Şehir 'eski' konu yeni!

  Önceki günkü yazımda Eskişehir'den bahsederken şunları yazmıştım;
... Aslında son 3-4 yıldır her sene bir iki defa gitmeme rağmen bu defa Eskişehir biraz sıkıcı geldi.
Biraz küçük şehir gibi geldi.
Etraf çöp yığını.
Pis koku sarmış sokakları.
Trafik keşmekeş içerisinde.
Sanki bu defa Eskişehir gerçeğini daha iyi keşfettim gibi geldi.
Şehirde var olan iki büyük üniversitenin etrafına derme çatma konutlar yapılaştırılmış.
Mimari özellikleri yok.
Çevre düzenlemesi yok.
Yeşili yok.
Doğası yok.
Alt yapısı yok.
Her iki üniversitenin yanında sırf öğrencileri elde tutmak ve oyalamak için yine elverişsiz şekilde bir iki eğlence mekanı.
Restaurant.
Bakkal, çakkal, köfteci.
Barlar sokağı adı altında çakma Taksim İstiklal ve İzmir Alsancak benzeri bir sokak.
*
Tesadüfen aynı gün Sözcü yazarı Yılmaz Özdil de Eskişehir'den bahsederek şunları yazmış:
“...Hafta sonu Avrupa’daydım. Güzergah boyunca, çimlere yayılmış kızlı-erkekli gençler, kitap okuyor, gitar çalıyor, sıcacık gülümsemeleri her şeyi anlatıyor, mutlular…
Aslına bakarsanız “nefes almak için” senede iki üç kere geliyorum, bu defa 20 kişilik arkadaş grubumla geldim. Biz oradayken, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Tekirdağ’dan gelen gruplarla karşılaştık. Yerli turist yağıyor. Denizi yok ama, plajı, adaları var bu şehrin… Yelken kursu veriliyor, kano şampiyonası düzenleniyor, belediye atölyesinde üretiliyor, nehir teknesi ihraç ediliyor. 
İşim güya yazarlık ama, Anadolu bozkırında yaşanan devrimi tam olarak ifade edemediğimi, kelimelerin yeterli olmadığını hissediyorum.
Bu şehrin çocukları, 15 senedir Beethoven’la Bach’la Mahler’le büyüyor, opera seyrediyor, bale seyrediyor. Bu şehrin çocukları, henüz sekiz yaşındayken, Fazıl Say dinliyor, Genco Erkal’la tanışıyor. Resim, heykel, bu şehrin çocuklarının doğal hayatının parçası… Tarih şuuruyla büyüyorlar. Ağaçla büyüyorlar. Hayvan sevgisiyle büyüyorlar. Akıl’la bilim’le kültür’le sanat’la, zihinlerine duvar örmeden, çocukluklarını-gençliklerini yaşayarak, özgürce büyüyorlar.
Bu şehrin çocukları… Atatürk aydınlanmasının ne anlama geldiğini, uygulamalı olarak, yaşayarak görüyor. Profesör Yılmaz Büyükerşen gibi vizyoner-yurtsever yönetirse, toplumun nereden nereye sıçrayabileceğini, yaşayarak görüyor. Aynı zamanda… Örgütlü cehalet yönetirse, toplumun başına neler gelebildiğini de, yaşayarak görüyor!
Mesleki kariyerimi ortaya koyarak, iddia ediyorum.
Eskişehir’de bugüne değil…
Yarına şahit oluyoruz.
En geç önümüzdeki 10-15 sene içinde, Türkiye’nin geleceğine damga vuracak insanlar, bu donanımlı çocukların arasından, Eskişehir’den çıkacak. Yazın bi kenara… Sanat’ta bilim’de sanayi’de siyaset’te, hayatımıza yön verecek insanlar, bu çocukların arasından yetişecek...”
*
Aynı gün her iki yazıyı okuyan dostlardan bazıları arayarak ve mesaj atarak eleştirdiler beni.
Sen ve Yılmaz Özdil gerçekten Eskişehir'i mi yazdınız?
İkinizden birisi galiba başka şehirden bahsediyor dediler.
Ben de onlara; ‘haklısınız belki ben Eskişehir yerine hafta sonu Siirteydim!’ diyerek geçiştirdim ama galiba bu konuda azıcık yorum yapmam şart oldu.
*
Bakın arkadaşlar arşivden gidin bulun, üç yıl önceki yazımda Özdil'in bahsettiği benzer konulardan ben de bahsediyorum.
Ancak bu yazımda da Eskişehir'in bazı eksikliklerinden ve olumsuz durumlarından bahsetmeye çalıştım.
O güzelim müzeleri yapmak güzel.
Balmumu Heykel Müzesi, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Canlı Tarih Müzesi, Kent Belleği Müzesi, Planetaryum’da uzay aracıyla samanyolunu seyretmek güzel.
Öküz gibi omzuna çarpmayan insanların oluşu güzel.
Yere tükürmeyen uygar yurttaşı oluşu güzel.
Senfoni orkestrası kurmak güzel.
Suna Kan, Gülsin Onay, Fazıl Say konserleri düzenlemek de güzel.
*
Peki ama bütün bunların yanında sağlıklı konutları, evleri, sokakları, geniş caddeleri, keşmekeşsiz trafiği, merkezi yerlerde boğulmak yerine biraz daha etrafa açılan saçılan yaşam alanları da olan bir Eskişehir olsa fena mı olur?
Sadece öğrenci kesimine değil her çeşit insanlarımıza da hitap edecek yaşam alanları da olan bir Eskişehir olsa fena mı olur.
Biz Eskişehir çok kötü demedik ki!
Şehrin eksikliklerinden ve aksayan hizmetlerinden bahsettik.
Yoksa Sayın Yılmaz Büyükerşen'in yaptıklarının gayet de farkındayız.
YORUM EKLE