İftarlık devrim

 Bu hafta gösterime giren filmlerden 'İftarlık Gazoz' filmini izledim önceki gün. Burada film eleştirisi yapmak istemiyorum.
Bir filmin hatta filmden bir karenin insan bünyesini alt üst ettiğine dikkat çekmek istiyorum.
*
Tarkan'ın ilk sevilisi olarak bildiğimiz gazeteci Elif Dağdeviren yazmış hikayeyi.
Ege yöresi filmleri ile bildiğimiz Yüksel Aksu senaryolaştırmış ve yönetmenliğini yapmış.
Usta komedyen Cem Yılmaz bu defa sadece rol kesmiş.
İyi de yapmış.
Harikulade oynamış.
Bir Ege'li vatandaş olmuş çıkmış.
*
Filmde bir çok gönderme var.
Ramazan orucu ile ölüm orucu arasındaki farka gönderme var.
Teravih namazını dünya kupası maçından dolayı bir saat geç kıldıran imamdan yola çıkarak İslam'daki esnekliğe gönderme var.
Gelenekçi baba ile anarşist evlattan yola çıkarak kuşak farkı çekişmelerinin her devirde devam ettiğine gönderme var.
*
Gazoz satıcısı (Cem Yılmaz) her defasında; 'ben para için mi bunları diyorum, yapıyorum..' söylerken aslında her şeyi para için yaptığımızı göstermeye dair gönderme var.
Mahallenin ‘solcu’ ağabeyi ODTÜ’lü Hasan’dan ‘devrim’, ‘emek’, ‘sınıf mücadelesi’ gibi sözler duyacaktır. Hasan emek konusunda eşeklerden örnek vererek ilkokul çağındaki Adem’in aklını çelmeye çalışıyor.
‘Eşekler tüm gün çalışırlar ama yükümüz fazla deyip’ haklarını arayamazlar.’
*
İlk okulu yeni bitiren minik aktör Adem bir tarafta Hasan abisi diğer tarafta ailesi ve diğer büyükleri kafası karışık bir halde Ramazan'ın bir gününü zorlanarak oruçlu geçirmeye çalışıyor.
Bu arada Adem'in oruç bozmanın 61 günlük kefaret gerektirdiğini öğrenmesi ile ileride daha özgür bir yaşam hakları adına ölüm orucu tutuyor.
1970 yılında gazoz satan çırak Adem bu defa 1980 yılında, ölüm orucu tutarak hükumeti masaya oturtuyor ancak orucun 61. Gününde yaşama veda ettiği halde zafer işareti yaparak, ucunda ölüm de olsa ortada kazanılmış bir zafer vardır mesajı veriyor.
*
Filmin sonunda ekrana yansıyan Mevlana'nın bu sözüne; “Açlığa sabır, Allah’ın has kullarına bir lütuftur” fazla yorum yapmayacağım.
Yönetmen burada Ramazan orucu ile ölüm orucu tutanlar arasında fark olmadığına dikkat çekmeye çalışsa da bu söz benim için fazla Bir şey ifade etmedi.
Ben daha çok filmdeki karekterlerle ve yaşam tarzları ile ilgilendim.
*
Bu arada Dondurmam Gaymak gibi sıcak bir Ege hikâyesi daha çeken yönetmen Yüksel Aksu, konservatuvarlı adama Ege köylüsünün paytak paytak yürüyüşünü, şivesini, çapa tutmasını, şunu bunu öğretene kadar yöre halkı için "kendilerini kendilerine oynatmayı" tercih ediyorum demişti.
Muğla'nın Menteşe ve Ula ilçesinde çekilen film bir çok yönü ile izlenmeye değer.
*
Beni en çok cezbeden ve bu yazıyı yazmama sebep yönüne gelince;
Birincisi fildeki roller çok samimi ve sıcak, mesajlar anlamlı, ister dindar olun ister ataist hiçbir kesim dışlanmamış filmde.
İkincisi; aradan yıllar asırlar da geçse, belki dünya yıkılıp yeniden kurulsa bile, bazı gerçeklerin hiç değişmediğini göstermiş film. O gerçeklerden en belirgini ise her zaman özgürlükten, doğadan, yeşilden, paylaşımdan, emekten yana olanlar ile bu güzellikleri sömürerek beslenen kesim hep karşı karşıya geliyor. Bazen baba ve oğul, bazen iki arkadaş bazen de halk ve yönetici.
*
Ve bu film bir şeyi daha çok net gösterdi ki bana, evet ölüm her zaman kötü bir şeydir, ama; anlamlı ölüm ise her zaman anlamlı ve ölen kişiyi ölümsüzleştiren ölümdür. Tamam elbet bir gün öleceğiz, ve bunu er geç herkes tadacak, ancak ne mutlu ki ölümsüzlüğü tadanlara!
YORUM EKLE