ÖLÜM VE KADIN

  İnsanoğlu var oluşundan bu yana ölüme karşı mücadele içindedir. İlk dini inanışlarda vardı şimdi de inanılır, ölümden sonra tekrar dirilişe. İnsanlığın ilk yıllarında ölenler varlıkları ile gömülmüşler. Dirilince sıkıntı çekmesin diye. Mısırdaki piramitlerdeki mezar odalarında eşyalar bulunmuş. Çin’de ölümden sonraki dirilişe hazırlık binlerce heykel askerden oluşmuş bir ordunun kralın mezarına gömülmesi de bundandır. Bizim kültürümüzde de Lokman Hekim ölüme çare arama efsanesinden gelir. Bazı insanlar yaşamında iz bırakarak ölümsüzleşirler.


Haydi, gel de unut, Atatürk’ü, Mimar Sinan’ı, Fatih’i, Yavuz Selim’i, Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Binlerce yıl önce yazılan İlyada ile hala yaşayan Homeros’u, Davut Heykeli ile Michelangelo ve Mona Lisa ile Leonardo Da Vinci’yi Unutabilir misin? Hepsi ölümsüzleştiler. Ölüm; doğmanın kaçınılmaz bir sonucudur. Geçtiğimiz hafta da Mersin’in çok beğendiğim Tarsus İlçesinde 20 yaşında bir üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ın akla gelmez düşünülemez bir şekilde öldürülmesi ile tüm Türkiye karalar giydi, ayaklandı. O bir üniversite öğrencisiydi. Başı bağlı değildi ama namusunu korurken canlı canlı bilekleri kesilip, canlı canlı ateşe verilerek öldürüldü. Ölümü milat oldu. Artık unutulmaz.


Tam tarihini hatırlayamıyorum. Aylar önce yine Mersin’de bir grup erkek, kocaları tarafından öldürülen kadınların fotoğraflarını taşıyarak, bu gibi insanlık ayıbını protesto etmek amacıyla yürümüşlerdi. Kadının toplumsal konumunun ne değerde olduğunu çok iyi bilenlerdenim. Derneklerde, partilerde olmazsa olmazdır kadınlar. Neden son on yılda bu tür olaylar çoğaldı. Çünkü kadın evden çıkmamalı, evde çamaşır yıkamalı, yemek yapmalı, çocuğuna bakmalı. Sakallı hoca efendiler ise öz kızlarını kucağına alırsa fenalaşıyormuş, kızlarının dizini görünce içi bir hoş oluyormuş. Artık bıktık bu pisliklerden. Haydi, kızlar okula. Neee! Okula mı? Okul kızları ahlaksız yapar. Onlar evden çıkmamalı.


Düşünceye bakın hele. Ben subay çocuğuyum. 15-20 ilde yaşadım.  Köylerde yaşadım. Erkeklerin bütün gün kahvelerde oturmalarını, kadınların tarlada, bahçede çalışmalarını, hayvanlara yem temin etmek için dağ bayır dolaşıp sırtında yem getirdiğini çok gördüm. Büyük Türk Şairi Nazım Hikmet’in “Yok edin insanın insana kulluğunu” çağrısını gerçekleştirmek için kadınların eğitimli, ekonomik özgürlüğünü kazanmış olması gerekir. Kadına şiddet o zaman biter.  Boş verin bu götürücü, hırsız dincileri. Hepimiz bir Türkan Saylan olalım. O kadınların eğitimine, ekonomik özgürlüğüne kendini adayarak kız çocuklarının okuması için çalışmalar yapmıştı, biz de yapalım.


ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği)’de çalışmalarım bu sebeptendir. Nur içinde yatsın o da bir unutulmaz kadın oldu. Mini etek giyiyorsa sesi çıkmamalı diyen, 10 yaş büyük kadınların yalakası olan pislikler yetiştirdik son zamanlarda. Eğitimli anneler yetiştirirsek eğitimli çocuklara sahip oluruz. Bu da başörtüsüyle olmaz. Özgecan’ın yerinde başı bağlı biri olsaydı göğsüne bıçaklar saplanırken, canlı canlı bilekleri kesilirken namusu uğruna ölür müydü acaba? Ben sahilde erkek arkadaşının kucağında oturanı çok gördüm. Tabii hepsi için söylemiyorum bunu. O simgeye karşıyım. Amerika’da Üniversite bitiren torun saydığım baldızımın kızını Yeşilköy’de uğurlarken çember sakallı, takkeli birileri umreye imam kılıklı birini yolcu ediyorlardı. Bir ara telefonlarına sarıldılar 15-20 takkeli daha hızlı hızlı geldi bir yeri gösteriyorlar hepsi dikmiş gözleri bir yere bakıyorlar. Merak ettim çaktırmadan yaklaştım baktıkları yöne baktım. Ne gördüm sanırsınız? Mini etekli bir hostes. İçimden çuşşş demek geldi ama diyemedim. Al sana dinciler. Sağlıklı kalmanız dileklerimle.  

 

Kaynak: HABERDAR
YORUM EKLE