Yorulmadan para kazananlar var

Kardeşleri ile birlikte kurduğu firmayı 30 yıldır ayakta tutan Ramazan Ulu şartların giderek zorlaştığını belirterek, «Ben yorularak para kazanıyorum ama ülkede yorulmadan para kazanan çok insan var. Bunlarla kendimizi kıyasladığımız için hiç mutlu değiliz» diyor

Yorulmadan para kazananlar var
Röportaj dizimizde bugün öğretmenken kardeşlerini yalnız bırakmamak için mesleğinden istifa edip perakende sektörüne giren bir ismi ağırlıyoruz; Snowy Ulu Kardeşler Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Ulu...

30 yıl önce Kağıthane'de başlayan gross market yolculuğunu bugün 16 şube, 500 personel ve İstanbul Pera-kendeciler Derneği (PERDER) Başkanlığı ile sürdüren Ramazan Ulu ile sektörü, sorunlarını, hükümetten beklentilerini konuştuk. Firmanın Esenler Giyimkent'teki merkezinde bizi ağırlayan Ramazan Ulu, perakendeciliğin hala bir yasası olmadığını belirterek yabancı ortaklı süper marketlerin en büyük rakipleri olduğunu ifade ediyor. 2014 yılının ekonomik açıdan verimli geçmediğini söyleyen Ulu 2015'ten de umutsuz...

Çok zor bir hayatınız olmuş. Küçük yaşlarda büyük sorumluluklar almışsınız. Bu durum sizin hayatınızı nasıl etkiledi. Babanızı küçük yaşta kaybetmeseydiniz hayatınız daha mı farklı olurdu?

Ben 1956 yılında Sinop'un Boyabat ilçesi Yazı Köyü'nde doğdum. Köyümüzde okuma yazma oranı o yıllarda düşüktü. Rahmetli babam da o şartlara rağmen beni okutmak için çok mücadele verdi. İlkokulu bitirdikten sonra kasabadaki ortaokula yazdırdı.

O yıl babam vefat etti. Daha doğrusu babamı vurdular. Zor şartlarda da olsa okudum ve liseyi bitirdim. Babamı vuran kişiler de meydana çıkınca rahmetli dedem başımız belaya girer diye bizi İstanbul'a getirdi. Burada eğitim enstitüsüne gittim ve öğretmen oldum. İlk görev yerim de Sivas'ın Divriği ilçesine bağlı bir köydü. Fakat öğretmenken annemi kaybettim. Kız kardeşim de evliydi. Ama erkek kardeşlerim küçüktü ve onların İstanbul'da biçare olmamaları için çok sevdiğim öğretmenliği bırakıp İstanbul'a geri döndüm. Onlara ben baba oldum, eşim de anne oldu.

Bu fedakarlığınızın karşılığını aldınız mı?

Meslekten çok üzülerek feragat ettim ve ticarete atıldım. Evimizin altındaki bir bakkalı borçla satın aldık. Sıkıntılı ve zor yıllardı bizim için. Şimdi şükrediyoruz. Ama itiraf etmek gerekirse hala mesleğimi çok özlüyorum. 1985 yılında ayrıldım, 30 yıl geçmiş fakat bu özlemim bitmedi. Görüştüğüm öğrencilerim var, onların ziyareti beni çok mutlu ediyor. Karşılığını aldım tabi, şimdi 500'e yakın çalışanımız var. Onlara ekmek vermek, onlarla birlikte büyümek, onların keyifli ve mutlu olduğunu bilmek bize yetiyor. 

Peki kardeşleriniz, onlar bunun karşılığını verdi mi?

Kardeşlerimle beraberiz, bir aile şirketiyiz. O aile bütünlüğü sürüyor. Kardeşlerim de sağolsunlar sevgi ve saygıyı asla bozmadılar. O sıkıntılı yılları asla unutmadılar. 

Bu süreçte yorulduğunuz 'yeter artık, bana bu kadar sorumluluk da yüklenmesin' dediğiniz zamanlar olmadı mı?

Öteden beridir aile bütünlüğüne özen gösterdik. Dolayısıyla konu aile olunca bu fedakarlıkları göstermeye değerdi. Bugüne kadar ben onları hiç üzmedim. Kardeşlerim, kardeşten öte çocuklarım oldu benim için. Onlar da beni hiç üzmedi. Böyle olunca öğretmenlikten ticarete geçişte pişmanlık duyduğumu söyleyemem. 

Öğretmenliği bırakıp ticarete atılmak zor gelmedi mi?

İstanbul gibi bir metropolde ticaret yapmak, perakende gıda sektörünün içinde olmak; 30 yılı devirmek hiç kolay değil. Bu 30 yılın içerisinde nice iflas edenler oldu. Türkiye'nin bu ekonomik koşulları içerisinde bu mücadeleyi vermek çok kolay değil. Biz de firma olarak zigzaglı dönemler yaşadık. Ama dürüstlüğümüzden taviz vermedik. Bankalardan çek alamadığımız, ödeme yapamadığımız günler de oldu. Ama mümkün olduğunca ödemelerimizi söz verdiğimiz günde yapmaya gayret ettik. 

Yaptığınız işin zorlukları var. Bize bunlardan bahseder misiniz?

Evet, çok zor... Kontrolün zor, ürün çeşitliliğinin çok fazla, rekabetin yoğun, kar marjlarının düşük olduğu, yetişmiş eleman bulmanın da hepsinden daha zor olduğu bir sektör. Cumartesi Pazar'ı, resmi tatili, bayramı seyranı yok. Uzun mesai yapıyoruz, 7/24 çalışıyoruz. Sabah 8.00'de açılan mağazalarımız 22.00'de kapanıyor. Ama 23.00'te sebze meyve reyonu için farklı bir ekibimiz halde ürün satın alıyor. Eskiden patron belki bizdik. Ama şu an patron katiyen biz değiliz. Patron artık tüketici. 

Devletin sektöre bakış açısı nasıl?

Hala bizim bir yasamız yok mesela. Son yıllarda bir alışveriş merkezi furyası var. Bu AVM'ler kendi bünyelerinden perakendelerini barındırıyor. Hükümete çok baskı yaptık, çok ricada bulunduk; dedik ki Pazar gününü tatil yapın. Bizde öyle insanlar çalışıyor; eşi pazar günü izinli, çoluğu çocuğu evde ama kendisi çalışmak zorunda. Bunların aile bütünlüğüne de zararı var. Tüm Türkiye'deki perakendeyi Pazar günü tatil yap; insanlar Cumartesi'den alışverişini yapsın.

Ya da bizim açma kapatma saatimiz belli olsun. Aslında bunlar yerel yönetimlerin inisiyatifinde ama onların da işine gelmiyor. Hükümet de, burada sitemim olacak, büyük AVM'lerin, discountların, uluslararası mağazaların dediklerini daha çok dikkate alıyor. Çünkü orada rant var, para var. Biz yerliyiz, onlara göre daha küçüğüz, orta ölçekliyiz. O yüzden bizi çok dikkate almıyorlar.

Geçtiğimiz haftalarda AK Partili bir milletvekili AVM'lerin pazar günleri kapatılması için önerge sundu. Ancak Gümrük ve Ticaret Bakanı anında 'böyle bir şey yok' cevabı verdi...

O hikayeydi... O öneriyi de milletvekili daha sonra geri çekti. Türkiye'nin gündeminde 10 yıldır bir perakende yasası var. 10 yıldır çıktı, çıkacak bekliyoruz. Hükümet kimi zaman gündemi değiştirmek için bunu öne sürüyor. Ama bu yasa çıksa bile biz biliyoruz ki yerli mağazaların, yerli esnafın dediği olmayacak yine büyüklerin dediği olacak. 

AVM'lerle birlikte hep 'küçük esnaf öldü' diye konuşuyoruz. Mahalle kasabı, bakkalı bitti diyoruz. Siz mahalle esnafına göre daha büyük çapta firmalarsınız. Sizi nasıl etkiledi?

Evet küçük esnafı bitirdi. Ama AVM'ler sizi çok etkilemedi, bunu savunmuyoruz. Bizi asıl etkileyen uluslararası büyük marketler oldu. Carrefour, Metro, Migros gibi finans sorunu olmayan, istediği gibi kredisini kullanabilen yabancı sermayeli marketlerdir bizi bitiren. 

Perakendeciler Derneği olarak neler yapıyorsunuz. PERDER'in sektöre ne katkısı oldu, market sahipleri birlikte hareket edebiliyor mu?

İstanbul'da bütün zircir mağazalar derneğin üyeleri. Dernek kanalı ile en azından birbirimizi tanıyoruz. 2006'da kurulduğundan bu tarafa insanlar birbirini tanıdıkça yakın mağaza açmaktan kaçınıyor. Üyelerimizle sektörün zorluklarını aşmaya çalışıyoruz, kendimizi nasıl geliştirebiliriz diye düşünüyoruz. Başta rekabetten uzak olmamız gerektiğini, bize bir katkı sunmayacağını konuşuyoruz. Hizmetle rekabet yapmamız gerektiğini savunuyoruz. 

Türkiye'nin ekonomisini nasıl görüyorsunuz? 

Siyasetçiler farklı farklı şeyler söylüyor ama biz yaşamımıza bakıyoruz ve çok da iyi görmüyoruz. Zor şartlarda ayakta duruyoruz. Çok ciddi yatırımlarımız var, çok büyük istihdamımız var, ekonomiye çok fazla katkı sunuyoruz ama baktığınız zaman mutsuzuz, keyifsiziz. Bizim bu yatırımızın, bu istihdamımızın, emeğimizin karşılığı bu olmamalı. Ama bir bakıyorsunuz adam bir büroda bir telefonla iş yapıyor. Benden daha mutlu.

Ben yorularak para kazanıyorum ama ülkede yorulmadan para kazanan çok insan var. Bunlarla kendimizi kıyasladığımız için hiç mutlu değiliz. Ve bizim işimiz çok tehlikeli. Eğer dikkat etmezsek çorap söküğü gibi gideriz. Allah korusun ben bu işi yürütemesem 500 aile benimle birlikte sokakta olacak. Dernek bünyesindeki marketlerde toplam 20 bin kişi çalışıyor. Bin 350 mağazamız var. Çok ciddi anlamda para döngüsü sağlıyoruz. 

2015'ten beklentileriniz neler?

2015'e çok sıcak bakamıyoruz, plan yapamıyoruz. 2014 çok tehlikeli geçti. Bizim sektörümüzde çok kapatan, kepenk indiren, sektör değiştiren çok arkadaşımız oldu. Dernek kurulduğundan bu yana 58 kişi sektörden ayrılmış. Bunlar sıradan bakkal ya da bir iki şubeli firmalar değil. 100 tane mağazası olan bir arkadaşımın iflas ettiğini gördüm. Çok tehlikeli bir dönemden geçiyoruz. 2015'i de çok tehlikeli buluyoruz.

Nükleer ayağa sıkılan kurşundur

Ramazan Ulu, memleketi Sinop'tan hiç kopmamış. Bir dönem Sinop Dernekler Federasyonu'nun  (SİNDEF) başkanlığını da yapan Ulu, şehre yapılmak istenen termik ve nükleer santralin bir getirisi olmayacağını savunuyor. “Sinop eğitim, turizm ve kültür kenti olmalıdır.

Bunu ısrarla her platformda söylüyorum” diyen Ulu, “Fakat Sinop'un düzeniyle oynuyorlar. Ben bir Sinop sevdalısıyım. Sinop doğal güzelliğini bozmamış, çok bakir bir il. Termikle, nükleerle bozulmak isteniyor. Buna karşıyım, içim acıyor. Uçakla giderken gördüğüm o güzelliklerin mahvolacağı düşüncesi beni çok endişelendiriyor. Sadece üniversitesi ile zenginleştirmeli, turizme yatırım yapmalıyız. 30 – 35 bin olan nüfus yaz mevsiminde 350 binleri buluyor. Yarın bu doğal güzellik bozulunca insanlar artık Sinop'a da gelmeyecek. Nükleerle bu geriye dönüşü engellemiş olacağız, kendi ayağımıza sıkmış olacağız” diyor. 
Bakkal açarak başladı


1956 yılında Sinop Boyabat’ta doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Boyabat’ta, üniversite eğitimini de 1979 yılında İstanbul’da tamamladı. Aynı yıl Sivas ili Divriği ilçesine ilk ataması yapılarak öğretmenlik mesleğini 1986 yılına kadar sürdürdü. 1986 yılında öğretmenlikten kendi isteği ile ayrılarak İstanbul Kağıthane ilçesinde bir bakkal dükkanı ile perakende sektörüne adım attı. Bu güne kadar sektör içinde toptancılık, distribütörlükler de yaptı.

Sektörle ilgili İSMAR ve PERDER gibi oluşumların kuruluşunda ve içinde yer aldı. Bazı sivil toplum örgütleri ve spor kulüplerinin başkanlıklarını da yaparak dernekçilikte tecrübe edindi. Görev yaptığı derneklerden kendisine onursal başkanlık sıfatı verildi. Ramazan Ulu, evli ve bir çocuk babasıdır. Orta derecede İngilizce ve Arapça bilmektedir.

KAYNAK:GAZETE İSTANBUL
Güncelleme Tarihi: 23 Aralık 2014, 10:29

Zeynep Vural

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER