Adı, Türkan


“İnsanlar okuma yazma bilmesin ki, parmak bassınlar. Seçim kâğıtları at, eşek, arı ve kuşlarla dolu. Bilinir ki, okuma yazma bilmeyen çoğunluktadır ve onlar ancak parmak basarak oy verirler. Onların ağaları, tarikat reisleri çağırır ve biz ata, eşeğe, arıya ya da kuşa oy vereceğiz derler. Böyle bir topluluk nasıl kalkınır? Böyle bir topluluk cahil bırakılmıştır. Bizi yönlendirmek isteyenlere, bizi koyun sananlara karşı dikkatli olalım. Bu ülkedeki insanları siyah-beyaz diye ayırmak, vatansever veya vatan sevmeyen hain diye ayırmak kimin haddine!”
Türkan Saylan

                ***

Dünya Emekçi Kadınlar gününü, yine amacı dışında kutlayacağız. Gazatelere, dergilere, haberlere bakacaksınız, bir sürü hikaye  şeylerden bahsedecekler. Kadın haklarını, eşitliği, şiddeti, senede bir güne mahsus olmak üzere yazacaklar ve hiçbir şey yapmayacaklar. Maalesef, ertesi gün bütün bunları kimse hatırlamayacak. Ta ki, önümüzdeki yıl, 8 Mart’a kadar. Ben geleneğimi bozmayacağım. Daha önce, her Dünya Emekçi Kadınlar Günün’de yaptığım gibi, harika bir kadını yazacağım yine.

Fakat önce, Dünya Emekçi Kadınlar Günü  nereden geliyor, bir hatırlayalım.

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde, 40.000 dokuma  işçisi daha iyi koşullar istedikleri için bir tekstil fabrikasında greve başladı. Polis, işçilere saldırdı ve onları fabrikaya kilitledi. Ardından çıkan yangın sonucunda, işçiler fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamadı ve 129 kadın işçi can verdi. Dünya Emekçi Kadınlar Günü, ilk kez 1921 yılında kutlanmaya başladı. 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.

            ***

Şimdi gelelim, o muhteşem insana, yani; Türkan Saylan’a.

Emekçi, kendini insanlara adamış, çok büyük bir insan. O, tam bir dava kadınıydı.

Hayatına  baktığımda, bir insan nasıl böyle yaşayabilir diye çok düşünmüştüm. 17 yıl süren kanserle savaş mücadelesi içindeyken , o hasta haliyle kemoterapiden çıkıp, hizmet için soluğu havaalanında alan, ve il’den ile koşan bir kadın.

Aşağıda, onun hayatla ilgili bazı sözlerini yazdım. Bir kaç cümlede, hayatının felsefesi belli oluyor zaten.

            ***

“Bana, Mersedes hediye etseler binemem, utanırım. Hayatım boyunca, serçe araba kullandım.”

“Bir papatya çiçeği, benim için dünyanın en güzel armağanıdır. Ben şimdi kürk giyemem. Bir kürküm olsa, birisi bana armağan etse o hayvan derisini giyemem mesela.” diyecek kadar, doğayı ve her canlıyı seven,

“Bana yapılan adaletsizliklere aldırmam. Ama gözümün önünde birisi bir başkasına, hekimlik dünyasında bir doktor bir hemşire bir hastaya kötü davransın, o benim için hayatta yoktur artık.”diyecek kadar, haksızlıklara karşı çıkan,

 “Mutluluk insanın huzurlu olması, kendisi ile barışık olmasıdır. Yani, kendisi ile bir sorunu olmaması ve kendisi ile barışık olduğu zaman da, insanın tüm insanlarla barışık olması. Farklı düşünen farklı davranan  herkesi eşit sayabilmesi, tüm bunların verdiği huzur bence mutluluktur.” diyecek kadar, her durumda mutlu olmayı başarabilen,

“Bizim, Çağdaş Yaşam Derneğinde "Umutsuzluk" sözcüğünü çıkarttık. Yasakladık. Umutsuzum,  ne olacak bu memleketin hali lafını istemiyoruz. Biz umutla yaşıyoruz ve her şeyin iyiye gidiceğine inanıyoruz. Yarına bırakmayacaksın işini, bir gün biri gelirde bizi kurtarır da şöyle olur değil, herkes kendi görevini yapacak, insan isterse her şeyi başarabilir.” diyecek kadar, umut ve azim doluydu o...

En önemlisi de, Atatürkçü gençler yetiştirme arzusuydu.

            ***


Başarıları ve mücadeleleri, sayfalara sığacak gibi değil. 1989 yılında, "Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş insan ve çağdaş topluma ulaşmak" amacı ile oluşturulan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusuydu.

 “Biz, Türkler hep akın etmişiz, yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız. Şimdi kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz. Nedir bu alışkanlık? Biz yakıp yıkmak için var değiliz. Biz yaratmak, geliştirmek ve çağın üstüne geçmek için varız.”

“Türkiye’nin bölünmesine, ırkçılığa yönelmesine, binlerce yıl öncesinin, Arap ve İran âdetlerinin gelmesine karşıyız. Çocuklarımızın,  sıra üstünde  namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz. ” demişti.

Ergenekon Operasyonu dahilinde olan şeylere girmeyeceğim. Sadece sözlerini iyi anlayabilsek, hayatta nelerle mücadele ettiğini bilsek yeter.

“Annem evde yokken onun elbiselerini giyerdim. Kardeşlerim bana ''Anne'' derlerdi. Hem abla, hem dost, hem anneydim. Onlara duyduğum sorumluluğu,sonra tüm insanlara duymaya başladım.” diyerek, daha çocukluğunda insanlığa hizmet etmeye karar vermiş, o büyük  Cumhuriyet kadınını saygıyla anıyorum.

Sevgiyle kalın

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sevim Güney Arşivi