Acı ölümden, anlamlı mesajlar...

Kayıp ya da ölüm.
Ne fark eder.
Aynı şey.
Ölümün genci yaşlısı, erkeni geçi yok ki, yıl kaç olursa olsun, vakit ne vakit olursa olsun ölümün tek dili vardır.
Acıdır ölüm.
Acı verir.
Tanıyanına, sevenine!
*
Türkiye çok önemli bir iş adamını kaybetti.
Mustafa Koç daha 56 yaşında kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
Dün sabah erken saatlerde kızımı hızlı tren ile Eskişehir'e göndermek için Pendik'e yol aldım.
Yolda mesajlar gelmeye başladı.
Mustafa Koç kalp krizi geçirdi.
Beykoz devlet hastahanesine kaldırıldı.
Helikopter geldi Amerikan hastahanesine götürdü.
*
İnanın beş saat süren Büyükçekmece – Pendik yolumun gidiş ve dönüşün aynı mesajları okumak ve aynı haberleri dinlemekler geçti arabada.
Ve acı haberi ilk Yılmaz Ulusoy vermişti artık.
Saat 11.55 civarıydı zannediyorum.
Zaten aynı mesajı ben de sosyal medyadan paylaştım.
Ben bu yazımda beş saat boyunca, arabada radyodan dinlediğim Mustafa Koç'un arkasından konuşanlardan aklımda kalan bazı tesbitlerden bahsedeceğim.
*
Evet Mustafa Koç bir kaç defa benim de elini sıktığım, yanından geçerken heyecan duyduğum, sosyal medya hesabı İnstagramda bir birimizi takip ettiğimiz çok önemli bir iş adamıydı.
Düşünsenize Türkiye'nin en büyük holdinginin yönetim kurulu başkanısınız.
Tam 103 bin çalışan size bağlı.
Yıllık 13 milyar dolarlık ciro yapıyorsunuz.
Türkiye'nin ihracatının yüzde 10'undan fazlasını sizin yönettiğiniz holdink yapıyor.
Otomobilde dünya devisiniz.
Ürettiğiniz otomobiller dünya ülkelerinde en çok satılanlar listesinde.
*
Ürettiğiniz televizyon markaları dünyanın en çok kullandığı ve tükettiği markalar arasında.
Ve siz bütün bu yoğunluktan fırsat bularak, golf oynuyorsunuz, at biniyorsunuz, en az 3-4 saat süren futbol maçlarını canlı isliyorsunuz.
Bütün bunları geçin sosyal medya hesabınızı kendiniz yönetiyorsunuz, o hesabınızdan bazı dostlarınızı takip ediyorsunuz, yorum yapıyorsunuz.
Paylaştığınız bir fotoğrafa; 'bugün günlerden salı ve biz Beykoz'da karın keyfini küçük kızımla birlikte çıkarıyoruz' yazıyorsunuz.
*
Kusura bakmayın ama bir şey söyleyeceğim, işte bu durum çevremizde sık sık, 'çok yoğunum, bir sürü işim gücüm var, çok önemli adamım, sana ve senin mesajlarını okumaya ayıracak vaktim yok' diyenlere kapak olsun.
*
Mustafa Koç'un bizim mesleğimiz ile ilgili bir durumu da Taha Akyol anlattı.
Haftada, 15'de, ayda bir falan ülkemizin saygın gazetecileri ile bir araya geliyormuş Mustafa Koç.
Bu görüşmelere giden gazeteciler zaten oradaki prensiplere uydukları için bu yemekli toplantılar hiçbir şekilde basına yansımıyormuş.
Gazetecilere; ülkemizde vatandaş en çok neyi önemsiyor, gençler hangi kitapları okuyor, hangi müzikleri dinliyorlar, ekonomimiz sizlerce nasıl gidiyor, gibi sorular sorup basın mensuplarının fikirlerine ihtiyaç duyan Mustafa Koç yine bir diğer kişilere bu özelliği ile önemli mesaj veriyordu.
*
Bir ülkede toplum sendromunu ölçmenin en iyi yolunun basın mensupları ile arkadaş dost olmaktan geçtiğini söyleyen Koç gerek spor, gerek sanat gerek ise basın dünyası ile hep iyi diyaloklar kurmayı ihmal etmiyordu.
*
Koç Holding'in üçüncü kuşak temsilcisi Mustafa Koç kendi kuşağından rakip iş adamları ile de sık sık bir araya gelmeyi ihmal etmeyerek onlarla arkadaş ve dost olmayı başarmış.
Evet; ''bir ülkenin en zengin iş adamı olsanız bile bir gün çok ani bir kalp krizi sonucu hayatınızı kaybedebilirsiniz.
O beğenmediğiniz devlet kurumlarına heran işiniz düşebilir.
Çevrenizde dönüp duran doktorlar, profesörler, uzmanlar an gelir sizin için hiçbir şey yapamaz.
Dünya malı dünyada kalır.'' Gibi yorum yapanlara da saygı duymak gerek.
Ancak; Mustafa Koç'un vefatının belki de en önemli mesajı şudur; hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmak, iyi adam olmak, bu fani dünyada iyi ve güzel izler bırakmak, her an her şartta da ölüme hazır olmak...
YORUM EKLE