İstanbul'a rant gözüyle bakıyorlar

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Birol Aydın, birçok belediye başkanının şehre 'rant' gözüyle baktığını söyledi. Aydın, “Bu bakış açısı değişmediği sürece İstanbul'un geleceği parlak olmaz. Çevreye, insana, şehre bakış açısının değişmesi lazım. Bu değişmezse sorunların üstesinden gelmek mümkün olmaz. İyi niyetle pozisyonlarımızı muhafaza ederiz, iyisini yapmak için çabalarız ama sorunları çözemeyiz” diye konuştu

İstanbul'a rant gözüyle bakıyorlar

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Birol Aydın, Haziran'da yapılan kongrede Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı görevine de seçildi. Aydın ile hem genel siyasete hem de İstanbul'u konuştuk. İstanbul'da 1994'te Refah Partisi'nin Büyükşehir Belediyesi ve birçok ilçe belediyesini kazanması ile önemli hizmetler yapıldığını söyleyen Aydın, AK Parti dönemiyle birlikte değişimin yaşandığını iddia ederek, “İyi niyetlerinden şüphe etmemekle birlikte eski hassasiyetlerini yitirdiler. Eski fedakarlık, eski gayret bu arkadaşlarımızda maalesef kalmadı. Eski vizyon da kalmadı. İyi niyetle bir takım işler yapıyorlar ama İstanbul'un önünde gidemiyorlar. İstanbul'u hala geriden takip ediyorlar” dedi.

 

1994 yılında Refah Partisi'nden Recep Tayyip Erdoğan'ın büyükşehir belediye başkanlığını kazanması ile İstanbul için de farklı bir dönem başladı. 20 yıldır bir anlamda sizin düşüncenizde olan bir yönetim var. Siz İstanbul'un 20 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben İstanbul'un yabancısı olan biri değilim. 1987'den bugüne kadar aralıksız İstanbul'da bulundum. Dolayısıyla İstanbul'da yaşayan insanların sorunlarını, hissettiklerini yaşayarak biliyorum. Bir defa hangi partili olursa olsun fark etmez; herkes temelde aynı şeyleri istiyor. Huzur, barış, kardeşlik, adalet, emeğinin karşılığını almak, geleceğe umutla bakmak, çoluğunun çocuğunun geleceğinden emin olmak, güvenlik istiyor. Ama buna ulaşamıyoruz. Ne ülkemizde ulaşabiliyoruz hakkıyla ne de İstanbul'da. Oysa bunlar çok masum taleplerdir ve gerçekleşmesi mümkün olan şeylerdir.

Bizim yerel yönetimlere geldiğimiz 1994'te çöp, su, altyapı, ulaşım gibi ciddi sorunlar vardı. Kabul etmek lazım ki biz kısa zamanda İstanbul'da çok önemli hizmetler yaptık. Bir defa altyapıya ciddi manada yatırım yaptık, süratle su, çöp, ulaşım gibi konularda merhaleler kaydettik. Ama bir takım süreçler yaşandı ve ardından biz sağlam olarak iki dönem kaldık diyebiliriz. Bu iki dönemin bir dönemi de sıkıntılı geçti. Ardından 2004 itirabariyle inisiyatif bugünkü mevcut iktidarın yerel yöneticilerinde olmuştur. 2004'ten beri yerel yönetimlerde Milli Görüş yok. Ya da Saadet Partisi kadroları yok. Kendileri milli görüşten giden bazı arkadaşlarımız işbaşında.

 

Özellikle Büyükşehir olmak üzere ilçe belediyelerinin 10 yıllık performansını nasıl buluyorsunuz?

İstanbulumuz koca bir şehir. Türkiye'nin toplandığı şehir burası. İnsan olarak da, sermaye olarak da, üniversite olarak da, evliya olarak da, eşkiya olarak da, zengin olarak da, fakir olarak da, entelektüel olarak da, cahil olarak da... Yani Türkiye'nin toplandığı bu şehir başka vilayetlerimize nispetle daha da titizlikle hizmet götürülmesi gereken bir yer. Ama bu hizmetleri, tabii beklentileri hakkıyla İstanbul'da yaşayanlar alamadı, alamıyor. Bugün birçok belediye başkanı bizim eski belediye başkanlarımızdır. Ama kabul etmek lazım ki, iyi niyetlerinden şüphe etmemekle birlikte eski hassasiyetlerini yitirdiler. Eski fedakarlık, eski gayret bu arkadaşlarımızda maalesef kalmadı. Eski vizyon da kalmadı. İyi niyetle bir takım işler yapıyorlar ama İstanbul'un önünde gidemiyorlar. İstanbul'u hala geriden takip ediyorlar. İstanbulumuza son 12 yıldır bu yönetim iş başında, hem ilçe hem de büyükşehir belediyesi bazı yatırımlar yaptı; biz yapılmadı demiyoruz. Eksiktir, noksandır ama bir şeyler yapıldı. Yollar, viyadükler, metrolar, Marmaray, peyzaj düzenlemeleri yapıldı. Ama bunlar İstanbul'u geleceğe taşıyacak hizmetler olmaktan çok uzak. Niye, çünkü İstanbul nüfus olarak büyüyor, sosyo kültürel yapımız değişiyor. Eski anlayışla, mevcut yapılan hizmet hızıyla İstanbullular rahata kavuşamazlar.

 

Bakış açısının değişmesi lazım

 

Siz nasıl bir bakış açısı getiriyorsunuz?

Biz en temel üç şeyin üzerinde duruyoruz. Tabiki ulaşım, imar, çevre, güvenlik sorunu var; bütün şehirlerde olduğu gibi. Ama İstanbul'da bunlar daha fazla hissediliyor. Bu sorunların aşılması için bir defa yönetim anlayışını değiştirmesi lazım. Çevreye, insana, şehre bakış açısının değişmesi lazım. Bu değişmezse sorunların üstesinden gelmek mümkün olmaz. İyi niyetle pozisyonlarımızı muhafaza ederiz, iyisini yapmak için çabalarız ama sorunları çözemeyiz. Baksanıza sorunlarımız katmerleşerek artıyor. İstanbul'da yol, viyadük, köprüler yapılıyor ama trafikte kalma süresi daha çok artıyor. Bir çelişki var bu durumda. Bu kadar imar hareketliliği var, sürekli yeni binalar yapılıyor. Ama insanlarımız yaşadığı şehirden haz almıyor, huzur bulamıyor. Demek ki burada bir bakış açısı değişimine ihtiyaç var.

 

İstanbul'un son dönemde yaşadığı en büyük sorunlardan biri de betonlaşma ve imar artışları ile yapımına izin verilen yüksek katlı binalar...

Biz zaten ikinci olarak bu noktaya değiniyoruz. İstanbul olabildiğince merkeze doğru yoğunlaşmış. Yüksek katlı binalarla gelecek açısından yaşanmaz hale getirecek bir duruma getirildi. Cesurca bir karar alınması gerekiyor. Birazdan söyleyeceğim çok iddialı, riskli bir cümledir; herkes söylemez. Ancak İstanbul'da bugün tarımsal arazi ya da orman arazisi olarak görünen ancak bu vasıflarını yitirmiş ve farklı açılardan koruma altında olan arazilerin bir kısmının kontrollü olarak imara açılması gerekebilir. Bu rant tutkunluğundan İstanbul'u kurtarmak gerekiyor. Yüksek katlı binalardan ancak bu şekilde kurtulabiliriz. İstanbul'un göbeğine bir bina dikiliyor, 5000 araçlık sirkülasyon getirecek. Bunu yapmak ya da izin vermek için insanların aklını yitirmiş olması gerekir. İnsanların millet adına, vatandaşı adına, komşusu adına, geleceği adına, şehri adına hiçbir endişesi olmaması gerekiyor. Mecidiyeköy'den Boğaziçi Köprüsü'ne 1 buçuk kilometrelik yolu 2 saatte gidiliyor. Buna rağmen oraya siz en az 10 bin araç sirkülasyonunu getirecek yüksek bir bina imarı veriyorsunuz. Bu bir ihanettir. Bugünkü haliyle bile o binaların yıkılması yapılmasından daha evladır. Bir milli servet kaybı değildir, bu israf değildir. Ama maalesef üzülerek söylüyoruz ki bizim bazı yerel yöneticilerimizin bir gözü dolar, bir gözü euro görüyor.

 

Anadolu'ya yatırım gerek

 

Üçüncüsü nedir?

Üçüncü en temel yapılacak hizmet ise bunun altını kalın kalın çiziyoruz, merkezi yönetim yapacaktır. Ama öncülüğünü İstanbul'un yapması gerekiyor. Eğer gerçekten İstanbul'a yatırım yapılmak isteniyorsa öncelikle İstanbul'a en çok göç veren Kastamonu, Sivas gibi şehirlere yatırım yapılması gerekiyor. Buraralara yatırım yapmak aslında İstanbul'a yatırım yapmak demektir. İstanbul'un bütçesi 100 lira mı, bunun 10 lirasını Sivas'a istihdama dönük yatırımlara aktarsak İstanbul'a yapılacak yoldan, köprüden, metrodan daha fazla katma değer kazanırız. Bu çok önemlidir, çünkü İstanbul'un nüfusu hızla artıyor. Siz işsizliği azaltacak istihdama yönelik yatırım yapmazsanız, oradaki insanların bulmak istediklerini o şehirlerde temin etmezseniz İstanbul'a ne kadar yatırım yaparsanız yapın sorunlarını çözemezsiniz. O kadar yol, viyadük yapılıyor ama trafik hala en büyük sorun, yolda kalma süresi artıyor. Metrobüslerin kendi arasında bile trafik sıkıntısı var çünkü yetmiyor, sürekli ek araçlar konuyor.

 

Vasfını yitirmiş arazilerin imara açılmasından bahsettiniz. Ancak bugün imara açılan arazilerde çok yüksek katlı binalar yapıldığını görüyoruz. Bu durum sözkonusuyken yeni imara açılacak noktalarda bunun yapılmama garantisi var mı?

Biz Saadet Partisi olarak yatay şehirleşmeyi tabi tercih ediyoruz ama bunu bir tabu haline getirmiyoruz. Yüksek katlı bina olmaz diye bir şey yok, bu da olabilir. Ama bu lazım olan yerde olabilir. Bu İstanbul'da bir rant unsuru olarak kullanılıyor. Kupon arsalarla rant elde ediliyor. Ama şehri katlediyorsunuz, şehrin geleceği ile oynuyorsunuz. Bizim bu arazileri imara açılmasından kastımız öngörülür bir biçimde olması. 20 – 30 yıl sonrasını düşünerek, insanların hayatını kolaylaştıracak imar planlaması yapacaksınız, ranta yönelik değil. Bu şehrin bir sürü nitelikli insanları var. Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, üniversite hocaları var... Hangi görüşten olursa olsun; şehrin düşmanı mı bunlar? Bunlarla birlikte hareket edilip planlama yapılmalı; şehrin 50 yılı düşünülmeli. Bugün yapılan hiçbir şey yarını bile kurtarmıyor.

 

İstanbul'un geleceği çalındı

 

İBB Başkanı Kadir Topbaş'ın 'bakanlıklar İstanbul'da plan yapmasın' diye bir açıklaması oldu. Adeta bir sitem ya da isyandı bu. Ankara'nın elini İstanbul'un üzerinden hiç çekmemesi bugünkü sonucun nedenlerinden biri olabilir mi?

Ne demiş şair; 'Virânelerin yasçısı baykuşlara döndüm, Gördüm de hazânında bu cennet gibi yurdu. Gül devrini bilseydim onun, bülbül olurdum; Yâ Rab, beni evvel getirseydin ne olurdu?' Bad'el Harab - ül Basra... Yani İstanbul bitmiş, İstanbul talan edilmiş, İstanbul'un geleceği çalınmış. Bundan sonra döneceksiniz, bir sorgulama yapacaksınız. Ama baştan yanlışsınız, baştan bitirmişsiniz İstanbul'u. Allah rızası için, Allah aşkına bir insanın vicdanı, aklı varsa bu İstanbul'da doğru giden bir şey söylesinler. Başta Sayın vali olmak üzere yerel yöneticiler, daire başkanları, bürokratlar bir kez olsun bir ay süreyle metrobüs kullansınlar, özellikle de akşam iş dönüşünde. Emniyet şeridini kullanmadan trafiğe karışsınlar; bakalım ne hissedecek ne görecekler... Başlarını bir kaldırıp sağlarına sollarına bir baksınlar. Fildişi kulelerden bir insinler. Her taraf keşmemeşlik içerisinde. Hayat akıyor, insanlar bir alışkanlık içerisinde. İnsanlar 20 dakikalık yolu 2 saatte gidip geliyor ve bu artık normalleşti, kanıksamış. Ama bu bir fecaattır, bu bitişin alamatedir. Bunun müsebbibi kim? Evet oy veren insanlar da bunun müsebbibidir ama hizmet edeceğiz diye oy isteyen insanlar daha fazla müsebbibdir. O nedenle aradan 15 yıl geçmiş, merkezi yönetim elini çeksin demek çok da inandırıcı gelmiyor. Evet iyi niyetlidir belki ama ihanet ediyorsun kardeşim! Gaflet ile ihanet arasında sadece niyet farkı vardır. Öyle ya da böyle siz İstanbul'u yaşanmaz hale getirdiler.

 

Partinizle ilgili AK Parti'yle aynı olduğunuz hatta sizin seçimlere de bu nedenle fazla asılmadığınız eleştirileri yapılır. Seçimlere 4 ay gibi bir zaman kalmışken Saadet Partisi olarak halka kendinizi yeterince anlatabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Saadet Partisi olarak tabi ki eksiklerimiz vardır. Ama temel bir durum var. Türkiye'de son 10 yıldır hiçbir şey tesadüfi değil. Seçim öncesindeki hiçbir kampanya tesadüfen yürütülmedi. Hiçbir dönemde medyanın yaklaşımı bu derece farklı olmadı. Bu ortamda bize ciddi bir ambargo var. Çünkü medya ciddi derecede kamplaştırıldı. Büyük bir kısmı hükümetin kontrolünde. Bir kısmı ise baskısı altında. Böyle bir durumda sesimizi geniş kitlelere ulaştırmada zorluk çekiyoruz. Bu açığımızı kapatmak için de güçlü bir teşkilat ağıyla çalışıyoruz. Seçimlerde medya açısından bu eksiğimizi de gidermiş olarak Parlamento'nun güçlü partilerinden biri olabiliriz, en azından olmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. Çünkü Türkiye'nin gidişatından kaygı duyuyoruz. Bu kaygıların giderilmesi Parlamento aritmetiğinin değişmesinden geçiyor.

 

Ekonomik olarak Türkiye bitirildi

 

AK Parti hükümetinin 13 yıllık dönemini değerlendirdiğinizde sizce nasıl bir tablo çıkıyor?

Türkiye bilmeli ki bizim ülke olarak yanı başımızda yaşanan hadiselerden bağımsız olarak bir pozisyon elde etmemiz mümkün değildir. Irak'ta, Suriye'de yaşananlardan Türkiye doğrudan etkilenmektedir. Türkiye'nin bölünme, bölünmese bile ciddi bir iç kargaşa ile karşı karşıya olduğunu düşünüyoruz. Ekonomik olarak Türkiye zaten bitirildi. Hiç olmadığı kadar zayıf bırakılmıştır. Koalisyon hükümetleri bile mukayese edilemeyecek kadar kötüdür. Bu hükümet döneminde hem devlet hem de vatandaş borçlandırıldı. Üretmeyen, ekonomisinin ipleri kendi elinde olmayan, vahşi kapitalizmin en vahşice uygulandığı bir Türkiye var. Bu gidişatın sonu hayra alamet değil. Çünkü bu halk hiç olmadığı zaman, hiç olmadığı kadar kamplaştırılmıştır. Milletimiz birbirini anlamada, birbirini dinlemede geçmişle mukayese edilemeyecek kadar irtifa kaybına uğradı. Halbuki bir millet için birlik beraberlik her şeyden önemlidir. Biz Saadet Partisi olarak önümüzdeki seçimlerde Parlamento'da olmasını ve oradaki diğer siyasi partilerin ülke menfaatine daha düzgün işler yapmasına vesile olmak istiyoruz.

 

Öte yandan 12 yılda çok sayıda duble yol, havaalanı, hastane gibi birçok yatırım da yapıldı?

Biz AK Parti'nin her şeyi yanlış yaptığını söylemiyoruz ama çok temel meselelerde, Türkiye'yi güçlü kılacak; bir ve beraber tutacak temel meselelerde hiçbir müspet adım atmadığını çok net bir şekilde ifade ediyoruz. Bu söylediğimiz kaygılarımız 12 yıllık AK Parti iktidarı döneminde olmuştur. Ayrıca Parlamento'daki diğer partilerin de sağlıklı bir muhalefet görevi yapmadığını da görüyoruz. Orada bir sese, bir soluğa ihtiyaç var. Bunun da Saadet Partisi olduğuna inanıyoruz. Geçmişte biz ülkemize çok güzel hizmetler yaptık, bunu yeniden yapmayı temenni ediyoruz.

Bu arkadaşlarımız yol yapmakla, hastane yapmakla, bina yapmakla, havaalanı yapmakla yatırım yaptıklarını zannediyor. Bunlar güzel şeyler ama bizim adalelerimizi, Türkiyemizi güçlendiren şeyler değil ki! Fabrika yapacaksın, üretim yapacaksın, teknolojiye yatırım yapacaksın, sanayiyi güçlendireceksin ki Türkiye kalkınsın. Onlar bununla övünüyor, vatandaş da oy veriyor. Biz kaygılıyız, hem yerel yönetimleri şehirlere yapmak istedikleri yönünden hem de merkezi hükümetin yaptıkları nedeniyle ülkemiz adına kaygılıyız.

 

Sicili en temiz partiyiz

 

Yolsuzluk operasyonları, bakanların Yüce Divan'da aklanması, cumhurbaşkanlığı sarayı gibi birçok yaşanan ve eleştirilen olaylar var. Bunlar AK Parti'nin oyunu etkiler mi?

Türkiye'de birçok değerin içi boşaltıldı. Siyaset ve siyasetçiye olan bakış açısı hiç olmadığı kadar irtifa kaybetmiştir. Siyasetçiye olan güven sarsılmıştır. Hal böyle olunca toplumla siyasetçi arasındaki iletişim durumu medya üzerinden sirayet etmiştir. Gerçekte hiçbir insan yolsuzluğa, yalana prim vermez. Ama ciddi olarak bir algı operasyonu yapılıyor ve seçmen manipüle ediliyor. Bu seçimde 2011 ya da 2014'e seçmenin daha hassas olacağını ve bu konuda var olan iddiaların üzerine gidip sorgulayarak bir tercihte bulunacağı kanaatindeyiz. Anketler de, sokaklar da bunu göstermektedir. Adalet duygusu sarsıldı, yerlerde sürünmektedir. Bu son süreçte daha da artmıştır. Bu açıdan da önümüzdeki seçimler önemli. Yolsuzluğun, talanın, iltimasın olmadığı bir yapının Parlamento'da yer alması lazım. Bu konuda kim sözünün eriyse seçmenin onun yanında yer alması gerektiğini söylüyoruz. Biz Saadet Partisi olarak bu konuda sicili en temiz partiyiz. Halk bizi çalışan, sözünün eri olarak bilmektedir. Biz de ümit ediyoruz ki bu bildiklerini sandığa yansıtsınlar.

 

Seçim startını verdiniz mi?

Bostancı Gösteri Merkezi'nde tüm teşkilatın katıldığı bir divan toplantısı gerçekleştirdik. Seçim kampanyalarımızın bir kısmı hazırlandı. Milletvekili aday adaylarının başvuruları var. Milletvekili adaylarının belirlenmesi ile ilgili çalışmalar başladı. Şubat'ın 15'inden itibaren tüm teşkilata kimi aday görmek istediğini soracağız. Teşkilatın yaklaşımı dikkate alınarak Saadet Partisi'ni en iyi şekilde temsil edecek listeyi ortaya çıkaracağız.

 

Avrupa sehayatleri turistik gezi mi?

“Bu şehri yönetenler hiç Avrupa görmüyorlar mı? Berlin'i, Paris'i, Tokyo'yu görmüyorlar mı? Görüyoruz sık sık gezi düzenliyorlar, bunlar turistik gezi olarak mı bakıyorlar?” diyen Birol Aydın, “Gittiklerinde kaldırım nedir, yol nedir, nasıl hizmet getirilir bakmıyorlar mı? Bir kısım AK Partili arkadaşlarımız 'Paris'te de, New York'ta da trafik sorunu var' diyor. Oralarda trafikte durma diye bir şey yok, belki yavaş giderler ama akış vardır. Ama insanlar saatlerce kontak kapatma noktasına gelmiyor. Biz de duruyoruz, hareket etmiyoruz. Neyle neyi mukayese ediyorlar. İstanbul'un yerel yöneticileri de mevcut hızıyla hizmet etmeyi sürdürseler; örneğin Amsterdam ya da Paris yerel yöneticileri de hiçbir hizmet yapmasa her şeyi dondurmuş olsalar; biz bu hızla 50 yıl sonra Paris'in şu anki durumuna geliriz. Bu bakış açısıyla onlara yetişemeyiz. Mimar, sanat, tarih, estetik, kültür, şehircilik hiçbir noktada yetişemeyiz. Dolayısıyla bizim acil olarak değiştirmemiz gerekiyor. Biz yerel yöneticilerin kötü insanlar olduğunu düşünmüyoruz. İstanbul'un geleceğini düşünebilirler ama yapamıyorlar, beceremiyorlar, üstesinden gelemiyorlar. Dün bir miktar yapabiliyorlardı çünkü içinde bulundukları yerle ilgiliydi bu, onların becereleriyle ilgili değil” diye konuştu.

 
Aklınızdan zorunuz mu var?

İstanbul'un sorunları çözülemediği için bir algı operasyonu yapıldığını iddia eden Aydın, “İstanbul'u Pakistan'la Çin'le kıyaslıyorlar, Allah aşkına sizin aklınızdan zorunuz mu var? Avrupa'ya girmek için 40 dereden su getireceksiniz ama algı yönetimi açısından kendinizi daha geri kalmış şehirlerle mukayese edeceksiniz. Oradaki dolmuş, metro ya da otobüsle kıyaslayacaksınız. Bu kabul edilir mi? Niye Paris'le, Roma'yla, Hamburg'la, Londra'yla mukayese etmiyorsunuz?” diye konuştu.

 

Gidin Sivas'ın üzerinde uçun

“15 yıldır iş başındasınız, neredeyse bir jenerasyon demek. Hala trafik sorunu konuşuluyor” diyen Aydın, “Hala 3'ncü köprü derdindeler. Bize diyorlar ki 'Saadet Partisi olarak 3'ncü köprüye karşı mısınız?'. Evet karşıyız, ama karşı olmamız muhalefet olsun diye değil. 3'ncü köprüyü yapışınız 4'ncü köprüyü yapma ihtiyacını ortadan kaldıracak mı, hayır. Tamamen doğa bozuluyor, tabiatın ciğerlerini söküyorsunuz. Bir taraftan Anadolu'ya yatırım yapmıyorsunuz, çılgın projeleri burası için düşünüyorsunuz. Helikopterle İstanbul'un üstünde dolaşıyorlar, gidin Sivas'ın, Malatya'nın, Yozgat'ın, Diyarbakır'ın üzerinde dolaş. Sen burada dolaştıkça insanlar buraya geliyorlar.”

 

Gözümü burada açtım

1983'ten beri Milli Görüş'ün partilerinde aktif olarak bulunuyorum. Yaşım 45, adeta gözümüzü burada açtık. Fazilet Partisi'nin Kocaeli İl Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. Saadet Partisi'nin İl Başkanlığı'nı yaptım. Partimizin Genel İdare Kurulu Üyeliği, Genel Başkan Yardımcısı olana kadar. Erbakan Hocamızın Genel Başkan olduğu 2010 kongresinde de Genel Başkan Yardımcısı oldum. Kocaeli'de 2011'de milletvekili ve 2014'te de Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldum. Hali hazırda da İstanbul İl Başkanlığı ve Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyorum.

 

KELİME OYUNU

Aile: Her şey

Çocuk: Huzur

Siyaset: Türkiye'nin geleceği

İstanbul: Dünyanın başşehri

Türkiye: Vatan

Dostluk: Hayatın anlamı

Geçmiş: Gelecek

Bugün: Yarın

Gelecek: Milletimiz

Muhalefet: İstikamet tayini

İktidar: Hizmet


KAYNAK: GAZETE İSTANBUL

 

 

Güncelleme Tarihi: 03 Şubat 2015, 11:30

Zeynep Vural

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER