Vesaire, vesaire, vesaire...

 Türkiye ne dalgalanmalar gördü.        

Darbeler.                    

Krizler.

Tehditler.

Kaoslar.

Seçimler.

Erken seçimler.

Koalisyonlar.

İstifalar.

Sansasyonlar.

Vesaire, vesaire...

* * * 

Bu günlerde yine yeni dalgalanmalar yaşıyoruz.

Yüzde elli oy almış, tek başına iktidar olan ülkenin en büyük siyasi partisinin genel başkanı, başbakan, ne

Anayasa'ya ne başka şeye uzaktan yakından hiçbir alakası olmayan şekilde Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınıyor.

Sebep ve gerekçe gösterilmiyor.

Söylenenlerin yalancısıyız, güya Cumhurbaşkanına ters bazı kararlar almış.

Cumhurbaşkanı da seni oraya ben getirdim, ya her istediğimi yaparsın veya çeker gidersin demiş.

Böylece Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı çekti gitti.

* * * 

Şimdi yeni bir başbakan aranıyor.

Eskisinin yaptıklarını yapmayacak.

Emire itaatsizlik etmeyecek.

Kafasına göre kararlar almayacak.

Kendi ekibini kurmayacak.

Gel deyince gelecek, git deyince gidecek.

* * *

Kalkmışız ülke olarak bu şartlara uyacak adam arıyoruz.

Binali Yıldırım.

Berat Albayrak.

Bekir Bozdağ.

İsmet Yılmaz.

Numan Kurtulmuş.

Mehmet Müezzinoğlu.

Vesaire, vesaire...

* * *

Ne fark eder.

İsim Ahmet veya Mehmet olacak ama yetki kimde onu biliyoruz.

Sonra da bu sistem bizi başkanlık sistemine taşıyacak.

Türkiye daha müreffeh ülke olacak.

Daha çağdaş.

Daha huzurlu.

Daha ve daha daha...

* * *

İşte böyle günler içerisinde, bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete!

Kaptanımız ne derse o olacak.

Kaptan mürettebatta azıcık ağzını açan, azıcık itiraz eden, azıcık özgüvenini toplayan diğer yardımcılarını bir çırpıda gözünün yaşına bakmadan gemiden atıyor.

Önceleri Abdulatif Şener gibiler.

Sonra Abdullah Gül.

Bülent Arınç.

Ali Babacan gibiler.

Şimdi Davutoğlu gibiler.

*

Bu isimlerin yerine gelenler bir gün kendilerine de mutlaka sıra geleceğini biliyorlar aslında.

Ancak bu dalgalanmalarda ne kadar sağlam yer tutarlarsa o kadar fatdalı diyerek sanki yarın başlarına o benzer dutumlar gelmeyecekmiş gibi kendilerini inandırmaya çalışıyorlar.

İş işten geçtikten sonra az da olsa ses çıkarmaya başlıyorlar ama nafile.

Bülent Arınç'ın günlerde ekranlarda konuştuklarını biliyoruz.

Bugünlerde 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de arada bir ben buradayım çıkışı yapıyor.

* * *

Gül, geçtiğimiz gün Londra Belediye Başkanı seçilen Sadıq Khan'ı kutlarken "Türkiye'ye mesaj mı veriyor" dedirten ifadeler kullandı. Abdullah Gül twitter hesabından “Londra yeni Belediye Başkanı, Müslüman göçmen bir ailenin oğlu olan @SadiqKhan'i tebrik ediyorum. Çoğulculuğu ve çeşitliliği tercih ederek bu yönde güzel bir örnek teşkil eden Londra halkını da kutluyorum” diye yazdı.

Gül'ün ' Çoğulculuğu ve çeşitliliği tercih etmek' lafı her ne kadar Türkiye'de yaşananlara bir gönderme olarak algılansa da söylediğinize önce kendiniz inanmadığınız sürece bu laflar ancak cılız bir ses çıkarır.

O kadar.

* * *

İşte böyle bir dalgalanma sürecinde gidiyoruz gündüz gece.

İlk tarih 18 Mayıs 2016.

Yeni yardımcının pardon başbakanın açıklanacağı tarih.

Sonra kongre ve yeni kabine.

Olsun nasıl olsa muhalefet düşmüş kendi derdine.

Birisi gece gündüz uykuda (CHP), diğeri tavşan parti peşinde (MHP) ve bir diğeri dokunulmazlık korkusu ve telaşı içerisinde (HDP).

* * *

Anlayacağınız, Türkiye'nin gerçek gündemini bir tek kişi yaşıyor ve uyguluyor.

Bizler sanal gündemde yazıyoruz, çiziyoruz, konuşuyoruz, yaşadığımızı zannediyoruz.

Vesaire, vesaire, vesaire...
YORUM EKLE