2026: Enerji Dönüşümünün Gerçek Sınavı Biyogaz Olacak
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın 2026 yılı için paylaştığı yol haritası, Türkiye’nin enerji dönüşümünde kararlı bir eşiğe geldiğini gösteriyor.
Güneş, rüzgâr, depolama ve şebeke yatırımları…
Hepsi doğru, hepsi gerekli.
Ancak enerji dönüşümünün gerçek başarısı, en çok konuşulan kaynaklarla değil; en zor, en yerli ve en sessiz alanlarla ölçülür.
İşte tam bu noktada biyogaz, 2026’nın gerçek sınavı olarak karşımızda duruyor.
Biyogaz; manşetleri süslemiyor, büyük ihalelerle gündeme gelmiyor.
Ama her gün, gözümüzün önünde duran çok net bir gerçeği işaret ediyor:
Türkiye’nin atığı var, Türkiye’nin enerjisi var… ama sistem bunu hâlâ yeterince görmüyor.
Hayvansal atıklar, tarımsal artıklar, gıda sanayi atıkları ve belediyelerin organik çöpleri…
Bugün çevresel bir yük gibi algılanan bu tablo, doğru bir bakış açısıyla sürekli, yerli ve stratejik bir enerji kaynağına dönüşebilir.
Ne var ki mevcut tabloda, YEKDEM süresi bitmiş ya da bitmek üzere olan birçok biyogaz santrali için umut giderek azalıyor.
Elektrik fiyatları yetersiz, işletme maliyetleri yüksek, atık yönetimi ise hâlâ bütüncül bir enerji politikası içinde ele alınmıyor.
Sonuç olarak;
Enerji üreten, çevreyi koruyan ve kırsalı destekleyen tesisler birer birer kapanma riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Oysa biyogaz, dünyada artık yalnızca bir yenilenebilir enerji kaynağı olarak görülmüyor.
Atık yönetimi, gıda güvenliği, tarımsal sürdürülebilirlik ve yerel kalkınmanın kesişim noktası kabul ediliyor.
Üstelik biyogazın potansiyeli yalnızca elektrikle sınırlı değil.
Bugün hâlâ biyogaz denildiğinde ilk akla gelen elektrik üretimi olsa da, doğru sistemler kurulduğunda biyogaz doğal gazın yerli ve yenilenebilir muadili haline gelebilir.
Hayvansal atıklar ve organik çöplerden üretilen biyogaz; arıtılıp zenginleştirildiğinde “biyometan” adını alır.
Biyometan ise kalorifik değeriyle, basıncıyla ve kullanım alanlarıyla doğal gazla birebir eşdeğerdir.
Yani konutta yakılabilir, sanayide kullanılabilir ya da doğrudan gaz şebekesine verilebilir.
Avrupa bunu çoktan yaptı.
Biz ise hâlâ biyogazı yalnızca bir elektrik santrali olarak görüp, YEKDEM süresi bitince şalter indirmesini izliyoruz.
Burada sorulması gereken soru çok basit:
Elektrik üretimi ekonomik değil diye, atık üretimi duruyor mu?
Hayır.
Atık her gün var.
Ve atık varsa, enerji de var.
Bugün kapanma riski yaşayan biyogaz tesisleri, doğru bir mevzuat ve vizyonla yerli doğal gaz üreticisine dönüşebilir.
Elektrik yerine gaz satabilir, karbon piyasalarına entegre olabilir ve Türkiye’nin ithal doğal gaz faturasını azaltabilir.
Bu yalnızca bir enerji tercihi değildir.
Bu; atık yönetimi, tarım politikası, kırsal kalkınma ve enerji güvenliğinin aynı noktada buluşmasıdır.
2026 yılı, biyogaz için gerçek bir dönüm noktası olabilir.
Yeter ki meseleye “hangi kaynağı daha çok konuşuyoruz” diye değil,
“hangi kaynağı kaybetmek üzereyiz” diye bakalım.