya başladı. A firması sütünü almayınca sokaklarda satmaya başladı. Fakat bu durumdan memnun olmayan firmalar ne yaptı; sokakta satılan süt şöyle zararlıdır, kansorojen madde var, böyle hastalıklıdır diye yaygara koparmaya. Ben de diyorum ki, asla ve asla köylünün sütünde; sokakta satılan sütte hiçbir şey yok. Dedem o sütten içti, babam içti, ben içtim... Hepimiz böyle yaşadık, kim hasta oldu Allah aşkına? Allah ineğin sütünü kansorejen mi yarattı! Biz bu konuda mücadelemizi sürdüreceğiz. Niye yarın hep birbirimize kalacağız. O firmaların gidecek yerleri vardır ama bizim yok” diye konuştu.

 

Çiftçinin umudu hiç bitmez

Büyük firmalar bu işte ticarete başlıyor. Para kazanamayınca 'benim işime gelmedi' deyip vazgeçiyor, çekiliyor kenara. Ama köylü böyle değil ki... Az kazanıyor tamam diyor, hiç kazanamıyor tamam diyor, zarar ediyor seneye bakarız diyor. Böyle başka sektör yok. “Bu yıl para kazanamadım, başka bir şey yapayım” diye düşünmüyor. Hep bir umut içinde, gelecek sene kazanacağını umut ediyor ama toprağından vazgeçmiyor. Çok kanaatkar, her duruma razı. Geçen senelerde yanlış hatırlamıyorsam bir işadamı 10 bine yakın bir hayvanla bu sektöre girdi. 2 sene sonra çekiliyorum dedi. Çünkü yüzde 20 – 25 kazanç hesap etmişti, kazanamayınca başka sektöre gitti. Köylü böyle bir şey yapmıyor. Öyle bir duruma geliyoruz ki kendini sorumlu hissedenler avaz avaz bağırmak zorunda.

 
Çiftçilik baba mesleği

1968 Trabzon doğumlu çiftçi bir ailenin oğludur. 1987 yılından itibaren Büyükçekmece de ikamet etmektedir. Gençlik yıllarında ailesiyle birlikte çay ve fındık üretiminde bulunmuş ve geçimlerini çiftçilikle sağlamaktaydılar. 2003 yılında Moscow Agriculture Academy’de lisans eğitimini tamamladı. Büyükçekmece'de 1992 yılında süt ve süt ürünleri imalatına başladı. Halen devam etmekte olan işletmenin yanı sıra Çerkezköy'de kurulan çiftlikte hayvancılığa da adım attı. Bir çok STK'da görevlerde bulunan Demir, 2009 yılında yapılan genel kurulda Başakşehir Ziraat Odası Başkanı seçildi. Daha sonra da yapılan seçimle TZOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Başkanlığı görevine getirildi. Evli ve 4 çocuk babasıdır.

 

KELİME OYUNU

Aile: Her şey orada başlar

Çocuk: Gelecek nesil

Siyaset: Sıkıntılı

İstanbul: Dünya için önemli

Türkiye: Yüzde 25'lerde

Geçmiş: Çok iyi diyemeyiz

Gelecek: Umut ediyoruz

Muhalefet: Yok

İktidar: Ortada

KAYNAK: GAZETE İSTANBUL

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 13 Şubat 2015, 11:19

Zeynep Vural

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER