Baki Çiftçi

Baki Çiftçi

BARIŞA UZANMAK

BARIŞA UZANMAK

 Yoksul bir annenin bayrakla sarılmış oğlunun tabutu üzerine kapanıp göklere çıkan feryadı yürekleri parçalıyordu.
            Kimbilir ne çilelerle büyütmüştü. Yoksulluğun, hastalıkların, dışlanmışlıkların, açlığın pencesinden çekip almıştı oğlunu. O oğul ki canının bir parçası, geleceğinin güvencesi. Kimbilir kaç kez ayazlı gecelerde kapıya dayanmış azraile vermemiş, sıcak ana yüreğiyle her baharda filizlenen yavrusunun bir santim daha büyüdüğünü izlemişti gururla.
Sonra bir gün geldi ; “Her Türk erkeğinin askerlik borcu, askerlik yapmayana erkek denmezdi; kız bile verilmez, işe giremez her yerde sorarlar “Askerliğin yaptın mı?”diye.
Ana yüreği hiç kimseye vermeye kıyamadığı kuzusunu “Kanun, nizam, yönetmelik, yiğitlik, kahramanlık, en büyüğü bizimki” nidaları arasında göz yaşlarını içine akıtıp kendi elleriyle teslim ediverdi devletin peygamber ocağına.
Irgatlık yaparlardı ailecek. Fındık toplar, pancar söker, pamukta, tütünde usta eller zeytindedir. Altın sarısı yağı aksın diye. Yazın derlediğini kışın ayazında paylaşırlardı bir tek oda da muhtaç olmasın muhanete, halden bilmeze
Ana yüreği gözü yolda, kulağı kirişte yüreği buruk dua eder durur. Sağ salim bir geliverse diye. Beklersen zor geçer günler yıl olur.
Bazen hayal kurar anası “Büyük dayalı döşeli evler, kapıda arabalar, fabrikalar.
Bir eli yağda bir eli balda. Biricik oğlu kolej formasıyla ne de yakışıklı. Kolej bitince İngilterelere, Amerikalara gidecek, olmazsa Rusya – Azerbaycan bile olur. Hiç olmazsa Kıbrıs bile olabilir. Okuturdu yavrusunu. Kimse askerliğini yaptın mı? diye sormazdı. Kızlar pervane olurdu çevresinde, belki bedelli çıkar bastırırlar parayı, olur biterdi her şey. Her şey parasıyla değil miydi?
Birden bir uğultu gürültüyle koptu hayallerinden. Bir askeri araç girdi köye. Yüreği göğsünde fırlayacak gibi. Hiç üzerine almak istemedi. Dualar mırıldandı. Endişesini yenemiyordu. Bayılmak üzere olan gözleriyle takip ediyor aracı. Askeri araç gelip duruverdi kapılarının önünde. Düşmemek için duvara dayandı. Komşular belirdi sağdan soldan meraklı soran gözlerle bakıyorlardı birbirlerine. Araçtan kara gözlüklü  hakiler içinde dört adam indi. Üniformanın çevrede yarattığı karizma baskın geliyordu. Saygıyla “Hoş geldiniz” dedi. Adamlardan biri oğluyla ilgili bir şeyler söylüyordu. ………. Oğlunuz şehit oldu. Vatan ……….. Birden her şey karardı. Duymuyor, görmüyor hiçbir şey hissetmiyordu.
Ne demişti şair: “Bu topraklar için şehit olmuştu. Ama bu topraklarda bir karış toprağı yoktu.”
* * *
 Bir çığlık, yürek parçalayan bir feryat yankılanıyor yüce dağların kuytuluklarında. Kurt, kuş, yılan, çıyan börtü böcek ininde ürkek bir tavşan. Bir ananın yürek parçalayan feryadı. Zılgıt seslerine karışıyor arada. Dağların kıvrımlarında yamaçlarında yankılanıyor. Köyleri, kasabaları şehirleri dolduruyor. Bir kır çiçeği gibi büyüttüğü oğlunun parçalanmış cesedine sarılmış bir ana.
Diyarbakır zindanlarından, dağların kuytuluklarında özgürlüğe adanmış oğullar, kızlar, analar, kardeşler.
“Vurulmuşum dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Vurulmuşum, yatarım kanlı upuzun
Vurulmuşum düşüm gecelerde kara
Canım alırlar ecelsiz sığdıramam kitaplara”
 
Bin yıldır kardeş iki halk hiç silah çekmedi birbirine. Kız alıp kız verdi, hısım akraba dost kardeş.
Keşke Türkçemin yana bir de Kürtçeyi, Lazcayı, Çerkezceyi, Rumcayı Ermeniceyi  hatta dünyanın bütün dillerini katabilseydim.Ne zengin olurdum bahar çiçekleri gibi bin bir renkte. İnsanız sonuçta..
Barış çiçekleri büyütmek tetik çekmekten daha mı zor bu ülkede. Otuz yıldır süren kirli savaşta kim ne kazandı? Kim dindirerek anaların feryadını? Bir otuz yıl daha kurbanların sayısı bugün kırkbin. Yarın seksenbin oluverirse bu halkları hangi güç tutacak bir arada? Biz biliyoruz ki en çok da “Böldürtmeyiz “diyenler bölecek halkları. Bu kanlı hesaplaşmada kan nehirleri girecek araya.
Ey bu ülkenin solcuları,sosyalistleri,koministleri demokratları, yurtseverleri;  egemenler burjuvazi İslamcısı, laikiyle kanla besliyorlar hayatlarını. Umudum yok onlardan. Bir umut sizde. Türk ve Kürk halkının barış kardeşlik dostluk ve dayanışmasını ancak siz yükseltebilirsiniz. Silkinin atın üzerinizdeki 12 Eylül toprağını.Gün enternasyonal kardeşliğin yükseltilmesi günüdür.Birleşin, güç olun. “Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halkların birleşin” şiarı yeniden bize rehber olsun.  Türk ve Kürt insanının barış ve gönüllü birliği, bir arada kardeşçe yaşama koşullarını yaratmak sizlerin tarihi ve sınıfsal görevinizdir. Sol ve sosyalistlerin bölünmüşlüğü halklarımızı laik ve İslamcı burjuvazinin karşısında yalnız ve savunmasız bırakmıştır. Buna son vermek Türkiye solu ve sosyalistlerinin birliğinden geçiyor. Uzatın kardeş ellerinizi “Az misafir kaldığımız bu yaşanası dünyada” barış bütün haklarımızı kucaklasın. Bu analara borcumuzdur. Çocuklarımıza  ülkemize ve insanlığa karşı görevimizdir. .
1 Eylül “DÜNYA BARIŞ GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

Önceki ve Sonraki Yazılar
Baki Çiftçi Arşivi