Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Deprem Dairesi Başkanlığı verilerine göre, Marmara Denizi İstanbul Adalar açıklarında son 24 saatlik zaman diliminde yoğun bir deprem hareketliliği yaşandı. 19-20 Ağustos tarihleri kapsayan kayıtlara göre bölgede toplam 32 deprem meydana geldi. Sarsıntıların en büyüğü ise 19 Ağustos günü saat 17.43’te Adalar’a 10,23 kilometre mesafede, 7 kilometre derinlikte ve 3,2 büyüklüğünde kaydedildi.
Saat saat ayrıntılar
AFAD verilerine göre Adalar odaklı sarsıntılar 19 Ağustos akşam saatlerinden itibaren ivme kazandı. Aynı gün kaydedilen 11 deprem arasında saat 17.43’teki 3,2’lik ana sarsıntının yanı sıra saat 19.17’de 2,6, saat 20.58’de 2,5 ve saat 22.51’de 1,9 büyüklüğünde sarsıntılar öne çıktı. Deprem hareketliliği 20 Ağustos sabah saatlerine kadar art arda devam ederek gece yarısından sabah 08.18’e kadar 21 ayrı sarsıntı daha üretti. Gece saatlerinde 00.41’de 2,6 büyüklüğünde, 02.49, 03.33 ve 03.45’te ise 2,5 büyüklüğünde depremler meydana gelirken; sabahın ilk saatlerinde 04.31’de 2,8 ve 05.40’ta 2,9 büyüklüğünde iki ayrı sarsıntı daha kaydedildi. Gün içindeki son kayıtlara kadar büyüklükleri 1,1 ile 2,5 arasında değişen mikro depremler tespit edilmeye devam ederken, sarsıntıların odak derinliklerinin genel olarak yerin 7 ila 17 kilometre arasında değiştiği bildirildi.
Büyük deprem üretmez
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, kamuoyundaki "büyük deprem geliyor" algısının bilimsel dayanağı olmadığını savundu. Sarsıntıların ana fay hattında değil, onu dikey kesen ikincil kılcal kollarda oluştuğunu belirten Üşümezsoy, "Adalar fayı yaşlı ve ölü bir faydır, buradan büyük bir kırılma çıkmaz. Bu sarsıntılar 1999 ve sonrasındaki depremlerin bölgeye yüklediği stresin olağan bir sonucudur. Bu zayıf kollar yıkıcı güç biriktiremez" diyerek paniğe gerek olmadığını ifade etti.
En erken tarih 2045
Deprem bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan da küçük sarsıntı sayılarına bakarak kestirim yapılamayacağını, yer kabuğunun 12 farklı fiziksel özelliğinin izlendiğini hatırlattı. Kuzey Marmara’da iki ana deprem beklediğini belirten Ercan, ezber bozan bir takvim verdi: “Büyük deprem için en erken tarih 2045, en olası dönem ise 2075'tir. Hatta bu süreç 2150 yılına kadar bile gecikebilir. Halkın gereksiz yere korkutulmaması gerekir.”
Öncü mü değil mi göreceğiz
Prof. Dr. Okan Tüysüz ise sismolojinin en temel kurallarından birine dikkat çekerek ezberleri bozdu. Her büyük depremin artçısı olacağını ancak her büyük depremden önce öncü sarsıntı meydana gelmediğini vurgulayan Tüysüz, "Bir depremin 'öncü' olduğunu söyleyebilmek için arkasından büyük bir depremin gelmesi gerekir. Şu anki mikro sarsıntılar sadece bu fayın aktif olduğunu gösterir, ötesini söylemek imkansızdır. Bekleyip göreceğiz" dedi.
İncelenmesi lazım!
Yaşanan kümelenmeye daha temkinli yaklaşan Prof. Dr. Osman Bektaş, sarsıntıların 10 kilometre derinlikte, geçmişte (1963) 6.3 büyüklüğünde deprem üretmiş olan Adalar-Çınarcık fay sisteminde yoğunlaştığını vurguladı. Bektaş, bu hareketliliğin basit bir "gaz patlaması" denilerek geçiştirilemeyeceğini, fay hattının derin anatomisinin acilen masaya yatırılması gerektiğini savundu.

Depreme dirençli evler yapın
Geçtiğimiz günlerde uyarılarda bulunan Prof. Dr. Naci Görür ise tartışmaların odağının değiştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. "Er veya geç bu ülkede büyük bir deprem olacak ve binlerce insan ölecek" diyen Görür, "Kendimizi aldatmayı bırakalım. Fayı tartışmayı bırakıp ülkeyi depreme dirençli hale getirmeliyiz. Bunun için siyaset üstü bir bakanlık kurulmalı ve en az 20 yıl ciddiyetle çalıştırılmalıdır. Türkiye’nin gücü buna yeter" çağrısında bulundu.