Silivri’ de Levent Gültekin Konferansı üzerine

19 Ocak2019 cumartesi Silivri Belediyesi’nin kültürel etkinlileri çerçevesinde “Toplumsal Bütünleşme” konulu konferans için gazeteci yazar Levent Gültekin’i dinlemeye gittik. Silivri Belediyesi Yaşar Kemal Sergi Salonu’nda gerçekleşen konferansa hatırı sayılır bir kitle katmıştı.

Levent Gültekin, muhafazakâr bir mahalleden gelip kendi kişisel evrimi içinde; “kendi kendimi tedavi etmeye çalıştım ve çalışıyorum. Ne zaman ki ötekinin hakkını savunur hale gelirsem insanlık yolunu bulmuş olurum.” Diyor. Elbette bu takdire şayandır. Alkışlıyorum. Keşke sizin gibiler çoğalsa. Mark Twain'nin 1900lerin başında: “benim ne ırk önyargım var, ne sınıf önyargım var, nede din önyargım var. Tek umursadığım kişinin insan olması.” Der .Gültekin’in konuşası da aklımda kaldığı kadarıyla bu çizgideydi.

Elbette insanlık mücadelesi ne bu günün, nede dünün sorunuydu. Kadim devirlerden beri süre gelen bir mücadeleydi. Özel mülkiyet ortaya çıktığı günden beri en temel sorun oldu. Evet , bizim içinde insanlık mücadelesi en temel talebiniz ola geldi. Asıl sorun insanları insanlık mücadelesine iten, mecbur bırakan sorun neydi ki, bu soruna karşı mücadele gereği ortaya çıktı. Yanı insanlık sorununu ortaya çıkaran yine insanlar değimliydi? İnsanlık talebi, ezilenlerin mülk ve serveti ele geçirenlerin sömürü ve zulmüne karşı talep edilen şey değil miydi?

Dinlerin ortaya çıkışı, kabile savaşlarından, orta çağ savaşlarına, 20.Yüzyıl dünya savaşanlarına, bu günün yoksul güney ve Ortadoğu halklarıyla, zengin kuzey ve batı emperyalistlerinin doğrudan yada vesayet savaşlarını insanlık değerleri ve mücadelesi açısından nasıl değerlendirmeliyiz?

Ulusların, etnik ve kültürel olarak halkların kendi aidiyet gücüyle hayata tutunmaya mecbur bırakıldıklarını nasıl görmezden gelebiliriz? Kimi ezilenlerin din, inanç, ideoloji, vatan millet bayrak propagandasıyla kendi ezenlerinin yanında yer alması insanlık mübadelesinin esasen ezilenlerin mücadelesi olduğu gerçeğini hiç değiştirmedi. Tarih boyunca “Özel mülkiyet” bizatihi tek başına kavgaların en temel sebebi değil miydi? Ona sahip olan güce de, iktidarı da devlete de sahip olmuyor mu? Levent Gültekin “ muhalefeteyken demokrat olanlar, iktidara gelince diktatör oluyorlar” diyor. Tamda öyle. İktidar mülk ve servetin ele geçirilmesinin aracıysa neden ötekisiyle paylaşsın ki? Demokrasi onca kan ve yıkımdan sonra kısmen bir uzlaşı çözümü olarak uygulanıyorsa da, zorunlu durumlarda “eşitler arası” uygulanan bir yöntemdi.

Doğal olarak nerede baskı artarsa orada direnç doğar. Ezilen insanlar hayatta kalabilmek için kimi zaman inanç değerleri, kimi zaman etnik, ve sınıfsal aidiyet üzerinde yakınlaşırlar bir güvenlik çemberi oluşturmaya zorlanırlar. Mülk ve serveti ele geçirmiş iktidar ve devlet gücüne sahip azınlık “sermaye sahibi insanların”, çoğunluk “insan ezilenlerin” başkaldırışına, direnişine insanlık mücadelesi denmez de ne denir? Mark Twain ve Levent Gültekin’in insanlık mücadelesinde atladıkları tam da buydu.

Çok yüzeysel, derinliksiz bulduğum konuşmanın; dinler, inançlar, cinsiyetler, siyasi ve ideolojik tercihler, etnik grupların tercih ve tepkilerinin maddi bir zemine , neden , niçin, sonuç ilişkisine dokunmadan önermeler yapmaya çalışmak kulağa hoş gelebilir ,hatta hümanistçe algılanabilir ama gerçekle uyuşmaz ne yazık ki.

Kapitalist özel mülkiyet ilişkisi ve mülk servet savaşları kadim zamanlardan beri ezen, ezilen ilişkisinin insanlık değerlilerine nasıl doğrudan etkisi olduğu konusuna hiç değinmeden yapılan sunumlar “ tek tip” insan dan, tektipciliğin inkarcı, asimilasyoncu, dayatmacı, politikalarına hizmete dönüşebilir. Çok sorunlu bir yerdir!

“Demokrat olmak” ezenle ezileni aynı kefeye koymak mıdır? Yoksa ezilenlerin din, dil ,kimlik ,cinsiyet farkı gözetmeksizin, farklılıklarına ve haklarına saygı temelinde, eşitlik özgürlük, adalet ve ekmeğin adil paylaşıldığı bir geleceği savunmak ve bu günün mazlumlarının yanında tereddüt göstermeden durmak değil midir? Bizim ilkemiz de budur Sayın Gültekin.

Dahası mevcut siyasi atmosferi; AKP yi din, CHP yi Atatürkçülük, MHP yi ırk üzerinden tarif ederken HDP yi etnik aydiyet üzerinden aynı kefeye koymak “demokrat” olmayı sorunlu hale getirmez mi? Adil ve adaletli olmak gerekir. AKP, CHP, MHP, İYİ ve SAADET , VATAN partileri Sistemin, devletin, sermayenin, gücün, iktidarın, mülk ve servetin sahipliğini temsil ederler. Yani köle İsaura diliyle söylersek “SAHİP”tirler.

Bilimsel anlamda açıklarsak, egemen ulusun ya da dinin aidiyet baskısı, gücü; eğer haklar , özgürlükler, demokratik ve insan hakları içinde çözülmemişse ötekiler üzerinde zulme, sömürüye yol açar. Azınlıklar, ezilenler ve sömürülenler inkara asimilasyona uğrayan halkların kimlik, inanç dil din, cinsiyet, iş ekmek gibi hakları savunmak temel insan hakkına dönüşür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel sözleşmesine bir göz atmanızı öneririm.

O nedenle HDP yi ÖDP yi TKP yi, İŞÇİ Partisi, EMEP’i v.b partileri var olma, asimilasyona direnme, eşitlik özgürlük, adalet, iş ekmek arayanların yasal siyaset mücadelesini aynı kefede değerlendirmek eleştiri hakkı saklı kalmak kaydıyla “demokratlığınız” sorgulanır hale gelmez mi?

Sonuç olarak Levent Gültekin konferansını muhafazakar mahalleden çıkmış vicdan sahibi olarak kıymetini teslim etmekle birlikte, hayata ”BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN yada 72 MİLLETİ AYNI NAZARDA GÖRENLERİN, insanlaşmanın kuşaktan kuşağa miras kalan mücadelesinin, ardılları olduğumuzu unutulmamasını hatırlatır, eleştirilerimizin de doğru anlaşılmasını umarım.

Kaynak: HABERDAR
YORUM EKLE