Benim öngörüm  bu durumun CHP’nin lehine döneceği yönünde.

Benim öngörüm bu durumun CHP’nin lehine döneceği yönünde.

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 

 

 

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verilen “mutlak butlan” kararı sonrası yazdığım köşe yazıma başlık atmakta zorlandım.

Bakın aklımdan hangi başlıklar geçti;

CHP’de Mutlak Butlan: Parti Mi Bölünüyor, Yeniden Mi Kuruluyor?

Mahkeme Kararıyla Gelen Siyasi Deprem

CHP’de İktidar Kavgası mı, Meşruiyet Savaşı mı?

Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü ve CHP’nin Yol Ayrımı

Kurultay İptali Sonrası CHP: Kaos mu, Yeniden Doğuş mu?

CHP’de Yargı, Siyaset ve Koltuk Savaşı

Mutlak Butlan, Mutlak Kriz

CHP’de Saatler Geriye Mi Sarılıyor?

Özgür Özel’den Kılıçdaroğlu’na: CHP’de Güç Savaşı

Muhalefetin En Kritik Sınavı

CHP’nin Önündeki Tehlike: İç Savaş

Bir Mahkeme Kararı, Bir Partinin Kaderi Oluyor

CHP’de Yeni Dönem mi, Eskiye Dönüş mü?

Kongre mi Gelecek, Kopuş mu?

CHP’de Sessiz Darbe Tartışması

*

Siz olsaydınız hangi başlığı atardınız bilmem ama ben; Muhalefetin En Kritik Sınavı veya CHP’nin En Kritik Sınavı başlığını daha anlamlı buldum.

*

 

Türkiye siyasetinde bazı davalar vardır; hukuki boyutunun ötesinde doğrudan siyasi tarih yazımını etkiler. CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verilen “mutlak butlan” kararı da tam olarak böyle bir dönüm noktasıdır. Çünkü mesele artık sadece bir kurultayın iptali değil; muhalefetin geleceği, parti içi meşruiyet tartışması ve Türkiye’de siyasetin yeniden dizayn edilme ihtimalidir.

Mahkemenin kararıyla birlikte teknik olarak Kemal Kılıçdaroğlu ve eski yönetimin göreve iade edilmesi, CHP’de yıllardır görülmemiş ölçüde karmaşık bir tablo oluşturdu. Bir tarafta “delegelerin iradesi gasp edildi” diyenler, diğer tarafta “yargı eliyle partiye müdahale ediliyor” görüşünü savunanlar var. Ancak ortadaki en büyük gerçek şu: CHP bugün yalnızca hukuki değil, psikolojik bir kırılmanın içinden geçiyor.

*

Özgür Özel yönetimi, kurultay sonrası parti tabanında önemli bir değişim beklentisi oluşturmuştu. Özellikle yerel seçimlerde elde edilen başarı, bu değişimin toplumsal karşılığı olduğu şeklinde yorumlandı. Şimdi ise mahkeme kararıyla ortaya çıkan tablo, “sandıkta kazanılan siyasi meşruiyet ile hukuk kararının çatışması” tartışmasını beraberinde getiriyor.

*

Kemal Kılıçdaroğlu’nun tavrı ise sürecin en kritik noktası haline geldi. Gelen kulis bilgilerine bakılırsa Kılıçdaroğlu doğrudan sert bir güç gösterisi yapmak istemiyor. CHP Genel Merkezi’ne polis eşliğinde giren bir genel başkan görüntüsünün, parti hafızasında derin travma yaratacağını biliyor. Gürsel Tekin dönemindeki görüntülerin yeniden yaşanması, CHP açısından sadece kurumsal değil, sembolik bir yıkım olur.

*

Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun daha kontrollü bir strateji izlediği görülüyor. Banka hesapları, avukat değişiklikleri, icra süreçleri ve örgüt kontrolü gibi teknik alanlarda adımlar atılırken; siyasi söylemde tansiyonu düşürme çabası dikkat çekiyor. Yakın çevresine “sert açıklamalardan kaçının” mesajı verdiği iddiası da bunu gösteriyor.

 

Ancak CHP’nin asıl sorunu hukuk değil; güven krizidir.

 

Bugün parti tabanının önemli bir bölümü, mahkeme kararını siyasi operasyon olarak görüyor. Diğer bir kesim ise kurultay sürecindeki şaibe iddialarının mutlaka temizlenmesi gerektiğini savunuyor. Bu iki yaklaşım arasında sıkışan CHP yönetimi, eğer süreci akılcı yönetemezse enerjisini iktidar mücadelesine değil, iç hesaplaşmaya harcayacak.

 

Tam da bu noktada Mansur Yavaş faktörü öne çıkıyor.

 

Yavaş’ın yaptığı “1-2 ay içinde kongre kararı alınmalı” açıklaması aslında uzlaşma çağrısıdır. Çünkü CHP içinde birçok isim biliyor ki; uzun süreli çift başlı yapı, partiyi seçime taşımaz, parçalar. Kulislerde dillendirilen; “Kılıçdaroğlu Mansur Yavaş’ı cumhurbaşkanı adayı ilan edebilir” iddiası da bu nedenle dikkat çekici. Böyle bir hamle, hem parti içindeki tansiyonu düşürme hem de Ekrem İmamoğlu merkezli yeni siyasi denklem oluşturma amacı taşıyabilir.

 

Öte yandan “Ekim Partisi” veya başka bir deyişle Sosyal Demokrat Halkçı Parti kulisleri de muhalefetin yeni arayış içinde olduğunun göstergesi. Bu tür iddialar bile CHP’de yaşanan krizin yalnızca bir yönetim tartışması olmadığını, aynı zamanda alternatif siyasi yapıların konuşulmaya başlandığını ortaya koyuyor.

 

En tehlikeli senaryo ise şudur:

CHP’nin kendi içinde hukuk, icra, disiplin ve kongre savaşına kilitlenmesi.

Çünkü seçmen, sürekli kavga eden bir muhalefetten bir süre sonra umudunu keser. Özellikle ekonomik kriz ve toplumsal sorunların bu kadar büyüdüğü bir dönemde, seçmenin beklentisi “iç hesaplaşma” değil, çözüm üreten bir siyasi merkezdir.

*

Muharrem İnce’nin “Sakin olun, aksi halde tek adam rejimine hizmet ederiz” çıkışı bu yüzden önemlidir. Çünkü CHP’de bugün yaşanan her sertleşme, yalnızca parti içini değil, Türkiye’deki muhalefet dengesini de etkiliyor.

 

Önümüzdeki günlerde üç kritik soru belirleyici olacak:

Kemal Kılıçdaroğlu fiilen genel merkeze geçecek mi?

CHP kısa sürede olağanüstü kurultaya gidecek mi?

Özgür Özel ile uzlaşı mı olacak, yoksa tam kopuş mu yaşanacak?

Bu soruların cevabı yalnız CHP’nin değil, Türkiye’de muhalefetin geleceğini de belirleyecek.

Çünkü bazen bir mahkeme kararı sadece hukuki sonuç doğurmaz; bir dönemin siyasal rotasını da değiştirir.

 

Benim öngörüm ise bu durumun CHP’nin lehine döneceği yönünde.

 

Bakın şimdi 2026 yaz aylarında CHP mahalle ve ilçe kongrelerini tamamlar.

Yıl sonu büyük kurultay yapar.

Kemal Kılıçdaroğlu bu kurultayda aday olmaz.

Özgür Özel (Şayet dokunulmazlığı kaldırılıp yargılanmaz ise) ya tek başına aday olur veya Kılıçdaroğlu ekibinin destekleyeceği bir isim ile yarışır.

Bu defa şaibesiz geçecek kongre sonrası kazanan genel başkan etrafında parti kenetlenir ve iktidar yürüyüşü başlatır.

Neden olmasın?

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *