ÜSKÜDAR’DA DEMOKRASİYE AĞIR DARBE
Üsküdar’da bugün yalnızca bir belediye başkanvekili seçilmedi.
Asıl kaybeden, sandığın iradesine duyulan güven oldu.
İstanbul’un en önemli ilçelerinden Üsküdar’da belediye başkanvekilliği koltuğu, birkaç hafta içinde yaşanan gelişmelerin ardından AK Parti adayına geçti. Dündar Ziya Gültekin, yenilenen seçimin dördüncü turunda 23 oy alarak başkanvekili seçildi. CHP-YENİ Parti adayı Sibel Tan Çetinkaya ise 19 oyda kaldı.
Ama mesele sadece 23’e karşı 19 değil.
Mesele, o 23 oyun hangi siyasi atmosferde ortaya çıktığıdır.
Çünkü Üsküdar’da bundan önceki seçimde CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya 22 oyla başkanvekili seçilmişti. AK Parti’nin itirazının ardından İstanbul 2. İdare Mahkemesi seçim hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi ve seçim yenilendi.
*
Sonraki günlerde ise siyasi tablo bir anda değişti.
Meclis üyelerinin parti değiştirmesi, bazı meclis üyelerinin gözaltına alınması ve soruşturma süreçlerinin seçim takvimiyle aynı döneme denk gelmesi, Üsküdar’daki siyasi tartışmayı sıradan bir belediye seçiminin çok ötesine taşıdı. Kritik seçim öncesinde dört CHP’li meclis üyesi AK Parti’ye geçti; bazı muhalefet meclis üyeleri hakkında da gözaltı işlemleri uygulandı.
*
Şimdi sormak gerekiyor:
Sandık gerçekten sadece sandık mıdır?
Demokrasi yalnızca oy pusulasının zarfa atılmasından ibaret değildir.
Demokrasi; seçilmişlerin görevlerini özgürce yapabilmesi, siyasi tercihlerinin baskı altında kalmaması, meclis aritmetiğinin operasyonlarla veya siyasi transferlerle değiştiği algısının oluşmaması ve seçmenin verdiği oyun sonucuna güvenebilmesidir.
Eğer bir belediyede seçimden seçime siyasi denge değişiyor; seçilmiş meclis üyeleri bir partiden diğerine geçiyor; bazı üyeler gözaltına alınıyor; mahkeme kararıyla seçim yenileniyor ve bütün bunların ardından belediyenin yönetimi el değiştiriyorsa…
*
Burada durup düşünmek zorundayız.
Çünkü mesele artık “AK Parti kazandı, CHP kaybetti” meselesi değildir.
Mesele, siyasetin kurallarının herkes için eşit olup olmadığıdır.
Sandıkta kazanmak başka, sandığa güveni korumak başka
AK Parti adayı bugün seçim sonucunda başkanvekili seçilmiş olabilir.
Bu, hukuki açıdan seçim sonucudur.
Ancak demokratik meşruiyet sadece hukuki prosedürlerden oluşmaz.
Toplumun da o sürecin adil olduğuna inanması gerekir.
Bir seçimin sonucu hukuken geçerli olabilir ama kamuoyunda “Bu sonuç gerçekten seçmenin iradesini mi yansıtıyor?” sorusu büyüyorsa, demokrasi açısından ciddi bir problem var demektir.
Üsküdar’da bugün tam da bu soru soruluyor.
Ve bu soruya verilecek cevap, yalnızca AK Parti’nin ya da CHP’nin sorumluluğunda değildir.
Devletin kurumlarının, yargının, siyasi partilerin ve seçilmişlerin tamamının sorumluluğudur.
*
Asıl tehlike Üsküdar’dan daha büyük
Bugün Üsküdar’dır.
Yarın başka bir belediye olabilir.
Eğer siyasi rekabet, seçim sandığında değil de seçimden önce kurulan baskı alanlarında belirlenmeye başlarsa, demokrasinin en temel prensibi yara alır.
Çünkü demokrasinin özü şudur:
Seçmeni değiştiremezsiniz.
Seçmenin iradesini değiştiremezsiniz.
Seçim sonucunu beğenmediğiniz için oyunun kurallarını değiştiremezsiniz.
Seçim kazanılır.
Seçim kaybedilir.
Ama demokratik yarışın kendisi kaybedilmemelidir.
Üsküdar’da yaşananlar bize tam da bunu hatırlatıyor.
*
Bugün Üsküdar’ın kaybedeni kim?
Belki CHP.
Belki AK Parti’ye geçen meclis üyelerinin eski partisi.
Belki siyasi olarak başka bir taraf.
Ama bence asıl kaybeden çok daha önemli:
Sandığa güvenen vatandaş.
Çünkü vatandaş şunu bilmek ister:
“Ben oyumu verdim. Kim kazanırsa kazansın, benim iradem korunacak.”
Demokrasinin temeli budur.
Bugün Üsküdar’da yaşanan tartışmalar, işte bu güven duygusunu ciddi biçimde sarsıyor.
Ve siyasetçiler şunu unutmamalı:
Sandığı kazanmak mümkündür.
Ama demokrasiyi kaybederseniz, kazandığınız koltuğun hiçbir anlamı kalmaz.
Üsküdar’da bugün bir başkanvekili seçildi.
Fakat asıl sınav şimdi başlıyor.
O koltuğa oturan kişinin değil sadece…
Demokrasinin sınavı başlıyor.
Çünkü demokrasi, yalnızca kazanırken değil; kaybederken de kurallarına sadık kalabilmektir.
Üsküdar’ın ihtiyacı olan şey de tam olarak budur:
Daha fazla güç savaşı değil, daha fazla demokrasi.
Daha fazla siyasi hesap değil, daha fazla sandık güveni.
Ve her şeyden önemlisi:
Milletin iradesine saygı.
Çünkü sandığın üzerinde hiçbir makam yoktur.
Sandığın üzerinde yalnızca millet vardır.
*
Bugün Üsküdar’da yapılan belediye başkanlığının el değiştirilme operasyonu hepimizi kaygılandırdı.
Yarın başka belediyelerin olası el değiştirilme ihtimalini başka seçimlerin de benzer şekilde gerçekleşme ihtimalini bizlere hatırlattı.
Ne gerek vardı bütün bunlara.
Çok mu önemliydi şimdi bu değişiklik.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Üsküdar Belediyesine ihtiyacı mı var?
Halkın demokrasiye olan inancının sarsılmasına ne gerek vardı?
Umarım benzer seçimleri bir daha bu güzel ülkemizde yaşamayız.
Ve umarım bu Üsküdar seçimleri bu şekilde belediye değişiklikleri konusunda son seçim olur!