15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ VE GEÇMİŞİN İZLERİ

15 Temmuz  saat 22.30 gibi “televizyonu aç, bir şeyler oluyor” dediklerinde, karşımdaki sesin telaşından, tam 36 yıl önce grev çadırında bir tahtanın üzerinde yatarken fabrika bekçisinin, yine bir Cuma günü sabahı saat 05:00 sularında “ Baki kalk radyoda marşlar çalıyor bir şeyler oluyor galiba, hiç bu saatte böyle şeyler olmazdı ”dediğinde, uykumu açmaya çalışarak bekçi kulübesine girdiğimde sonradan Hasan Mutlucan olduğunu öğrendiğim kalın sesli birinin kahramanlık türküleriyle karşılaşmıştım. Ve bir süre sonrada sıkıyönetim bildirileri arka arkaya okunmaya başlanmıştı.

Bizim için sürpriz değildi.  Bekleniyordu. O günün şartlarında sosyal siyasal ve ideolojik çatışmalar emek sermayeeksenindealabildiğine kızışmış, egemenler yönetimsel acze düşmüşler,yerli-yabancı burjuvazi24Ocak kararları diye tarihe geçen  piyasacı – özelleştirmeciemperyalist -kapitalistpolitikalarını topluma dayatmaya, buna karşı direnen sol, sosyalist ve devrimci güçlere zorla kabul ettirme projesi olarak,12 eylül darbesini  alt yapısını da kurarak  uygulamaya sokmuşlardı. Ki 12 Eylül 1980 Faşist Darbe ’sini yapanların sokak çatışmalarından tutunda,  Maraş-Çorum,1 Mayıs 1977 Taksim ve üniversitelerde, Fatsa kıyım ve kırımları gibi birçok olayda doğrudan rolü olduğu sonradan  daha iyi anlaşılacaktı.
Kısaca 12 Eylül doğrudan emekçi sınıfların aşına, işine, ekmeğine, özgürlüklere, örgütlenme hakkına,  yani doğrudan demokrasiye vurulmuş bir darbeydi. Bu yüzden demokrasi karşıtı güçler karanlıklarından çıkarak 12 Eylülcülerin cennet bahçelerinden öyle beslendiler ki büyük bir sermeye birikiminin oluşmasına ve olanaklarına kavuştular.(Komünizme karşı Türk –İslam ittifakı) Dünyada hiçbir sermeye, mülk ve servet yoktur ki iktidar(devlet) tarafından korunmamış olsun. Korunamayan mülk ve servetler kapısı kilitlenmemiş dağ başında ev gibidir.
12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbesi’nin dayandığı sosyal siyasal ve ideolojik ulusal ve uluslararası arka planı net ve açıktı. Hedef aldığı sosyal siyasal ve ideolojik yapılarda açık ve netti.
15 Temmuz akşamı bir darbe girişimi olduğunu duyunca bu darbenin mevcut siyasal iktidara karşı olduğu açıktı ama kimler yapıyordu? Çok geçmeden Başbakanın”Fetö’cülerin, ordu içindeki bir grubun kalkışması” olduğunu açıklamasıyla öğrendik. Darbelerle grev çadırında sendikal mücadelenin en sıcak noktasında karşılaşmış, sabahın köründe üç cemse askerle etrafı kuşatılmış biri için ilk tepkim “Bu ortakların mülk ve servet paylaşımındaki uzunca bir zamanadır süren uzlaşmaz çelişkilerinin iktidar savaşına dönüşmüş halidir. Allah masumları korusun.” Çünkü herkesin bildiğini tekrarlayalım “Filler tepişir çimenler ezilir” Sonrası herkesçe malum. Dizi seyreder gibi izliyoruz.
Şimdi ortalıktan bir sürü iddia uçuşuyor. Şunu en baştan belirtmeliyim ki,  en kötü demokrasi  darbenin her türlüsünden iyidir. Ancak bazı basit sorular sormak, bu işlerden en ufak  birdahili olmayan milyonlarca, işinde gücünde olan sade her bir yurttaş gibi bizimde hakkımızdır.  On dört yıldan beri bu ülkeyi tek başına yöneten, istikrar adına 7 Haziran seçim sonuçlarını kabul etmeyip beş ay sonra ülkede zorla dilebileceğimiz bir yöntemle yenide seçim yaptırarak tek başına iktidarı ele geçiren bu siyasal iktidar, ülkeyi bir darbe ve OHAL ortamına gelmesinde sorumluluğu yok mudur? Bu ülkeyi kim yönetiyordu arkadaş?Bir darbe kalkışması olduğunu benim 86 yaşındaki kayınpederimden öğrenmem normalde, bu ülkenin Cumhurbaşkanı  “darbeyi eniştesinden öğreniyorsa” sözün bittiği yerdir.

 Doğrusu ben bu işim bu yanıyla da ilgilenmiyorum. Bizi neden bir darbe ve OHAL ortamında yaşamaya mahkûm ettiniz? Hadi bizler muhalifiz de, onlarca hayatını kaybeden insanların anısına birözeleştiri duyacak mıyız? Hani Bülent ARINÇ “ahmaklıktan” bahsediyor ya, hangi nedenle ahmaklık diyor bilmiyoruz da! 
Bu ülkenin insanları can mal ve namus güvenliğini korumak için neye kime inanacak ve güvenecek? Devletin kurumların da biri diğerinin düşmanı haline gelmişse, demokratik normalleşme mümkün olacak mı? Şimdi anlaşılıyor ki eski vesayetçi güçlerle yeniittifaklar kuruluyor. CHP- AKPMHP yakınlaşması “siyasi normalleşme” gerçekleştirebilir mi?  HDP temsiliyetini “normalleşmenin” neresine koyacaklar?  “Kürt anasını görmesin” politikasıyla yeni bir çatışmanın evresine mi geçilecek göreceğiz!

Yaşlandık; bu kısa ömrümüzde emek ve alın teriyle kazanılmış insanca ve onurlu,bütün farklılıklarımızla birlikte barış içinde demokratik yaşam taleplerimiz,hep  bir avuç çıkar gruplarının mülk, servet, iktidar hırs ve kavgalarının  ayakları altında ezildi. Yine darbe ve dikta heveslileri ülkeyi kan gölüne çevirdi.Umarım halkımızın sağduyusu galip gelir, bir iç boğazlaşmadan uzak, demokrasinin ipine sıkıca sarılarak gelecek kuşaklarımızı kan ve acıdan uzaklaştırırız. Bir şeyi daha öğrendi toplum. Demokrasi “vakti gelince inilecek bir tren” değilmiş!
HERKESE LAZIMMIŞ. UMARIM HERKESİN KULAĞINA KÜPE OLUR.
Baki Çifçi 26.07.2016
Kaynak: HABERDAR
YORUM EKLE