Eski tip gazetecilikle bir yere varamayız

.

İstanbul Rumeli Üniversitesi, Küresel Politikalar Araştırma ve Uygulama Merkezi (RUPAM) “Covid 19 Salgın Süreci ve Sonrasında Ülkemiz ve Dünya”da neler olacak sorusuna cevap arama söyleşileri gerçekleştiriyor. Bu program çerçevesinde, moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Fatih Turan Yaman’ın yaptığı Zoom uygulamasıyla, interaktif olarak gerçekleşen ’Covid - 19 Salgın Süreci ve Sonrasında Yerel Medya' temalı söyleşi konuğu olarak yaptığım konuşmayı sizlerle paylaşmak istedim.

BASIN TARİHİ
İlk önce çok kısa olarak basın tarihinden söz etmek istiyorum.

İlk çağlardan günümüze dek insanlar daima olup bitenleri öğrenmek ve kendi yazdıklarını insanlara duyurmak ihtiyacı duymuştur.

Geçmişin dile getirilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılmasında en önemli araç yazı olmuştur. Tarih yazı ile başlar. Basın tarihini de genel uygarlık tarihinden ayıramayız.

Daha sonra kağıt ve matbaa yazılanların çoğalmasını ve gelecek kuşaklara ulaşmasını sağlamıştır.

İlk çağda elle yazılan duvar gazeteleri, Eski Roma’da rahipler tarafından duvarlara asılan levhalar karşımıza çıkarken Orta Çağda Çin’de kurulan ve bugüne kadar yayınına devam eden KİNG PAO gazetesi ortaya çıkmıştır.

Milattan Önce. 100 yılında imparator Sezar’ın senetoya ait tutanakların yayılmasını emretmiş böylece siyasal olayların halka duyulma yolu açılmıştır.

Batı’da basın tarihinin gerçek başlangıcı 13.YüzYılda elle yazılan, elden ele dolaşan, küçük haber mektupları karşımıza çıkmaktadır.

Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman zamanında Venedik Savaşları sırasında savaş haberleri veren Venedik mektupları bilinmektedir.



Fransız Devrimi’ne kadar Batı’da gazetecilik adına pek olumlu şeylerden bahsetmek imkansız. Zira o günlerde gazetecilere takılan lakap utanmaz ve yalancı başlığını taşımaktaydı.

Fransa’da filozoflarla gazeteciler arasındaki düşmanlık o yıllarda hat safhadaydı.

Fransız filozoflar “basın özgürlüğünden bahsettiklerinde, gazetelerin değil kitapların ve her türden kitapçıkların özgürlüğünden bahs ederlerdi.

Gazetelerden nefret eden ve sadece resmi gazetelere onay veren ünlü filozof Voltaire, “basın, toplumun belalarından biridir ve dayanılmaz bir eşkıyalık haline geldi” ifadesini kullamıştır… o yıllarda.

TÜRKİYE’DE YEREL BASIN
“Türkiye'de Yerel Gazetecilik” olgusu Devlet'in amaçlarına uygun bir araç olarak çıkartılan ve “resmi basın” özelliğini taşıyan “Osmanlı Basını” ile baş göstermiştir.

Osmanlı gazetelerinden sonra bu kez bazı kişiler, doğrudan ya da dolaylı desteklenerek “yarı resmi basın” yayınlattırılmış ve daha sonra da Anadolu basını, taşra basını, mahalli basın, “vilayet gazeteleri” olarak yerel basın olgusu yaygınlaşmıştır…

Vilayet gazetelerinin içeriklerine bakıldığında, Padişah ile ilgili haberlere ek olarak kamu görevlilerinin atamaları, yasal düzenlemeler, hükümet, vilayet ve kamu kuruluşlarının çalışmaları gibi merkez ve taşra yönetimlerinden bilgiler içerdiği görülmektedir.

Ayrıca vilayet gazetelerinde sağlık konuları, yerel okul sınavları, törenler, hacıların gidişi, et ve ekmek fiyatları, hava durumu, doğal afetler, kolluk kuvvetlerinin başarıları, savaşlar, yeni buluşlar, yabancı konsolosların gezileri konularında da haberler bulunmaktadır.

24 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla, "sansürün kaldırılması" olarak adlandırılan günden itibaren, Anadolu’da da basımevlerinin açılmasıyla, bu bölgede vilayet gazetelerinin dışında ilk özel gazeteler de yayımlanmaya başlamıştır.

Çok Partili Dönemin 1946 yılında başlamasıyla İstanbul dışındaki illerde tekrar gazete sayıları artmaya başlamıştır.

1961 Anayasası ile birlikte 212 Sayılı Basın Kanunu uygulanmaya konulmuş, basım teknolojileri gelişmiş, Basın İlan Kurulu kurulmuş, Türk basın tarihinde önemli gelişmelere neden olacak değişikler başlamıştır.
 


 

GÜNÜMÜZDE YEREL MEDYA

Günümüzde sadece yerel basın değil, Gazetecilik, televizyonculuk, radyoculuk her alanda, her geçen gün kan kaybediyor. Meslektaşlarımız mesleklerini sürdürecek sağlıklı alanlar, kurumlar, ortamlar bulmakta zorlanıyor.

10 Ocak 1961 yılında çıkarılan, basın mensuplarının sendikal haklarının olduğu, ayrıcalıklı haklardan yararlandığı, maaşlarını ay başında aldığı, yılda en az 45 gün izin hakkını kullandığı haklarını barındıran 212 Sayılı Basın Kanunu’ndan günümüzde eser yok.

Basın kuruluşlarında iş bulmakta zorlanan basın mensupları, dünün limon satarak hayatlarını sürdürmeğe çalışan öğretmenler gibi, geçim sıkıntısı yüzünden sektör gözetmeksizin ne iş olursa yapma yoluna yönelmekteler.

Ülkemizde bulunan 80’e yakın iletişim fakültelerinde her yıl mezun veren iletişim mezunu gençlerimiz mesleklerini yapmakta zorlanıyorlar.

Türkiye genelinde toplam 17 bin basın kartı taşıyanının sadece yüzde 10’u iletişim fakültesi mezunu.

Hadi özel sektörü geçtik bari TRT, Anadolu Ajansı gibi kurumlar bu durumu gözetsin diyeceğiz o da yok.

Gerek sosyal medyanın artık hayatımızda önemli bir yer tutması ile insanların gazete alıp haber takip etmiyor olmaları.

Gerek, çoğu medya kuruluşlarımızın tarafsız ve objektif habercilikten uzaklaşmaları.

Gerek iktidarın medyanın büyük çoğunluğunu kontrol altına alma eğilimi.

Ve gerekse, gazeteciliğe gönül verenlerin bütün bu sorunlarla mücadele etmekten el çekerek karamsarlığa gömülmeleri, gazetecilik mesleğinin her geçen gün daha da kan kaybı yaşamasına neden olmakta.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun Yazılı Medya İstatistikleri Raporu’nda da bu olumsuzluk rakamlara yansıdı.

Rapora göre Türkiye’de Gazete ve dergilerin yıllık tirajının bir önceki yıla oranla yüzde 17,6 oranında azaldığı ve her geçen gün basılan gazete ve dergi sayısı giderek azalmakta.

Günümüzde medya dünyasının aslında en önemli sorunlarından birisini de, gazeteciliği gerçek gazetecilerin yapmaması olarak gösterebiliriz.

Bu işin ruhunu taşıyan, eğitimini alan, bilgi ve birikime sahip kişiler yerine, bir takım güç odaklarını militanca destekleyen, haklının değil güçlünün hakkını savunan, kalemlerini vicdandan ve hakikatten yana değil, menfaatten yana kullanan birtakım kişiler üzülerek belirtmeliyim ki medya dünyasının her alanında söz sahibi olarak görev yapmaktalar.

Bu durum, yayın organlarının gerçek sahibi okurların ve izleyenlerin, dinleyenlerin tepkisini çektiğinden, zaten okunmayan gazeteler günümüzde daha az okunuyorlar, haber kanalları daha az izleniyorlar, daha az inandırıcı geliyorlar, daha az güven veriyorlar.

Tabiri caiz ise, dünün 'dördüncü güç medya' söylemi gitti, yerine, 'güçten yana medya' söylemi oturdu. Umarız ve dileriz ki; medya dünyasını gerçekten doğrudan, tarafsızlıktan, hakikatten, vicdandan yana olan insanlar yönetmeye ve işletmeye başlar..

***

Henüz daha ülkemizde internet basını mevzuatı olmadığı gibi 'Yerel Basın Mevzuatı' çıkarılmadı.

İstanbul Gazeteciler Derneği olarak biz olmak üzere, bir çok meslek örgütü bu konuyu sürekli gündemde tutmasına rağmen yasa bir türlü çıkmadı.

Defalarca TBMM’ye teklif sunduk, tüm siyasi parti merkezlerine dosya verdik, “Daha tam anlamı ile işleyen, sağlıklı bir altyapıya sahip, yasalara bağlı, yönetmelikleri olan bir medya mevzuatı yok.

Bugün bir yerel yayın organı sahibi olmanız için, bağlı bulunduğunuz Cumhuriyet Basın Savcılıklarına mevkute için müracaat etmeniz yetiyor. Sizden herhangi bir belge, basın kartı, diploma, vergi levhası, kira kontratı, matbaa anlaşması istenmiyor.

Bir dilekçe ile alıyorsunuz imtiyaz belgenizi ve ertesi gün isterseniz fotokopi makinesinden basıp uyduruk bir gazete sahibi olabiliyorsunuz.

Hesap soran yok, ilgilenen yok, takip eden yok. Bu durum da gerçek anlamda yerel yayın yapanları bir takım haksızlıklarla karşı karşıya bırakıyor.

Ciddi bir rekabet sorunu ortaya çıkıyor. Yerel Medya’nın kaltesine ve gelişmesine ciddi anlamda zarar veriyor.

“Reklam Verenler Derneği'nin verilerine göre; Türkiye genelinde 700 civarında günlük yayınlanan yerel gazete olduğu ve bu gazetelerin toplam trajının ise 150 bin civarında olduğu belirtilmekte.

Batılı ülkelerde gazeteler hala en fazla reklam alan mecranın başındayken Türkiye'de durum gazeteler açısından içler acısı.

Son yıllarda dijital medya diye tabir edilen soyut medyanın da reklam pastasına ortak olması ile birlikte, ülke genelindeki reklamların yüzde 13'ü yaygın medyaya dağıtılırken, yerel gazetelerin pu pastadan aldığı pay ne yazık ki yüzde 1'ler civarında.

Yerel gazetecilik çoğu ülkede, yaygın basından daha etkin bir konuma ve işleve sahiptir.

Türkiye'de ise yerel basın onca yıllık mazisine ve 1961 yılından bu yana Devlet tarafından resmi bir biçimde, madden desteklenmesine rağmen gerekli etkinliğe kavuşamamıştır.

Ülke yetkililerinin yanı sıra halkın da yerel basının yararlarını hala farkına varamamış bulunması, sorunun bir başka boyutudur.

Bir kentin kalkınmasında en önemli dinamiklerinden bir tanesi de yerel basın olmasına rağmen, o kentin insanları, yöneticileri bu doğruya sahip çıkıp destek vermedikleri için, yerel gazeteciler şehrin gelişme kaygısından çok, ayakta kalma savaşı vermekteler…

İlkeli, tarafsız ve araştırmacı bir medya, ülkenin demokratik gelişmesine doğrudan katkı yaptığı gibi; yöneticileri uyarıcı ve yol gösterici yayınlar ile kamu hayatını da önemli yönde etkilemekte.

Tarafsız ve ilkeli yayın anlayışıyla görev yapıldığı sürece, bir basın mensubu aynı zamanda kamu görevi yapmış sayılır. Bu özelliklerin sağladığı sorumluluk anlayışı ile görevlerini yerine getiren basın çalışanlarına ihtiyacımız var.

Gazetecilik iyi bir eğitimle girilecek bir meslek değildir.

Gazeteci iyi görecek, iyi bilecek, iyi bulacak, iyi konuşacak, iyi hissedecek.

Günümüzde iyi eğitim alanların gazeteciliğe yönelmediğini söyleyebiliriz.

Gazetecilik okuyanlardan ziyade, sporcular, sanatçılar, avukatlar, mankenler, şovmenler bu mesleği yapmaktalar. Bakın gazetelere, televizyonlara görürsünüz.

ROBERT MURDOK DER Kİ;
Aslında gazeteler değil, muhabirler, editörler ve gazete sahipleri demode oldu. Okurların gazetelerden neler beklediğini iyi etüd edemediler.

Eski tip gazetecilikle bir yere varılmaz.

Bu çöküşün nedenini yalnızca teknolojiye yüklemeyelim.

Müşterilerin istediği yemekleri yapamayan lokantalar gibi biz de çöküyoruz….

Ülkelere göre gazetecilik tanımı da değişmekte.
Örneğin İngiltere’de ulusal konsey gazeteci adaylarını yıllar süren çeşitli eğitimlerden geçirirler, sonra mesleğe başlatırlar.

Gazetecinin tek sorumlu olduğu taraf, okur ve gerçekler olmalıdır.

Gerçek bir medya organının amacı da bu olmalıdır.

Böyle bir amaç yoksa ortada gerçek medya da yoktur.

BANA MEDYANIN BAŞLICA SORUNLARI NE DİYE SORACAK OLURSANIZ
İlk sıraya eğitimi, öğretimi, kalifiye elemanı, uzmanlaşmayı koyarım…

Sonra bireyi koyarım, yani halkı, milleti, kamuoyunu. Adına ne derseniz işte.

Zira ortada var olan bilinçsiz bir toplum sadece medyanın durumunu değil, o ülkenin yaşam kalitesini, standartını, sanata bakışını, siyasi seviyesini de belirliyor.

Yani biz ortada ciddi bir medya sorunu var derken sanki diğer sektörlerimizde sorun yokmuş gibi bahsetmemizi doğru bulmuyorum…

Üçüncü olarak da başta devlet olmak üzere sorumluluk sahibi ciddi sanayicilerin, medyaya bakışını, teknolojiye bakışını, işini hakkıyla yapan basın meslek organlarını desteklemesini koyarım…

Zira ülkemizde ciddi sanayi şirketlerinin sadece yüzde 3’ü teknolojiye yatırım yapmakta. Teknolojiyi, bilimi önemsemeyen bir zihniyetin gerçek medyayı önemsemesini beklemek sanırım biraz hayalcilik olur…

Bu üç sorun doğru bir şekilde ele alınır, incelenir ve bir takım iyileştirici adımlar atılmaya başlanırsa o ülkede sadece medya değil, sanat, spor, ekonomi, eğitim, teknoloji de ciddi bir aşama kaydeder…

Gelelim “Covid - 19 Salgın Süreci ve Sonrasında Yerel Medya’nın nereye gittiğine.

Dün bir mahalli gazete onlarca, yüzlerce en fazla binlerce basılıp dağıtılarak kendine yer edinmekteydi.

Bugün artık şartlar değişti. Aslında bir anlamda yerel gazetecilik yapmak kolaylaştı. Birçok külfet ortadan kalktı.

Matbaaa masrafı yok, kağıt masrafı yok, ulaşım masrafı yok. Daha fazla eleman barındırma masrafınız yok.

Kuracağınız bir web sitesi-haber sitesi ile onlara, yüzlere değil milyonlara ulaşmanız mümkün.

Demek ki gerçek anlamda gazetecilik yapmış olsanız bırakın bir yerel medya organını, yaygın medya organı gücüne ulaşmanız mümkün.

Bütün bunlar için ne gerekiyor. Organize olunmalı, gerçek gazeteciler ile bir araya gelerek dijital teknolojinin imkanlarından faydalanmalı, sosyal medyanın avantajlarından doğru oranda istifade edilmeli.

Yapay Zeka nedir? Bir bilgisayarın insan gibi düşünmesini ve hareket etmesini sağlayan teknolojidir.

Artık günümüzdeki robotlar, yani bilgisayarlar ne yapıyorlar;

okuyorlar

yazıyorlar— roman bile yazıyorlar

görüyorlar

duyuyorlar

anlıyorlar

Konuşuyorlar—- siri- navigasyon gibi

kokluyorlar

dokunuyorlar

oyun oynuyorlar

tartışıyorlar

akıl okuyorlar

Üretiyorlar—- beste yapıyorlar- resim, müzik yapıyorlar

Robot muhabirler 2016 yılından bu güne ABD’de bir çok gazetede çalışmaya başladı.

Heligraf denilen muhabir Washington Post’ya çalışıyor

Ayda 850 makale yazıyor.

Güçlü analiz yapıyor.

Normal muhabirlerden daha fazla öngörü sahibi.

Microsoft haber sitesi MSN için robot muhabirler çalıştırmaya başladı.

Özeleştiri yapamayan toplumu da eleştiremez.

Kriz dönemlerinde marka olmanın yolu daha akıllı, daha zeki, daha güçlü olmaktan geçmiyor.

Değişime ayak uydurmaktan geçiyor. Değişemediğiniz zaman aynı yerde kalamazsınız, geri gidersiniz.

Sorunun nedenini tesbit edip ona göre tedbirler alınmadığı sürece, devletten, ondan, şundan medet umarak ayakta kalamazsınız…

Önce bir kendimizi tartıp biçmeliyiz.

Yapay zeka ile rekabet edecek gücüm, bilgim, imkanım var mı yok mu?

Şayet yok olduğuna kanaat getiriliyorsa üzgünüm ama o zaman başka işe yöneleceksiniz.

Yok ben gazetecilik yapacağım deniliyorsa, o zaman yapay zeka muhabirleri ile yarışa hazır olacaksınız.

İyi bir gazeteci olacaksınız.

iyi diyalog kuracaksınız.

Eskisinden daha çok araştıracak, daha çok bilgi sahibi olunacak, daha hızlı hareket edecek daha organize olacaksınız.

Dürüstlükten, güvenirlikten, doğruluktan, objektif bakıştan asla ödün vermeyeceksiniz. Karekteriniz olacak.

Toplumsal gelişmelere duyarlı olarak herkesten önceden sezip haber verecek pozisyonda olacaksınız. Gelişmeleri yorumlamakta ve bilgilendirmekte geç kalmayacaksınız…

Bu bilgileri kamu yararı ışığında okurlara iletilirken kendi yorumlarınızı da muhakkak belirtmelisiniz… Daha farklı açılardan bakma özelliğinizi ortaya koymalısınız.

Üstelik bizim insan olarak yapay zekadan daha üstün taraflarımız var.

Sonuçta onları insan oğlu icat etti.

Yapay Zeka’nın en azından bir insan gibi duygu hissi henüz yok, kalbi yok, ahlaki değerleri tanımıyor.

Bu özeliklerimizi öne çıkararak, ortaya koyarak, kendi beceri ve yeteneklerimizi de ekleyerek daha iyi gazetecilik yaparak savaşacağız.

Başka çaremiz yok…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri