Bu fotoğrafın anlamı aynen şudur!

TBMM'de gerçekleşen dokunulmazlık mesaisinde dikkat çeken kare dünün en çok görüntülenen karesiydi.
Karede; Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin sohbeti objektiflere yansımıştı.
8 ay sonra ilk kez bir araya geldikleri görülen ikilinin samimi sohbeti dikkatlerden kaçmamıştı.
Bildiğiniz gibi 1 Kasım seçimleri öncesi seçim hükümetinde görev almayı MHP'nin görev alamazsın tavrına rağmen kabul eden daha sonra Ankara'dan AK Parti milletvekili seçilip ve Başbakan Yardımcılığına devam eden Tuğrul Türkeş'e başta Devlet Bahçeli olmak üzere birçok MHP'li çok sert tepki göstermişti.
Peki daha aradan bir yıl bile geçmeden bir birine o kadar ağır sözler söyleyen iki büyük siyasetçi nasıl oluyorda bu kadar samimi sohbet edebiliyor, bir birinin elini bırakmacasına sımsıkı sarabiliyor.
*
Öncelikle bu durumu çok fazla yadırgamadığımı söylüyorum.
Bu durumu çok garip bir durum olarak da görmüyorum.
Hatta bu durumu onaylıyorum da.
Peki ne demek istiyorum.
Onaylamadığım ve garipsediğim duruma gelince dün yapılanlar ve söylenenelerdir.
Yani şudur; Tuğrul Türkeş kendince bir karar aldı, iktidarı tercih etti, başbakan yardımcılığı koltuğunu tercih etti.
Dün Türkeş'e söylemediğini bırakmayan Bahçeli ve çevresi ise bugün Türkeş gibi davranmaya başladı.
İktidar ne emrederse yanındayız dedi.
Desteğimiz sonsuzdur dedi.
Ne gerekiyorsa yaparız dedi.


Demek ki Tuğrul Türkeş MHP Lideri Devlet Bahçeli ve çevresinden daha ileri görüşlü birisiymiş, daha öngörü sahibiymiş ki onlardan daha önce net karar verdi ve uyguladı.
Şayet öyle olmasaydı hem Bahçeli ve ekibi iktidara veya hükümete gerekli desteği vermezdi, hem de bu kadar kısa süre sonra Tuğrul Türkeş'e mavi boncuk verilmezdi.
Yani sevgili dostlar; siz siz olun siyasilerin söylediklerine fazlaca takılı kalmayın.
Onların dün söyledikleri dün için geçerlidir.
Ve bugün söyledikleri de yarın için geçerli değildir.
*
Anlayacağınız gününe göre eserler gürlerler.
Ana göre tavır alırlar.
Şartlara göre racon keserler.
Kişiye göre ahkam keserler.
Yeri gelir o racon kestiklerine anında mangal çevirip, kuzu keserler.
*
Bir başka değişle; siyasetçinin sözüne, davulcunun kızına, kamyoncunun hızına, şipşakçının pozuna güvenmeyeceksin.
Sen sen olacaksın, her söylenene göre gardını almayacan.
Her sözü söyleyeni onaylamayacan.
Her önüne geleni dinlemeyecen.
Her kapıyı açanın kapısından içeri girmeyeceksin.
*
Az konuşup çok dinleyeceksin.
Eğri oturup doğru dinleyeceksin.
Çok kişiyi dinleyip az kişiye güveneceksin.
Çok kişiye danışıp, tek başına karar alacaksın.
Kararına güvenmiyorsan almayacaksın, şayet bir karar almışsan.
Aldığın kararını sonuna kadar arkasında duracaksın.
*
Unutmayın her banka ödemelerini zamanında ödemeyen müşterilerden faiz aldığı için düzenli ödeme yapan müşterileri sevmez.
Her siyasetçide; kendisini dirençli tutmadığı ve şartlarda zorlamadığı için her söyleneni onaylayarak, kafa sallayan vatandaşı sevmez.
Hani siz tam tersini düşünüp, öyle zannediyorsunuz ya.
Zannetmeyin.
İnanın hiçbir siyasetçi sever gibi göründüğü vatandaşın hiçbir işini çözmediği gibi sadece gücünden, aklından ve fikrinden etkilendiği yurttaşın işini çok daha öncelikli çözer.
Benden söylemesi, gerisi sizin bileceğiniz durum...
*
Peki o zaman ne yapıyormuşuz; hiçbir siyasetçinin söylediğini ve yaptığını anında onaylamıyoruz, eleştiriyoruz, tartıyoruz, biçiyoruz, düşünüyoruz, soruşturuyoruz.
Daha sonra onaylama veya yanlış bulma kararımızı veriyoruz.
Hadi bakalım kolay gelsin...
YORUM EKLE