İSTANBUL’DA KENTLEŞME VE EKOLOJİK SORUNLAR

Sevgili Okuyucularım. Bütün yakınlarım biliyor. İlk kurucusu olduğum dernek Doğa İle Barış, sonra kurduğum 20 civarında dernek, büyük bir zevkle katıldığım, güzel insanların oluşturduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Çevre Birimi, Doğa Emanetçileri Çevre Eğitim Derneği ve Makine Mühendisleri Odası Kentleşme-Yerel Yönetimler-Ulaşım ve Çevre Komisyonlarında kentimiz ve doğamız için keyifle çalışıyorum.


Babamın subay oluşu, benim futbol oynamam 10-15 ilde yaşamımı sağladı. Birçoğunu da gezerek gördüm. Ama İstanbul bir başka. Bu şehrin çevre ve biyolojik çeşitliliği konusunda çok araştırmalar yaptım. Taa Büyükçekmece Barajının durumuna kadar. Çok sevdiğim ve onun tarafından da sevildiğime inandığım, bir ara Silivri’ye alınan salıverildikten kısa bir zaman sonra ölen, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Orman Fakültesi Hocası, Sevgili Dostum Sayın Prof. Dr. Uçkun Geray’ın da anısına bu günden itibaren İstanbul’un ormanlarından başlayarak İstanbul’un ekoloji (çevrebilim)le ilgili sorunlarından, biyolojik çeşitliliğinin maruz kaldığı sıkıntılardan, insan yaşamına getirdiği sıkıntılardan ve çözüm önerilerinden birkaç hafta bahsedeceğim. Çok harika, çok kapsamlı bir kaynak buldum. 1924 yılında kurulmuş ve Cumhuriyetle yaşıt olan “Türkiye Ormancılar Derneği” Marmara Şubesinin birçok bilim adamıyla hazırlanmış bir kitap geçti elime.


Şube başkanı İsmail Başoğlu’nun dediği gibi İstanbul, 8500 yıllık tarihinin en kalabalık, doğasına ve kültürüne en ağır baskıların yapıldığı, suyunu, toprağını, hatta kimliğini kaybetme noktasına geldiği bir dönemden geçmektedir. Merkezi hükümet, İstanbul’un oksijen deposu ve içme suyu kaynağı olan kuzey ormanlarını adeta bir şantiye alanına çevirmiş, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından yapılan birçok yabancı ve Türk Şehir Plancısının birkaç aylık çalışması sonucu hazırlanan İstanbul İmar Planında dahi yer almayan 3. Boğaz Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu, 3. Havaalanı ve çok sayıda kitlesel göçe neden olacak yerleşim alanlarının inşaatına olanak sağlamış ve ne yazık ki bu olumsuz gelişmeler, her türlü hukuksal mücadeleye rağmen hızla devam etmektedir.


ÇYDD ve Doğa Emanetçileri Çevre Eğitim Derneğiyle o alanları görmeye gittiğimizde ağlamaklı olmuştuk. Ağaçlar kesiliyor, tepeler kazılıyor, göletler molozla dolduruluyor, kuşlar çığlık çığlığa konacak yer arıyorlardı. Tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve doğu ile batının birleştiği noktada olması nedeniyle de büyük bir coğrafi, kültürel ve ekonomik öneme sahip olan İstanbul’da ormanlar bu bütünlüğün vazgeçilmez bir parçası olarak görülmüştür.


Roma İmparatorluğu Dönemi’nden itibaren bir dünya başkenti özelliği kazanmış olan bu kentteki yaşam kalitesinin sürdürülebilmesinin, ancak ormanların korunması ve doğru şekilde işletilmesi ile olur. Yüz yıllar boyunca Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları Dönemi’nde bu yöndeki politikalar kesintisiz uygulanmıştır. Ne yazık ki günümüzde rant her şeyin önüne geçmiştir. Nitekim bu gün Kuzey Ormanları olarak tanımlanan ve İstanbul’a can veren bu ormanların önemli bir parçası olan Belgrat Ormanı’nın geçmişten günümüze tarihsel gelişimini önümüzdeki hafta sunacağım. Sonra İstanbul’un diğer çevresel problemlerini okuyacaksınız. Sağlıklı kalmanız dileklerimle.
Kaynak: HABERDAR
YORUM EKLE