2026 yılı için asgari ücret belirlenmeden önce kamuoyunda yüzde 20–25 aralığı sıkça dillendirildi. Ekonomi çevreleri ve işveren temsilcilerinin açıklamalarıyla bu oran adeta “makul sınır” olarak sunuldu. Beklentilerin aşağı çekildiğini düşünen işçiler, açıklanan 28 bin 75 liralık asgari ücretin temel ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğunu ifade ediyor. Ücretin, açıklandığı anda açlık sınırının gerisinde kalması tepkilere neden oldu. Birçok çalışan, gelirinin yetmemesi nedeniyle ek iş yapmak zorunda kaldığını, kredi kartı borçları ve ihtiyaç kredileriyle ay sonunu getirmeye çalıştığını anlatıyor. İlçede görüştüğümüz işçilere göre borçluluk hali istisna değil, yaygın bir tablo.
Zam geldi ama borç bitmedi
Metal sektöründe çalışan bir işçi, maaşının borçlar nedeniyle bankada bloke edildiğini belirterek, “İnsan kaynaklarına gidip maaşı elden alabilir miyim diye sordum. ‘Sizden başka en az 25 kişinin daha hesabı blokeli’ dediler” sözleriyle yaşanan tabloyu özetliyor. Bu durumun yalnızca zam oranlarıyla açıklanamayacağını, birçok çalışanın derin bir borç sarmalında olduğunu söylüyor. Gıda sektöründe çalışan bir başka işçi ise ücretlerin belirli bir bantta tutulduğunu savunuyor: “Asgari ücretin biraz üstündeysen yine aynı oranda zam yapılıyor. Yukarı çıkmana izin verilmiyor.” Tekstil sektöründe çalışan bir işçi de işsizlik korkusuna dikkat çekerek, “En ufak itirazın kapı önüne konulmakla sonuçlanacağını herkes biliyor” diyor. Özellikle 35 yaş üzerindeki çalışanlarda yeniden iş bulma kaygısının daha belirgin olduğu ifade ediliyor. Bu nedenle birçok işyerinde memnuniyetsizlik yüksek olsa da açık itirazın sınırlı kaldığı gözleniyor.
Sessizliğin arkasında ne var?
Uzun çalışma saatleri, yoğun mesai ve artan hayat pahalılığı, işçilerin sosyal ilişkilerini de etkiliyor. Günün büyük bölümünü fabrikada geçiren çalışanlar, eve döndüklerinde yorgunluktan temel ihtiyaçlar dışında bir şeyle ilgilenemediklerini söylüyor. Bu tempo, ortak hareket etme zeminini de zayıflatıyor. Bir diğer unsur ise güvensizlik. “Kim neyi kime söyler?” endişesi, işyerlerinde açık tartışmaların önüne geçiyor. Borçluluk ve işten çıkarılma riski birleştiğinde, ücret meselesi yalnızca ekonomik değil, doğrudan bir “hayatta kalma” sorunu haline geliyor. Yetkililerin yüksek ücret artışlarının enflasyonu artıracağı ve istihdamı riske atacağı yönündeki açıklamaları da bazı çalışanlarda kabullenme duygusu yaratmış durumda. Ancak bu kabullenmenin memnuniyetten çok çaresizlikten kaynaklandığı ifade ediliyor.
Yoksulluk ortak deneyim
Farklı sektörlerde çalışan işçiler, benzer cümleler kuruyor: “Bir ayı çıkarabilmek başarı oldu”, “Zorlanmak artık hayatın normali.” Genç çalışanlar evlilik planlarını ertelerken, çocuk sahibi olanlar eğitim ve temel giderleri hesaplamak zorunda kalıyor. Hastalık durumunda dahi “rapor alırsam primim kesilir mi?” kaygısı öne çıkıyor. Esenyurt’ta bir araya gelen bazı işçiler, yaşananların bireysel değil yapısal bir sorun olduğunu savunuyor. Farklı iş kollarında çalışan emekçiler arasında deneyim paylaşımını artırmak ve dayanışma zemini oluşturmak gerektiğini dile getiriyorlar. İlçede örgütlülüğün zayıf olduğuna dikkat çeken çalışanlar, dağınık tepkilerin ortak bir hatta dönüşmediği sürece ücret pazarlıklarında belirleyici olamayacağını düşünüyor. “Bugün attığımız adım küçük olabilir ama yan yana gelmeden değişim olmaz” diyen işçiler, yoksulluk ve güvencesizliğe karşı daha güçlü bir dayanışma arayışında olduklarını belirtiyor. Esenyurt’ta zam tartışmaları şimdilik düşük sesle sürüyor. Ancak işçiler, geçim sıkıntısının giderek daha fazla kişiyi ortak bir zeminde buluşturduğunu söylüyor.
Yorumlar
*
Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *