Bizim bavullar da açılsın!


İki gündür Türkiye; HABERTÜRK'ün dün sürmanşetten yayımladığı, Türk edebiyatına damga vuran ünlü isimlerin, özellikle Necip Fazıl Kısakürek'in Başbakan Menderes'ten para istediği mektuplarla ilgili haberi konuşuyor.
Gündem yaratan mektup ve makbuzların yenileri de ortaya çıktı. Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa, Orhan Seyfi Orhon'un dışında, Yusuf Ziya Ortaç, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Mesut Cemil Bey ile İstanbul Ansiklopedisi'nin çıkması için Reşat Ekrem Koçu ve Mehmet Ali Akbay da örtülü ödenekten yardım istiyor. Belgeler arasında para gönderildiğine dair banka dekontları da var. 
Bu konu konuşuladururken bir davet de biz çıkartalım ve diyelim ki hadi bizim bavulları da açın.
Açılsın bavullar, coşsun gönüller.
Kim kimden ne istemiş, ne almış, ne alamamış.
Kimin eli kimin cebinde bilelim.
Bu davetin hemen ardından ise yine konu ile ilgili iki güzel yazıyı sizinle paylaşalım.

Hürriyet'ten Ahmet hakan ve Habertürk'ten Fatih Altaylı, bakın konu üzerine neler yazmışlar:
Ahmet HAKAN -03.01.2013- Başbakan’dan para dilenen gazeteciler
1950’ler...Başvekil Adnan Bey...
Gazeteciler mektuplar yazıyorlar Adnan Bey’e...
- Kimi 20 bin liracık istiyor çıkaracağı mecmua için...
- Kimi “Ver parayı,/al beni” diyor.
- Kimi “İktidarı destekleyeceğiz, bu yüzden para kazanamayız” diyerek talep ediyor cukkayı...
- Kimi “bir arabacık” satın almak için yardım istiyor.
- Kimi de birazcık döviz istirham ediyor.
Mektup yazanlar kimler mi?
Necip Fazıl’dan Peyami Safa’ya Yusuf Ziya Ortaç’tan Orhan Seyfi Orhon’a... 
Bildiğimiz, tanıdığımız isimler...
Ayrıntılar için dünkü Habertürk’te Abdullah Kılıç imzalı habere bakılsın lütfen...
1950’lerin koşullarında işler şöyle yürüyordu:
- Gazeteci “Kalemimi emrinize vereceğim” diye başvekile mektup yazıyordu.
- Başvekil de kafasına göre parayı veriyordu.
- Fakat başvekil hazretleri, paranın musluğunu kesince bu gazeteciler de aleyhe geçiyordu.
- Döngü şöyleydi yani: Mektup yaz para iste./Parayı kap yalakalık eyle./Para kesilince de taarruz eyle...
Peki bu durum ilk kez mi ortaya çıktı?
Hayır, hayır...
Adnan Bey’in “Örtülü Ödenek”ten gazeteci yemlediği konusu, Türk Matbuat Tarihi’nde en fazla işlenen konulardan biridir.
Bilindik bir konudur bu yani...
Ama konunun bilindik olması bile ölmüş gitmiş o gazetecilerin gıyaplarında utandırılmalarına engel olmadı, olmuyor.
Bugüne gelecek olursak...
Bugün artık mektup yok, “Parayı ver, kalemim senin olsun” diye name düzmek yok, “Birazcık döviz lütfen” diye yalvarmak yok, “Bir arabacık bile alamadım” diye ağlamak yok.
Devir değişti, yöntem değişti, ilişki biçimleri değişti.
Ama değişmeyen üç şey kaldı:
BİR: Acayip şekil değiştirmiş olsa da “icara çıkarılmış kalem” olgusu değişmedi.
İKİ: İşler iyi giderken olup bitenlerin kimseler tarafından fark edilmiyor olduğuna dair yanılgı değişmedi.
ÜÇ: Yıllar geçtikten sonra bugünküleri de utandıracak manşetlerin çıkacağı gerçeği değişmedi.

 FATİH ALTAYLI -HABERTÜRK GAZETESİ - 03.01.2013 
Her bavul bir gün açılacaktır
ABDULLAH Kılıcın haberi bomba etkisi yarattı.
Aralarında Türk düşünce hayatının, Türk edebiyatının, Türk matbuatının
sembolleşmiş isimlerinin de bulunduğu birtakım "aydınlar", geçmişte
Menderes'e mektuplar döşenip verdikleri destek karşılığı para talep
etmişler.
O zaman için büyük sayılabilecek paralar.
Doğrusunu isterseniz sanatçıları çok garipsemem.
Bildiğimiz tarih boyunca sanatçılar zaten zenginlerin, güç sahiplerinin
etekleri altında büyümüş, yeşermiştir.
"Patronaj müessesesi "nin aslı budur.
Avrupa da sanat böyle gelişmiştir.
Rönesans sanatı böyle ortaya çıkabilmiştir.
Bu durum evrenseldir.
Bize Özgü bir durum değildir.
Ama beni en çok güldüren, gazetecilerin durumu oldu.
Bizim mesleğin büyükleri, bazen gençlere dönüp "Bizim zamanımızda" diye
başlayan böbürlenmeler içine girerler.
Abdullah Kılıç'ın haberi "onların zamanını" göstermesi açısından çok yararlı
oldu.
"O zaman, bu zaman" diye bir şey yok aslına bakarsanız. Her zaman
düzgün davranan da var, yamuk olan dal
Bunlar Menderes'in bavulundan çıkanlar.
Kimbilir CHP'nin ya da Türkiye de iktidar olmuş diğer partilerin bavulları
açılsa neler neler çıkar.
Kimlerin cilası, kimlerin boyası dökülür.
Hiç umulmadık isimlerin aslında "kaplama", hiç umulmadık isimlerin ise
"som" olduğu anlaşılır.
Bu yüzden böyle bavullar ortaya çıktıkça çok seviniyorum.
Kimse merak etmesin, her bavul bir gün açılacaktır.
Herkes işini o bavulların bir gün açılacağını bilerek yapmak zorundadır.
Çocuklarımızı arkamızdan çıkıp bizi savunmak, saçma sapan söylemlerle
kendilerini daha utanır hale getirmekten müstesna tutmak istiyorsak o
bavullarda ortaya çıkacak mektuplar yazmamamız gerekiyor.
YORUM EKLE