BİR TATLI HUZUR ALMA

İstanbul şarkılara konu olmuş dünyanın ender doğal ve tarihi güzellikleri olan bir kenttir. Merhum Behçet Kemal Çağlar’ın güftesi ve büyük üstat Münir Nurettin Selçuk’un bestesi olan ‘’Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan’’Şarkısını bu günlerde aklıma sıkça getiriyorum ve ülkemizin içinde bulunduğu duruma bakarak huzur bulmak için Kalamış’a değil ya mezara ya da sınır ötesine gitmek gerektiğine inanıyorum. 

Her sabah ülkemde insanların öldürülmediği kardeşin kardeşe pusu kurmadığı ülkeyi yönetenlerin gülen yüzleri ile halka seslendiği kimseye kızıp bağırmadığı siyasi parti liderlerinin birbirlerine saygıyla hitap ettiği çalışanların emeklilerin insanca yaşayacağı koşulların sağlanmasında iktidarın neler yapmayı düşündüğünü, muhalefetin projelerinin uygulanabilirliği mevcut kaynakların israf edilmeden kullanılması halinde nelerin yapılabileceği ormanlarımız madenlerimiz milli kuruluşlarımızın toplum yararına değerlendirilmesi için ne gibi tedbirlerin alındığını töre cinayetlerinin kadına şiddetin olmadığı zamların yaşam alanımızı daralmadığı hukukun üstünlüğüne inanıldığı adaletin haklının yanında olduğu insanların güven içinde yarınlara baktığı sabahları keyifli türküler tutturduğu ekonomik koşullarının olabildiğince halkın yararına işlediği, bireysel özgürlüklerin toplumsal iradelerin din inanç mezhep etnik köken tarikat aşiret ağalık beylik şeyhlik gibi hoş görüye birlik beraberliğe ayrışmaya sebep olacak yaklaşımlarla zedelenmediği, bu ülkede yaşayan her insanı kucaklayan sözler söylemler davranışlar duymak görmek umuduyla uyanıyorum.
Bir tatlı huzur almak istiyorum. Heyhat nafile. O tatlı huzur üstadın şarkısında Kalamış’ta kaldı diye hayal edip Kalamış’a gitmeyi düşünüyorum.

İstanbul’un Trakya yakasında oturuyorsanız Kalamış’a gitmek için yola çıkarken yanınıza 3-4 saatlik azık ve su almanız araç içinde ihtiyaç giderecek pet şişe bulundurmanız gerekir. Şayet komşunuzla birlikte yola çıkmışsanız ve o Ankara’ya gidecekse siz köprüye vardığınızda o da Ankara’ya varmış olacaktır. 

Son on yıldır sahibinin sesi ve rengi televizyon kanalları toplumu dizilerle gerçek hayattan uzaklaştırırken adına gazete dediğimiz iktidar partisinin bültenleri, memeleri dilenci torbası gibi sarkmış sosyetiklerin haberlerini ilk sayfalarından verirken bu topraklar için savaşırken şehit olanların haberleri olağan asayiş olayları gibi sayfa kenarlarında küçük puntolarla veriliyor. Haber diye izlediklerimiz de ise sükutu hayale uğruyoruz.


Ülkeyi tek başına yönetenler sanki bu on yılda kendileri yönetimde değil de muhalefet partisi bu ülkeyi yönetiyormuş gibi Oslo da İmralı da Kandil de ki görüşmeleri antlaşmaları Habur törenlerini ana muhalefet yapmış ve  her gün gelen şehit cenazelerine muhalefet sebep olmuş gibi ülkenin ekonomik siyasal sorunlarını komşularla savaşın eşiğine gelinmesini sıfır sorunun tüm soruna dönüşmesinin sorumlusu muhalefetmiş gibi içerde dışarıda sıkıştığı her konuda kaçış yolunu muhalefet partisine ve liderine saldırarak bağırıp çağırarak alay ederek işin içinden çıkma pişkinliğini gösteriyor. Güncel yaşananlar yetmediği yerde 50-60-yıl önceki defterleri açıp ezan kuran yasaklandı camiler ahır yapıldı, imam hatipler kapatıldı.Demir ağla örme işi hikaye çivi çakılmadı muhabbetlerine sarılıyor.

Ancak on yıldır geçmişte çakılan çivileri hurda niyetine satmasına rağmen bitiremediğini kendisine bile itiraf edemiyor. Böyle bir ülkede ne Kalamış’ta huzur ne sabah şarkısı söylenir. Her gün kin ve öfke kusan simalar ülkeyi bölünmeye götüren söylemler hayatı yaşanmaz hale sokan uygulamalar kan ve gözyaşından başka bir şey getirmiyor bize…
YORUM EKLE