Bi susun artık!

Seslerden çıldırmak üzereyim. 
Tamam  kabul ediyorum. Müziği sevdiğim doğru ama bu kadarı fazla!
Bakın, şimdi neden delirdiğimi anlatıyorum. 
Sabah telefonun alarm sesiyle kalkıp, çayımı demledim, afiyetle içtikten sonra makineye çamaşırları koydum, bulaşıkları da dizdim makineye bir güzel.
O arada akşam için yemek yapayım dedim, hazırlayıp fırına attım. 
İkinci yemek için buzluktan et çıkardım, çözülsün diye mikrodalga’ya koydum.
Evde radyatörde arıza vardı, servis çağırmıştım, onlar da söz verdikleri saatte geldi. 
Hayret! Zamanında gelen servise, tamirciye pek hasret kalmışız, şaşırdım inanın. Biz bu duruma alışık değiliz, artık verilen saatte gelmemelerine şaşırmıyoruz da, zamanında geldiler diye hayret ediyoruz. Ne duruma geldik valla. 
Onlara da dikkat etmenizi tavsiye ederim, geldiklerinde başlarından ayrılmayın. Niye mi?  Birkaç yıl önce önce evde çamaşır makinesi bozulmuştu, servisi aradım. Saat iki ile altı arası geliriz dediler. İki ile altı arasında dört saat var, insaf yahu! 
Zaman hayatta ki en değerli şeylerden biri, hatta “zamanı iyi kullanmak” adına seminerler düzenlenip, kitaplar yazılıyor, bazılarını enterese etmiyor bu durum tabii. Ne yapacağız? Mecburen bekleyeceğiz, hatta saat altı’yı bile geçer on biri bulur. Elimizde çamaşır yıkayacak halimiz yok, çaresiz bekleyeceğiz, işine gelirse…
Nihayet geldiler. Ben mutfakta işime devam etmek için yanlarından ayrıldım. Başlarında durup, makinenin nasıl tamir edildiğini izleyecek halim yok sonuçta. 
Meraklıyımdır, basit bir şey olsa tamir edilecek şeye bakardım, bir daha bozulduğunda nasıl yapmam gerektiğini görmek için. Ama bunu zaten yapamam. Ve sorun tespit edildi, makinem tamir oldu. Servis, parasını alıp gitti. Banyoyu bir sileyim, birikmiş çamaşırları da atayım dedim. Anaa, bir de ne göreyim, banyo da yer karosunun bir kenarı oyulmuş.  Elinde ki çekiç gibi bir şey denk geldi sanırım. İçim sızladı. Nasıl değiştireceğim ki ben şimdi onu, mümkün değil. Nazar boncuklu, süslü bir şeyler yapıştırıp kapatayım dedim ama yok olmadı. 
Taşa her baktığımda, kulaklarını çınlattım tamircilerin tabi ama ne fayda. 
Eğitim şart diyoruz ya işte. Mesela bu tür işlerde çalışacak olanlar, öyle çıraklıktan falan değil, meslek liselerinden olmalı değil mi ama? Eline çantayı alan, tamirciyim demesin, teknisyenim desin.
Seslerden nereye geldik, peki devam edeyim. Her makine başka bir şey çalıyor, 
ding-ding, zırt-zırt, biiip biiiip, adını bilmediğim bir melodi, adını bilmediğim değişik ikinci melodi, kuş sesli zil sesi…
Amaaan, hangi çağırana koşayım şaşırdım, hepsi birden ötüp duruyor. Kapatmadan da susmuyor.
***
İyisi mi, haftaya size birkaç ay evvel çıktığım bir seyehatten bahsedeyim. Van, Doğu beyazıt, Kars ve Erzurum’da biraz dolaşalım. 
Merak etmeyin, en güzel fotoğraflarla size keyifli bir gezi yaptıracağım.
Şimdilik, sevgiyle kalın…
YORUM EKLE